|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
Divan Sohbetleri
Her Perşembe
-Canlı Yayın-
Saat: 22.00
"türkshow'da"
Kalemi Silah Olarak Kullanmak
“...yedi okuma yazma bilen dışında kimsenin okuma yazma
bilmediği büyüklük taslama, kılıç, mal, deve ve erkek
çocuktan başka birşey görmeyen bir toplumda mucizesinin
kitap olduğunu biliyordu. İşte bu bir mucizedir. Kitap;
tarihinde bir tek kitaba rastlanmayan bir topluluk! Allah’ı
‘mürekkep kalem’ ve ‘yazıya’ and içiyor. Kalemi bir kaç
aciz, aşağılık, soysuz kimsenin iş aracı olarak niteleyen
bir toplulukta bu bir mucizedir. (Dr. Ali Şeriati,
Muhammed’i Tanıyalım, s. 64)”
Bu “mucize”yi kavrayabilecek, idrak edip hakkını
verebilecek, eli kalem tutanlara, kitap kıymeti bilen “ehl-i
kitap”lara şiddetle ihtiyaç var. Ülkenin etkili ve yetkili
aydınları Son Elçi’yi duymamak için halâ kulaklarını
tıkamaya ve İslâm’ın asıl mucizesi olan Kitap’tan uzak
durmaya devam ediyor. Hz. Peygamber’i doğru anlayabilecek
kapasitedekilerin bir kesiminin gönül gözü kapalı iken,
diğer kesiminin avam takımı, hadisenin teferruatıyla meşgûl.
“İslâmcı”lara havale edilmiş İslâm, gelenekçi zihniyetin dar
kalıplarına, ‘tecrübe’den ziyade ‘tercüme’ aydınlarının
düşünce duvarları arasına hapsedilmiş. Merhum Şeriati’nin
müslüman aydınlar içn kullandığı bu iki sözcük, ülkemizin
Batı’dan sadece tercüme yoluyla aldıklarıyla yetinen,
ezberci, seküler (dünyevi) aydını için de geçerlidir.
Türkiye müslümanlığı bu cepheden de, Batılı gözüyle kend
ülkesine bakan aydınlarımızın hışmına uğramıştır.
Batı’nın iktisadî ve askerî taaruzundan daha tehlikeli
olan kültürel saldırısı karşısında kendisini bir türlü
toparlayamayan, kendine gelemeyen İslâm dünyasından,
entellektüel savaşın ileri cephesinde tek tük de olsa,
Arapça konuşan coğrafyadan, Hint-Pakistan müslümanlarından
ve İran’dan düşünürleri görmekteyiz. Henüz daha bu sahada
millî sınırların dışına çıkabilmiş Türk/Türkiye kökenli
düşünürümüzün hasretini çekmekteyiz. Toplu ibadette, “Ey
müslümanlar, safları düzgün ve sık tutunuz”la başlayan
askerî komut; ister ilahî, ister dünyevî olsun, düşünce
hayatımıza da benzeri emrivakiliklerle yansıyınca, çağımızın
İbn-i Rüşdleri’ni, Farabileri’ni, İbn-i Sinaları’nı
yetiştiren bir Türkiye’den mahrum kaldık.
Kültür, düşünce ve sosyal hayatınızı hem şekillendiren
ve hem de mayasını oluşturan bin yıllık din olgusunu yok
sayamaz, görmemezlikten ve bilmemezlikten gelemezsiniz!..
“Geliriz!” diyebilen acemi kabadayıların başına ise,
Türkiye’nin başına gelenler gelir.
Muhakkak ki marjinal grupların temsil ettiği bir din
anlayışını benimsememiz mümkün olamayacağı gibi, siyasi
iradenin emrine amade bir din anlayışıyla da yıldızlarımızın
barışık olması mümkün değildir. Dünyada esen beyin
fırtınasının farkında olanların farketmiş olmaları gereken
bir başka hakikat da, bu çağın İslam çağı oluşudur. Bu
cümlenin altını çizerek söylerken; bunun, müslümanlar çağı
manasına gelemeyeceğini de vurgulamak isterim. Daha
21.yüzyıl başlar başlamaz değerler (kültür, medeniyet)
bazındaki savaş, İslam’a karşı başlatıldı. Batı dünyasındaki
fikrî gelişmeleri takip edebilenler de rahatlıkla
görmektedirler ki, her yönüyle İslâm, müslüman olmayan
beyinleri ehl-i İslâm’dan daha çok meşgul etmektedir. Dr.
Murad Hofmann’ın dediği gibi, hiddet ve önyargıyla da olsa,
“bu İslâm dedikleri de neyin nesi, nemene birşeydir” diyerek
incelemeye koyulan ve Kuran-ı Kerim’i eline alan gayr-i
müslimlerin hepsini olmasa da, bazılarını, kendi
araştırmaları, İslâm’ı din olarak tercih etmek gibi neticede
süpriz bir tehlike (!) beklemektedir.
Bugünlerde “Kutlu Doğum” çerçevesinde kutlamalar
yapılmakta, Efendimiz’i herkes kendine göre anlatmaya
çalışmaktadır. Çoğu kez gösterişe ve gösteriye dönüşen Kutlu
Doğum etkinliklerinden birçok insan gibi ben de rahatszlık
duysam bile, yine de geçmişe kıyasla, bunu da müsbet yönde
bir gelişme olarak gördüğümü ifade etmek isterim. Güller,
ilahiler, mevlütler ve selavatlarla süslediğimiz “Kutlu
Doğum”da gaye, Allah Elçisi’ni anmaktır. Başka bir ifadeyle,
O’nu anlamak için bunlar yeterli değildir. Bizim ise, Hz.
Muhammed’i anlamaya şiddetle ihtiyacımız var, çünkü
asırların ihmalkârlığını telafi etmek gibi bir durumla karşı
karşıyayız. Çünkü, “Bizim geçmiş İslam düşüncemizin tenkitli
bir incelemeye tabi tutulmasına olan ihtiyaç daha da
acildir” (Prof. Fazlur Rahman, İslam ve Çağdaşlık, s. 275).
Bir taraftan Hz. Peygamber’e, dolayısıyla İslâm’a olan
ilginin toplumun bütün katmanlarında artarak devam etmesi
(kendini müslüman kabul eden) insanı sevindirirken, diğer
taraftan “Peygamber’e mi uymak, yoksa Peygamber’i kendisine
mi uydurmak” ikilemi, bizi endişelendiriyor. “Alimlerin
mürekkebi şehitlerin kanından daha üstündür” diyecek kadar
aydına değer veren, cehalete kitapla ışık tutan, kötülükler
ve geri kalmışlıkla savaşta asıl silahı kalem olarak tercih
eden Peygamberi bu yönüyle ne kadar anlayıp takip
edebiliyoruz?...
Düşüncelerimize tercüman olan Şeriati’nin şu
tesbitlerinin altını beraberce bir daha çizelim: İsa, medenî
Roma toplumunda ölüyü diriltiyor, köre görme, felçliye
yürüme gücü bağışlıyor. Muhammed’se topluma kitap veriyor.
Musa, mucizeli asası ile Firavun ve hokkabazlığa savaş
açıyor. Muhammed’se ‘Kalem’le!...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|