|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Kötüler ve İyiler
“İnsanların en kötüsü,
kendisini onların en üstünü görendir”
(Hz. Ali)
Olay, Mısır veya Türkiye gibi bir
müslüman ülkede vuku bulmuştu: Bir çocuk annesi ve aynı
zamanda hamile olan genç Alman kadın, kendini bilmez,
şımarık yerli müslüman erkeği uygunsuz hareketlerinden
dolayı uyardığından, en bayağı hakaretlere maruz kalmıştı.
Bir hıristiyan yabancı nasıl olur da müslüman yerli bir
erkeğe insanlık dersi vermeğe kalkar... Genç kadının dinine
hakaretler yağdıran adam, onu aşağılık, adi bir yaratık
olarak nitelendirirken, bunlara ilaveten;“İslâm düşmanı
terörist!” deyince, kendine son derece güveni olan kültürlü
kadın, bir yabancı kadına bu derece hakaretler yağdıran
müslüman yerli hakkında davacı olmuş ve mahkeme hıristiyan
kadını haklı bularak yerliyi cezalandırmıştı.
Müslüman erkek, kendi ülkesinde hak arayan ve onu mahkûm
ettiren bu hıristiyan kadının elde ettiği hukuk üstünlüğü
karşısında çılgına dönmüştü. Daha hâkimlerin ve polislerin
karşısında iken bu “aşağılık yaratığa” haddini bildirmeye
karar verdi: Bıçağını çektiği gibi bütün dünya
müslümanlarının intikamını bu kadından alırcasına var
gücüyle dört aylık hamile kadını tam on sekiz yerinden
parçaladı. Karısını kurtarmak isteyen akademisyen kocasının
vücuduna da hiç gözünü kırpmadan bıçağını sonuna kadar
sapladı. Olaya müdahale etmek isteyen polis tabancasını
çektiği gibi, karısını kurtarmaya çalışan sarışın, mavi
gözlü yabancıya birkaç el ateş etti. Çünkü düşünmeğe zaman
olmadığı bu yerde saldırgan, esmer tenli yerli müslüman
erkek olamayacağına göre, olsa olsa şu bütün müslümanları
yok etmeyi kafaya koymuş, terörist ruhlu sarışın hıristiyan
olabilirdi... Zavallı genç kadın aldığı bıçak darbeleriyle
oracıkta can verirken, kocası da bir taraftan saldırgan
müslümanın bıçaklamasına ve diğer taraftan polisin
kurşunlarına rağmen mucize kabili ağır yaralı olarak
kurtuldu.
Olay duyulur duyulmaz, Alman televizyon kanalları, radyo
istasyonları canlı yayınlarla ve bütün gazeteler manşetten
bu haberi verirken; uluslararası haber ajansları da bütün
dünyaya müslüman bir ülkede hıristiyan bir kadının mahkeme
salonunda, hâkimler ve polislerin gözleri önünde vahşice
bıçaklanarak öldürülmesini duyuruyorlardı.
Çok geçmeden Batı’nın güçlü medya kuruluşlarının yazılı ve
görüntülü organları bu cinayet olayına adeta kilitlenmiş,
irili ufaklı siyasî parti temsilcileri, devlet adamları da
diğer taraftan bu olay üzerinden sözkonsu müslüman ülkenin
şahsında bütün bir İslâm âlemine karşı sanki “Haçlı
Seferleri” başlatmışlardı. Müslümanların ne derece kadın
düşmanı, gerici, terörist ve Batı düşmanı olduklarını,
ülkelerine gelen yabancılara dahi tahammülleri olmadıklarını
her eli kalem tutan, ağzı laf yapan tekrarlarken, Avrupa
ülkelerindeki müslüman göçmenlerin derhal sınır dışı
edilmesi gerektiği konusunda da hemen hemen herkes
hemfikirdi.
Sanki dünya çökmüş altında kalmıştı; nefes alamıyor, boğulur
gibi oluyor, çırpınıyordu. “Ya Rabbi bizim başımıza gelen bu
nedir? Neredeyse bir ömrü Almanya’da geçirmiş olan benim
gibi milyonlarca müslüman şimdi nasıl sokağa çıkar?” diyordu
ki, kendi sesine uyandı...
İnanılmaz bir acı içindeydi... Sağına soluna baktı, uzandığı
koltuğun üzerinde uyuya kaldığını anladı ve derinden bir of
çektikten sonra, “çok şükür kâbus görmüşüm” dedi.
Ve kâbustan beter gerçekler
Gerçi kâbustan kurtulduğuna sevinmişti adam, lâkin ondan
daha beter bir Almanya gerçeği karşısında dünyası yeniden
tarümar olmuştu:
1.7.2009 tarihinde Almanya’nın Dresden şehrindeki mahkeme
salonunda Axel W. Adlı Alman tarafından 18 yerinden
bıçaklanarak öldürülen Merve El Şerbini adlı Mısırlı 31
yaşındaki hamile kadının trajik olayı, unutmak üzere olduğu
Mölln ve Solingen cinayetlerini yeniden hafızasında
canlanmasına vesile olmuştu.
Hakikatle hayal arasında gidip gelirken birara kendi kendine
dedi ki; meselâ sözkonusu olay Almanya yerine Türkiye’de
vuku bulsaydı ve öldürülen kadın Mısırlı-Müslüman değil de,
Alman-Hıristiyan olsaydı... Bu sefer gerçek, yukarıdaki
“kâbus”un bin katı olarak hayatımızı cehenneme çevirmez
miydi?
Biz yine de, çok şükür bu bir kâbustu diyerek teselli bulduk
ama son 15-20 sene içierisinde Almanya’da Türk veya Müslüman
kimliğinden dolayı nice insanlar öldürüldü. Bazen katiller
“Çocuklar” oldu, bazen “Naziller” şimdi de Merve olayında
olduğu gibi, “Rusya Almanı” katil olarak karşımıza çıktı.
Almanya yabancı düşmanı bir ülke değil! Almanya ne Türklere,
ne de diğer Müslümanlara hasım bir ülke de değil! Tam
tersine; AB içinde belki de müslüman ülkelerle en iyi
münasebetleri olan ülkelerin başında gelir. Fakat Almanya’da
yabancıların, başta Türkler olmak üzere diğer milliyetlerden
müslümanların yakıldığı, öldürüldüğü ve belli mihraklar
tarafından sürekli psikolojik tehdit altında oldukları bir
vakıadır!
Allah muhafaza, eğer bir Türk veya Mısırlı kendi ülkesinde
böylesi bir cinayet işleseydi, utancımızdan kahrolmamız
yetmezmiş gibi, Almanya medyası ve kamuoyu bizi bir kaşık
suda boğardı.
Daha çocuk yaştaki bir İngiliz kıza Antalya’da tecavüz
iddiasından tutuklanan Marco adlı Alman genç için bu ülkenin
tv kanalları özel canlı yayınlar, açık oturumlar mı,
gazetelerde çarşaf çarşaf yorumlar mı yapılmadı, Türkiye’yi
yerden yere mi vurmadılar... Marco için kilisede âyinler
yapıldı, mumlar yakıldı, dayanışma yürüyüşleri tertiplendi.
Zehir-zemberek demeçlerler veren Alman siyasiler sanki
Türkiye aleyhtarlığında yarışa girmişlerdi. Başbakandan
dışişleri bakanına kadar üst düzeyde, bir millî, mesele gibi
değerlendirilen bu yüz kızartıcı olay sanki Almanya’nın
millî, meselesi oluvermişti aniden... Hatta üst düzey bir
CDU’lu politikacı, Marco serbest bırakılmadığı taktirde
Türkiye’nin AB Üyeliğinin tehlikeye girebileceği tehditini
savuruyordu.
Merve olayında gözlerimiz o Almanya’yı aradı... Alman
medyası, kamuoyu, siyasileri günlerce bu iğrenç ve dehşet
verici olayı görmemezlikten, duymamazlıktan geldiler. Zaten
sindirilmiş Almanya müslüman azınlığın birinden ses
çıkarken, diğeri gerçeği görmemek için deve kuşu misâli
kafasını adeta kuma soktu. Kendisinden olan için bu kadar
duyarlı olan Alman medyası, kamuoyu ve siyasileri, 50
senelik geçmişine rağmen hâlâ öteki olarak gördüğü müslüman
vatandaşlarına niçin sonuncu sınıf muamelesi yapıyor?
Alman Axel W. Başörtülü Merve’yi sırf müslüman olduğundan ve
buna bağlı olarak, İslâm’a olan nefretinden dolayı acımadan
öldürdü. Bu tesbitte Alman yorumcularının hemen hemen
hepsinin görüşleri örtüşüyor.
Siz iyi olabilirsiniz fakat ötekiler de hep kötü
değiller!
Solingen ve Mölln katliamlarını gerçekleştirenlerin
Türke karşı duydukları kin, herhâlde doğuştan, ana karnında
öğrenilmemişti. O gençleri yetiştiren, eğiten, onlara
iyileri ve kötüleri öğreten, gösteren aileleri, çevreleri ve
yönlendiren medyaları vardı.
Almanya müslüman düşmanı bir ülke değil! Fakat Almanya’da
müslüman kimliğine sahip olmak; beraberinde birçok
dezavantajları ve riskleri göğüslemek demektir. Özellikle
başörtülü kadınların maruz kaldıkları tehlikeler bazen
onların toplum içindeki hareket kabiliyetini ve sahasını
sınırlayabiliyor. En yaralayıcısı da; çevredekilerin onlara
aşağılayıcı ve dışlayıcı bir gözle bakmalarıdır. Merhum
Merve El Şerbini şayet başörtülü olmasaydı muhtemelen İslâm
düşmanı Axel W.’nin bıçak darbelerinin hedefi olmayacaktı.
İnsanın kanını donduran “kâbus”un hakikisi, gerçeği; Merve
El Şerbi’nin adaletin hanesinde, devletin himayesindeyken
saldırıya uğramasıdır... Ve asıl kâbus, Almanya’nın bu olay
karşısında günlerce susmasıdır! Niçin?... Biz müslümanlar bu
suskunluktan korkuyoruz. Almanya bu sorunun cevabını henüz
daha vermiş değil...
Almanya’da son yıllarda ısrarla “başörtüsü”nü İslâm’ın
simgesi imiş gibi lanse edenler emellerine ulaştılar:
Başörtülü temizlikçi olabilirsiniz fakat öğretmen değil!
Almanya müslümanlarının bütün itirazlarına rağmen, “Radikal
İslâm eşittir Başörtüsü” demeğe getirdiler. Bu ülkenin
yazar-çizer takımının ve siyasetçisinin kahır ekseriyatı,
başörtüsünün içindeki kafanın örümcek ağıyla örülmüş,
gerici, cahil, medeniyetten yoksun kafalar olarak kamuoyuna
takdim ettiler. Müslüman eşittir potensiyel terörist; her an
patlamaya hazır bomba yorumlamasının ve kitlelere böyle
yansıtılmasının neticesinde Axel W. de, “Terörist” diye
saldırdığı Merve’yi öldürmekle, belki de kendine göre, iyi
bir Hıristiyan-Alman’ın yapması gerekeni yapmıştı.
Almanya, bu sefer de katilin “Rusya Almanı” olduğunun
arkasına sığınmamalıydı. Önde gelen gazeteler buna çok vurgu
yaptılar. Solingen’nin katilleri “Çocuklar”, Mölln’ün
katilleri “Neonaziler”, Dresden’in (Merve El Şerbini) katili
de “Rusya Almanı” demekle vicdanları rahatlıyor ve
kendilerini inandırabiliyorlarsa, o da kendi bilecekleri
iştir...
Şunu gerçekten merak ediyoruz: Ülkesine akademisyen olarak
gelmiş bir hamile kadını öldürecek kadar gözü dönmüş,
müslüman düşmanı Axel’in başına Mervenin başına gelenler
gelmiş olsaydı, acaba yine “Canım o bir Rusya Almanı”
diyerek, şimdiki gibi, olayı görmemezlikten ve
duymamazlıktan mı gelirdiniz?
Almanya sadece iyilerden ibaret bir ülke, müslümanlar da
sadece kötülerden ibaret topluluklar değiller! Lütfen
Çocuklarınıza, Neonazilerinize ve Rusya Almanlarınıza
gözkulak olun! Bir daha yakılmak, dövülmek, aşağılanmak ve
öldürülmek istemiyoruz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Kötüler
ve İyiler
Tesadüflere
terkedilmiş bir azınlık
Ruhu
çalınmış Türk
Yol
haritamız
Göçmen
Türkün Çağdaşlık Meselesi
Kendi
Modernitesini Gerçekleştiremeyen Toplumlar
Müslüman,
Milliyetçi ve Demokrat Olmak...
Kendi
Eksenine Dönüş
Dirilin
Artık...
Toplumun
Kemâle Ermesi
Bu
Parantez Açılmalıdır
Ebuzer:
Sürgündeki Ülküdaşım
SAYFA
BASI
|