A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de






Kötüler ve İyiler

                                                             
 “İnsanların en kötüsü, kendisini onların en üstünü görendir”
                                                                (Hz. Ali)

Olay, Mısır veya Türkiye gibi bir müslüman ülkede vuku bulmuştu: Bir çocuk annesi ve aynı zamanda hamile olan genç Alman kadın, kendini bilmez, şımarık yerli müslüman erkeği uygunsuz hareketlerinden dolayı uyardığından, en bayağı hakaretlere maruz kalmıştı. Bir hıristiyan yabancı nasıl olur da müslüman yerli bir erkeğe insanlık dersi vermeğe kalkar... Genç kadının dinine hakaretler yağdıran adam, onu aşağılık, adi bir yaratık olarak nitelendirirken, bunlara ilaveten;“İslâm düşmanı terörist!” deyince, kendine son derece güveni olan kültürlü kadın, bir yabancı kadına bu derece hakaretler yağdıran müslüman yerli hakkında davacı olmuş ve mahkeme hıristiyan kadını haklı bularak yerliyi cezalandırmıştı.

Müslüman erkek, kendi ülkesinde hak arayan ve onu mahkûm ettiren bu hıristiyan kadının elde ettiği hukuk üstünlüğü karşısında çılgına dönmüştü. Daha hâkimlerin ve polislerin karşısında iken bu “aşağılık yaratığa” haddini bildirmeye karar verdi: Bıçağını çektiği gibi bütün dünya müslümanlarının intikamını bu kadından alırcasına var gücüyle dört aylık hamile kadını tam on sekiz yerinden parçaladı. Karısını kurtarmak isteyen akademisyen kocasının vücuduna da hiç gözünü kırpmadan bıçağını sonuna kadar sapladı. Olaya müdahale etmek isteyen polis tabancasını çektiği gibi, karısını kurtarmaya çalışan sarışın, mavi gözlü yabancıya birkaç el ateş etti. Çünkü düşünmeğe zaman olmadığı bu yerde saldırgan, esmer tenli yerli müslüman erkek olamayacağına göre, olsa olsa şu bütün müslümanları yok etmeyi kafaya koymuş, terörist ruhlu sarışın hıristiyan olabilirdi... Zavallı genç kadın aldığı bıçak darbeleriyle oracıkta can verirken, kocası da bir taraftan saldırgan müslümanın bıçaklamasına ve diğer taraftan polisin kurşunlarına rağmen mucize kabili ağır yaralı olarak kurtuldu.

Olay duyulur duyulmaz, Alman televizyon kanalları, radyo istasyonları canlı yayınlarla ve bütün gazeteler manşetten bu haberi verirken; uluslararası haber ajansları da bütün dünyaya müslüman bir ülkede hıristiyan bir kadının mahkeme salonunda, hâkimler ve polislerin gözleri önünde vahşice bıçaklanarak öldürülmesini duyuruyorlardı.

Çok geçmeden Batı’nın güçlü medya kuruluşlarının yazılı ve görüntülü organları bu cinayet olayına adeta kilitlenmiş, irili ufaklı siyasî parti temsilcileri, devlet adamları da diğer taraftan bu olay üzerinden sözkonsu müslüman ülkenin şahsında bütün bir İslâm âlemine karşı sanki “Haçlı Seferleri” başlatmışlardı. Müslümanların ne derece kadın düşmanı, gerici, terörist ve Batı düşmanı olduklarını, ülkelerine gelen yabancılara dahi tahammülleri olmadıklarını her eli kalem tutan, ağzı laf yapan tekrarlarken, Avrupa ülkelerindeki müslüman göçmenlerin derhal sınır dışı edilmesi gerektiği konusunda da hemen hemen herkes hemfikirdi.

Sanki dünya çökmüş altında kalmıştı; nefes alamıyor, boğulur gibi oluyor, çırpınıyordu. “Ya Rabbi bizim başımıza gelen bu nedir? Neredeyse bir ömrü Almanya’da geçirmiş olan benim gibi milyonlarca müslüman şimdi nasıl sokağa çıkar?” diyordu ki, kendi sesine uyandı...
İnanılmaz bir acı içindeydi... Sağına soluna baktı, uzandığı koltuğun üzerinde uyuya kaldığını anladı ve derinden bir of çektikten sonra, “çok şükür kâbus görmüşüm” dedi.

Ve  kâbustan beter gerçekler

Gerçi kâbustan kurtulduğuna sevinmişti adam, lâkin ondan daha beter bir Almanya gerçeği karşısında dünyası yeniden tarümar olmuştu:

1.7.2009 tarihinde Almanya’nın Dresden şehrindeki mahkeme salonunda  Axel W. Adlı Alman tarafından 18 yerinden bıçaklanarak öldürülen Merve El Şerbini adlı Mısırlı 31 yaşındaki hamile kadının trajik olayı, unutmak üzere olduğu Mölln ve Solingen cinayetlerini yeniden hafızasında canlanmasına vesile olmuştu.

Hakikatle hayal arasında gidip gelirken birara kendi kendine dedi ki; meselâ sözkonusu olay Almanya yerine Türkiye’de vuku bulsaydı ve öldürülen kadın Mısırlı-Müslüman değil de, Alman-Hıristiyan olsaydı... Bu sefer gerçek, yukarıdaki “kâbus”un bin katı olarak hayatımızı cehenneme çevirmez miydi?

Biz yine de, çok şükür bu bir kâbustu diyerek teselli bulduk ama son 15-20 sene içierisinde Almanya’da Türk veya Müslüman kimliğinden dolayı nice insanlar öldürüldü. Bazen katiller “Çocuklar” oldu, bazen “Naziller” şimdi de Merve olayında olduğu gibi, “Rusya Almanı” katil olarak karşımıza çıktı.

Almanya yabancı düşmanı bir ülke değil! Almanya ne Türklere, ne de diğer Müslümanlara hasım bir ülke de değil! Tam tersine; AB içinde belki de müslüman ülkelerle en iyi münasebetleri olan ülkelerin başında gelir. Fakat Almanya’da yabancıların, başta Türkler olmak üzere diğer milliyetlerden müslümanların yakıldığı, öldürüldüğü ve belli mihraklar tarafından sürekli psikolojik tehdit altında oldukları bir vakıadır!

Allah muhafaza, eğer bir Türk veya Mısırlı kendi ülkesinde böylesi bir cinayet işleseydi, utancımızdan kahrolmamız yetmezmiş gibi, Almanya medyası ve kamuoyu bizi bir kaşık suda boğardı.

Daha çocuk yaştaki bir İngiliz kıza Antalya’da tecavüz iddiasından tutuklanan Marco adlı Alman genç için bu ülkenin tv kanalları özel canlı yayınlar, açık oturumlar mı, gazetelerde çarşaf çarşaf yorumlar mı yapılmadı, Türkiye’yi yerden yere mi vurmadılar... Marco için kilisede âyinler yapıldı, mumlar yakıldı, dayanışma yürüyüşleri tertiplendi. Zehir-zemberek demeçlerler veren Alman siyasiler sanki Türkiye aleyhtarlığında yarışa girmişlerdi. Başbakandan dışişleri bakanına kadar üst düzeyde, bir millî, mesele gibi değerlendirilen bu yüz kızartıcı olay sanki Almanya’nın millî, meselesi oluvermişti aniden... Hatta üst düzey bir CDU’lu politikacı, Marco serbest bırakılmadığı taktirde Türkiye’nin AB Üyeliğinin tehlikeye girebileceği tehditini savuruyordu.

Merve olayında gözlerimiz o Almanya’yı aradı... Alman medyası, kamuoyu, siyasileri günlerce bu iğrenç ve dehşet verici olayı görmemezlikten, duymamazlıktan geldiler. Zaten sindirilmiş Almanya müslüman azınlığın birinden ses çıkarken, diğeri gerçeği görmemek için deve kuşu misâli kafasını adeta kuma soktu. Kendisinden olan için bu kadar duyarlı olan Alman medyası, kamuoyu ve siyasileri, 50 senelik geçmişine rağmen hâlâ öteki olarak gördüğü müslüman vatandaşlarına niçin sonuncu sınıf muamelesi yapıyor?

Alman Axel W. Başörtülü Merve’yi sırf müslüman olduğundan ve buna bağlı olarak, İslâm’a olan nefretinden dolayı acımadan öldürdü. Bu tesbitte Alman yorumcularının hemen hemen hepsinin görüşleri örtüşüyor.

Siz iyi olabilirsiniz fakat ötekiler de hep kötü değiller!

Solingen ve Mölln katliamlarını gerçekleştirenlerin Türke karşı duydukları kin, herhâlde doğuştan, ana karnında öğrenilmemişti. O gençleri yetiştiren, eğiten, onlara iyileri ve kötüleri öğreten, gösteren aileleri, çevreleri ve yönlendiren medyaları vardı.

Almanya müslüman düşmanı bir ülke değil! Fakat Almanya’da müslüman kimliğine sahip olmak; beraberinde birçok dezavantajları ve riskleri göğüslemek demektir. Özellikle başörtülü kadınların maruz kaldıkları tehlikeler bazen onların toplum içindeki hareket kabiliyetini ve sahasını sınırlayabiliyor. En yaralayıcısı da; çevredekilerin onlara aşağılayıcı ve dışlayıcı bir gözle bakmalarıdır. Merhum Merve El Şerbini şayet başörtülü olmasaydı muhtemelen İslâm düşmanı Axel W.’nin bıçak darbelerinin hedefi olmayacaktı.

İnsanın kanını donduran “kâbus”un hakikisi, gerçeği; Merve El Şerbi’nin adaletin hanesinde, devletin himayesindeyken saldırıya uğramasıdır... Ve asıl kâbus, Almanya’nın bu olay karşısında günlerce susmasıdır! Niçin?... Biz müslümanlar bu suskunluktan korkuyoruz. Almanya bu sorunun cevabını henüz daha vermiş değil...

Almanya’da son yıllarda ısrarla “başörtüsü”nü İslâm’ın simgesi imiş gibi lanse edenler emellerine ulaştılar: Başörtülü temizlikçi olabilirsiniz fakat öğretmen değil! Almanya müslümanlarının bütün itirazlarına rağmen, “Radikal İslâm eşittir Başörtüsü” demeğe getirdiler. Bu ülkenin yazar-çizer takımının ve siyasetçisinin kahır ekseriyatı, başörtüsünün içindeki kafanın örümcek ağıyla örülmüş, gerici, cahil, medeniyetten yoksun kafalar olarak kamuoyuna takdim ettiler. Müslüman eşittir potensiyel terörist; her an patlamaya hazır bomba yorumlamasının ve kitlelere böyle yansıtılmasının neticesinde Axel W. de, “Terörist” diye saldırdığı Merve’yi öldürmekle, belki de kendine göre, iyi bir Hıristiyan-Alman’ın yapması gerekeni yapmıştı.

Almanya, bu sefer de katilin “Rusya Almanı” olduğunun arkasına sığınmamalıydı. Önde gelen gazeteler buna çok vurgu yaptılar. Solingen’nin katilleri “Çocuklar”, Mölln’ün katilleri “Neonaziler”, Dresden’in (Merve El Şerbini) katili de “Rusya Almanı” demekle vicdanları rahatlıyor ve kendilerini inandırabiliyorlarsa, o da kendi bilecekleri iştir...

Şunu gerçekten merak ediyoruz: Ülkesine akademisyen olarak gelmiş bir hamile kadını öldürecek kadar gözü dönmüş, müslüman düşmanı Axel’in başına Mervenin başına gelenler gelmiş olsaydı, acaba yine “Canım o bir Rusya Almanı” diyerek, şimdiki gibi, olayı görmemezlikten ve duymamazlıktan mı gelirdiniz?

Almanya sadece iyilerden ibaret bir ülke, müslümanlar da sadece kötülerden ibaret topluluklar değiller! Lütfen Çocuklarınıza, Neonazilerinize ve Rusya Almanlarınıza gözkulak olun! Bir daha yakılmak, dövülmek, aşağılanmak ve öldürülmek istemiyoruz.

 YAZARIN DİĞER YAZILARI:


Kötüler ve İyiler
Tesadüflere terkedilmiş bir azınlık
Ruhu çalınmış Türk
Yol haritamız
Göçmen Türkün Çağdaşlık Meselesi
Kendi Modernitesini Gerçekleştiremeyen Toplumlar
Müslüman, Milliyetçi ve Demokrat Olmak...
Kendi Eksenine Dönüş
Dirilin Artık...
Toplumun Kemâle Ermesi
Bu Parantez Açılmalıdır
Ebuzer: Sürgündeki Ülküdaşım
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Kötüler ve İyiler
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç