·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Kimliğimin Altı-Üstü

Bazı milletler konuşa konuşa, bazıları da döğüşe döğüşe bir yerlere varırlar. O varılan yer; ya yolların birleştiği veya ayrıştığı yerdir. Bir zamanlar ideolojik kamplaşmalar Türkiye’yi “sağ”a ve “sol”a ayırmıştı. Daha sonra bilhassa aydın kesiminde laik-antilaik tartışması zuhur etti. 1980’li yıllardan itibaren, bu tartışmalara paralel olarak bölücü Kürtçülük hareketi şiddet yoluyla ve dışarıdan aldığı maddi-manevi destekle varlığını kabul ettirdi.

Bugünlerde Türkiye kamuoyunu meşgul eden konuların başında kimlik kavramı gelmektedir. Bu kavramdan kim ne anlıyor veya bu sözcükle kastedilen nedir, bunun tartışması yapılmaktadır. Yaratılış olarak bardağın hep yarısını dolu görmeme rağmen, ülkemizdeki kimlik tartışmalarının getirilmek istendiği nokta beni son derece endişelendirmektedir.  Değişik milliyetleri ve inançları asırlarca bünyesinde barındırabilmiş bir geçmişi lanetleyerek yeni nesiller yetiştirirseniz, alacağınız netice de şimdikinden daha farklı olamaz! Her medeniyetin şekillenmesinde ve hayatiyet kazanmasında yeri doldurulamayacak kadar önemli şahsiyetler belirleyici, yönlendirici hizmetler verirler. Onlar sözkonusu medeniyetin ana taşıyıcılarıdırlar. Bir milletin veya medeniyetin edebî, beşerî ve fikrî hayatı onların açtığı yolda mesafe alır. Onlar okunmadığı, anlaşılmadığı ve anlatılmadığı taktirde gökkubbeniz başınıza çöker!

Okumayanlarımızı bir kenara bırakıyorum. Okuyanımızın anlamadığı, anlayanımızın da anlatamadığı bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. O acı gerçek şudur: Değişik ırk ve inançlarda olan biz kendimizi tanımıyoruz! Şayet kendimizi tanımış olsaydık, önce içimizdeki sen-ben kavgasına mahal kalmaz, kendi farklılıklarımızla birlikte yaşamayı (geçmişte olduğu gibi) bilir ve dışarıdan yönlendirmelere kulak vermezdik. Batılının dinsizi de dinlisi de Hz. İsa’dan önceki Eski Yunan ve Roma medeniyetlerinden başlayarak günümüze kadar gelen Hıristiyan-Batı değerlerinin tamamına kucak açar. Batılı düşünce ve hayat tarzını kendisine örnek olarak alan kendi az veya çok dinsizlerimize hatırlatma babından söylüyorum; Batılı’nın değerlerine kucak açmasını dinle alakalandırmadan sahiplenebildiğini görebilmek gerekir.

Modern veya çağdaş hayat tarzında bildiğiniz gibi dine ve dolayısıyla dindara hayat hakkı tanınmaz. Halbuki bizim medeniyet anlayışımızda, manevi dünyamızın mimarlarından Yunus Emre; yetmiş iki milleti aynı gözle görürken, Mevlana; “Biz pergel gibiyiz. Bir ayağımız din üzerinde sağlamca durur, öteki ayağımız yetmiş iki milleti dolaşır” diyerek; Yunus gibi “yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdiğimizi” ve bu sevginin temelinde din olgusunun yattığını vurgulamaktadır. Şimdi siz bu hakikatı görmemezlikten ve bilmemezlikten gelirseniz, gece-gündüz televizyon kanallarında ve gazete sayfalarında lak-laklayarak meseleyi çözemezsiniz. Yunusları, Mevlanaları dilinizden düşürmemeniz de size ve bize fayda sağlamaz! Çünkü, söylediğimizi uygulamıyoruz. Yani biz göründüğümüz gibi değiliz! Alevi-Sünni kutuplaşmasında her iki tarafın da ittifak ettiği isimlerin başında; Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre ve Mevlana gelir. Her ikitaraf da elini vicdanına koyarak kendilerine sorsunlar: Onlar gibi söylerken acaba onlar gibi de inanarak mı söylüyoruz? Ve söylediklerimizin arkasında, sözümüzün eri miyiz? O halde, “ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün” ki, neci olduğunu ve kimden yana durduğunu, dediklerin sahi mi, yoksa sahte mi bilelim!

Malûmunuz olduğu üzre, Türkiye’deki kimlik tartışmasının çekirdeğini Kürt konusu oluşturmaktadır. Şayet Kürt, Kürtçe değil de anadil olarak Türkçe konuşsaydı, bu bölücülük ve azınlık ırkçılığına varan konu, mesele olmaktan çıkacak ve tartışılmaya bile değer olmayacaktı. Türkiye’nin başına çorap ören ve askerinin başına çuval geçirenler bu sefer de hiç şüpheniz olmasın, başka meselelerle bizi asıl hedefimizden alıkoyarak meşgul edeceklerdi.

“Nice Hintli ve nice Türkün dili birdir de nice iki Türk birbirine yabancıdır.”(Hz. Mevlâna) Galiba asıl sıkıntımız buradan kaynaklanmaktadır. Kürtümüzle barışsak, Alevimizle kavgalıyız. Onunla da sulh sağlasak, Ekümenlik, Ermeni, Laik, Antilaik Meselelerimiz var. Aynı dili, aynı dini ve vatanı paylaştıklarımızla bile bizim daha nice alt kimlik, üst kimlik meselelerimiz var. Çünkü biz, “biz kimiz?” sorusunun daha cevabını aramakla meşguluz. Sadece o mu? Bizim aynı davayı paylaştıklarımızla, aynı mezhebe mensup olanlarımızla da kavgamız var. Hıristiyan Birliği’ne girmek için can atarken, nice gayri müslimlerle anlaşmalar, dostluklar, ittifaklar kurarken, gerek kendi içimizde ve gerekse yanıbaşımızdaki dindaşlarımızla  düşmanlıklarımız da başka bir gerçeğimizdir.

Yine Mevlana’nın dediği gibi, “Öyleyse yakınlık dili başka bir dildir. Gönül beraberliği, dil birliğinden daha iyidir.”.  Türkiye toprakları üzerinde yaşayan insanların huzuru ve refahı için gönül birliğimizi sağlayabilsek, birbirimize herşeyden önce “eşref-i mahlûkat” olarak yakınlaşabilsek, kimliğimizin altını da üstünü de tartışma konusu olmaktan çıkarmış olacağız.

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Kimliğimin Altı-Üstü
Ayten Kılıçarslan
Almanya yaşlanıyor
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Kürtçüler Yalan Söylüyor
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Yakup Yurt
ÖEK Üçlüsüne Ne Oldu?
M. Ali Aladağ
Sarık-Cübbe ve Takım-Kravat
Üzeyir Lokman  Çaycı
Sana " Bir Gecede Kal" Demem
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Rumları AB, Kürtleri ABD koruyor...
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Şefik Kantar
Türklerin ve AB’nin geleceği
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç