|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
Divan
Sohbetleri
Her Cumartesi
-Canlı Yayın-
Saat: 20.00-21.45
"türkshow'da"
Kavramlar Savaşı
Önce kavramlara sevdalandık. Hatta bazılarımız önce
idollarımıza tutuldu, daha sonra onların ağzından
çıkanlara... Aşkın gözü kördür, derler ya... Kavramlarla
kendini ifade ettiğini zannedenlerin gözleri körün körüydü.
Genel hatlarıyla, “Kahrolsun Amerika!” diyenlerin
komünist, “Kahrolsun Sovyet Rusya!” diyenlerin faşist olarak
görüldüğü, damgalandığı bir devirde, bir kesim
“milliyetçilik” diğer kesim “sosyalizm/komünizm”
kavramlarıyla kendini ifade ediyordu.
İçerde merhum Türkeş’i, Ecevit’i veya Erbakan’ı
yanılmaz ve dokunulmaz lider olarak görenlerin yanısıra,
Mao, Lenin gibi komünist liderlere hayranlık ve manevi
bağlılıklarını alenen haykıranlarımızın sayısı da bir hayli
kabarıktı.
Her iki taraf için de, kavramlar kadar idolların,
idollar kadar da kavramların mukaddesiyatı sözkonusuydu.
Mahalle delikanlısının kanlı-bıçaklı kavgasının sebebi,
sevdiği kıza laf atılmasından kaynaklanırdı. İdeolojik
delikanlının da kavga sebebi, idoluna/liderine laf
atılmasıyla başlardı.
Bir kesim cami yolunda dövülür hatta öldürüldü. Başka
bir kesim de, oruç tutmadığı için aynı kaderi paylaşmak
mecburiyetinde kalırdı. Ferdi kavgalarda, namussuz,
şerefsiz, hırsız gibi suçlamalar ve burada ifade etmekten
imtina ettiğimiz malum küfürler havada uçuşurken, ideolojik
kavgalarda, komünist, vatan haini, faşist, gerici, yobaz,
Allahsız, Amerikan uşağı, komünistler Moskova’ya ve daha
niceleri gırla giderdi. İşin en kötüsü ise, bunun ardından
yumruklar, hatta silahlar konuşmaya başlardı.
Zamanla ülkemizde siyasi tansiyon normal seviyeye
dönmeğe başlayınca, yukarıda bazılarımız için izah etmeğe,
bazılarımız için sadece hatırlatmaya çalıştığımız kavgalı
dönemin kavramlar savaşı da, bugünkü kabul edilebilir düzeye
indi. Şimdiki kavgamızın tarafları ise, “laik” ve
“dindar”lardan ibaret gibi görünse de, onlar da kendi
aralarında birçok sınıf ve şubelere ayrılmaktadırlar. Zaman
zaman endişe verici bazı hadiseler, milliyetçilik,
ulusalcılık kavramlarını gündemin önplanına çıkarsa da,
ülkemizin temelindeki tartışmalar din merkezli ve kaynaklı
olmaya devam edecektir. Bu, bazen dinkarşıtlığı olmasına
rağmen yine de ilhamını var olan dinden alacaktır. Çünkü o
da dinkarşıtı varlığını mevcut dine borçludur. Yani olmayan
birşeyin karşıtı da olmaz. Dinden yana tavır alan da zaten o
kaynaktan beslenmektedir.
Bizim millet olarak takıntımızın, ancak kavramlara
takılıp kalmamızla izahı mümkündür. Hakkını veremediğimiz,
hayatiyet kazandıramadığımız halkçılığımız, demokratlığımız,
müslümanlığımız, milliyetçiliğimiz, Atatürkçülüğümüz gibi.
Kavramlara sevdalandık, kavramlarla suçladık, kavramlarla
suçlandık ve bitmeyen kavgamızdaki silahımız yine kavramlar
oldu. Şu anfdaki meşguliyetimiz yine kavramlarladır. Ülkenin
umumi manzarasına baktığınızda; milliyetçiler, ulusçular ve
de ılımlısından radikaline kadar siyasi islamcılar şaha
kalkmış gibi görüntü vermektedirler. Bir ülke için böylesi
tarihi fırsatın her millete nasip olamayacağına inanmak
geliyor insanın içinden. Bir tarafda milli, diğer tarafta
manevi değerlerle donanmış kesimler ülkeyi kurtarmak için
seferber olmuşlar gibi geliyor. Allah Allah!...
Ve gerçekleri görünce kanat açan umutlarınız
yanıbaşınıza yığılıp kalıyor. Nerde o günler... Meğer
kavgakolik olmuş bunların derdi ülke kurtarmaktan ziyade,
birbirlerine fırlatacak taş toplamakmış...
Ülkede bunlar olup biterken, dünya genelinde de bundan
farklı şeyler olmuyor: Doğu-Batı, Müslüman-Hıristiyan,
Şark-Garp... Dünyanın siyasi konjüktürünü belirleyen ve
yönlendirenler, soğuk savaş döneminde bize empoze ettikleri
kavramların yerine, medeniyetler çatışması teziyle icad
ettikleri yeni kavramları da benimsetmekte pek başarısız
sayılmazlar. Türk medyasına ve oralarda arz-ı endam eden
aydınlarımıza bakın, durumu anlarsınız.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|