|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
Kilise
Toplantısında Türkiye
26 Mayıs
2005 günü Alman TV kanalı Phönix’de canlı
olarak verilen bir açık oturumu seyrediyorum: Hannover
kentinde Alman Protestan Kilisesi’nin etkinlikleri çerçevesinde
salonu dolduran seyircilerin karşısında SPD
Genel Başkanı Franz Müntefering, CDU Genel Başkanı
Angela Merkel, Yeşiller Partisi Avrupa Parlemantosu
Milletvekili Cem Özdemir ve diğerleri... Tahminimde yanılmıyorum...
Çok geçmeden tartışma konusu, Türkiye-AB ilişkilerine
yönlendiriliyor. Bayan Merkel, ezberlediğimiz şartlarını
sıralıyor: Kıbrıs, Ermeni Meselesi ve
Ermenistan-Türkiye sınırının açılması,
Kadın-Erkek Eşitliği ve tabii ki “Özel
Ortaklık Statüsü”.... Bay Müntefering, aynı
şartları paylaşmakla beraber, “Görünür bir
zaman dilimi içinde girebilme şansını da tanıyalım”
türünden karışık bir şeyler izah etmeğe
çalışırken; Alman seçmenlerin de gönlünü
hoş tutmaya çalışıyor: “Ne şiş
yansın, ne kebap” taktiği. Cem Özdemir, iki ara
bir derede...
Avrupa’nın yazılı ve sözlü basınını
takip edenler bilirler ki, Türk ve Müslüman Aleytarlığı
buralarda devamlı prim yapar: Gazeteci iseniz; yazılarınız
ilgi görür, gazete ve dergilerde yer verilir, mülâkatlara
davet edilirsiniz. Romancı iseniz; ne kadar karalarsanız
o kadar satış garantisi!... Politikacıysanız;
Türkler ve Müslümanlar ile ilgili taa Ortaçağlardan
beri birikerek gelen kıyamet gibi malzeme var elinizde;
ahalinizi, çekinmeden
korkutabilirsiniz!... Ne kadar Türk korkusu, o kadar oy!...
Hele bir de şansınız yaver gitse film yapımcısı
olsanız; röportajlar, seyirci rekorları, ödüller,
teşvikler ve methiye üstüne methiyeler...
Dişlerimi gıcırdatarak, ülkeme direktifler yağdırarak
alkış toplayanları seyrediyorum. Kitleler
halinde insanlar kiliselerden kaçarken, boşalan
kiliseler müslümanlara satılmamak kaydıyla satışa
çıkarılırken, sübyancı, homoseksüel Hıristiyan
din görevlilerinin yaptıkları ayyuka çıkarken;
Müslüman Türke olumsuz tavırlarıyla meşhur,
Alman Protestan Kilisesi Konsey Başkanı’nın
idaresi ve bilgisi dahilinde, erken seçim havasını
girmiş Alman politikacılarına kilise çatısı
altında Türkiye’yi ezdirmek; Batı cephesinde
Anti-Türkiye kampanyasının sonbahara doğru
daha da çığırdan çıkacağının
işaretidir.
Kaderin cilvesine bakın ki, Türkiye’de batıcı
olmak prim yaparken, Batı’da da batıcı olmak
prim yapıyor. Hem içerden, hem dışardan kıskaca
alınmış Türkiye’nin bu hali, şuurlu
vatanperverlere ızdırap veriyor. AB’nin yüzü
suyu hürmetine ülkemizde birçok müsbet gelişmeler
kaydedilmesine rağmen, Avrupalının tepeden baktığı
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme serüvenine gönlüm
hiçbir zaman razı olmadı. Netice itibariyle de
zaten alınmayacığımız kanaatini taşıyorum.
Kargadan başka kuş tanımaz statükocu iç
dinamiklerle, beş vurup bir okşayan, bunu yaparken
de kendi halkından puan toplayan Avrupalılar arasında
feleğini şaşırmış ülkeme ve
halkıma acıyorum, çünkü; ben de onlarla beraber
ezilen, horlanan, sömürülenlerdenim.
Genelde müslüman, özelde husumet derecesinde Müslüman-Türk
aleytarlığı Avrupa’da millî şuurun
canlanmasına, boşalan kiliselere tekrar insanların
akın etmesine yardımcı oluyor, zemin hazırlıyor.
Fransa’da bile Avrupa Anayasası için yapılacak
halk oylamasında, hayırcıların elindeki en
büyük koz, Türkiye’dir. Bu durum, yapılan araştırmalarda
“11 Eylül 2001”den itibaren daha da bereketlendi. Bin yıldan
beri Hıristiyan Batı’nın uyguladığı
taktikde demekki bir değişiklik yok! Ama biz nereye
ve ne zamana kadar buna tahammül gösterebileceğiz? Bu
“biz”den kastım; içimizdeki bizden olmayan, uşak
ruhlu, özünden kopmuşların dışında
olan ‘biz’dir.
Bizden olan bizimkilere baktığımda; karamsarlığım,
bizimkilerin bölünmüşlüğü kadar artıyor:
İçi boşaltılmış, ülke ve dünya gerçeklerinin
gerisinde kalmış milliyetçilik ve ehil olmayan,
ideolojik bir siyasî islâmcılıktan, reddiyeci bir
akıma, görünüşü müslümanca fakat hayat tarzı
maddeci kapitalizmi aratmayacak derecede olan müslümana
kadar geniş bir yelpaze...Hem o taraf, hem bu tarafda
şahsiyetli duruş ve çıkışlar genel
manzarayı etkileyici olamıyor maalesef...
Türk İslâmiyeti ile bütünleşmiş, millî
davalarda askeri, bürokratı, aydını ve siyasetçisiyle
hedef ve eylem birliği içinde, ABD’si ve AB’siyle tüm
Batı’nın dayatmaları ve direktiflerine
gerektiğinde “restini gördüm!” diyebilecek cürette
ve kapasitede temsilcilerimizi gözlerim aradı, kilisede
Türkiye tartışılırken.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|