·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Mağlubiyet Korkusu

    
“Avrupa’nın İntiharı” başlığıyla kaleme alınan bir başka makalede, “Posthıristiyan müreffeh ülkelerde çocuk ve cesaret eksikliği var. Demografi, müslümanların en güçlü silahıdır.” demekle, artan müslüman nüfusa karşı sanayileşmiş hıristiyan ülkeleri tehlikeye (!)  karşı uyarmaktadır. (Die Welt Gazetesi, Mark Steyn, 9.2.06). Christos Siemes de uzunca yazısında bu ve benzeri sorulara soruyla cevap verirmişcesine şöyle diyor; “Göçmenlerin (sayıca) üstünlük kazanmaması için onları hadımlaştıralım mı?”. (Die Zeit, 23.2.06)

     Şimdilik Avrupa Birliği ülkelerindeki müslüman nufüs 15 milyon, Doğu Avrupa ülkelerinde ise 25 milyon iken, bu sayının önümüzdeki 30 sene içerisinde gelecek göçlerle birlikte (AB’nde) 25 milyon, (Kıta Avrupasında)  65 milyon olacağı tahmin edilmektedir. (Ingmar Karsson ve Prof. Dr. Jamal Malik, Konrad-Adenauer Vakfı koferansları, 23./24.10 ve 22./23.11.2003)

     Biraz kıskançlık, biraz da korkuyla karışık bir halet-i ruhiyeye vesile olan konulardan birisi; müslüman nufusun dünya genelinde olduğu gibi Batı Avrupa’da da artmasıdır. “Batılı Değerler”in insanlığı benmerkezli “egosentrik” bir noktaya getirmesiyle, herkes sadece kendisi için var olur ve aile mesuliyetinden kaçarsa, netice de bu olur! Kabahat burada da İslâm’ın mı?

     Kültürden Sorumlu Alman Devlet Bakanı Bernd Neumann Spiegel Online’a (22.2.06) Kurtlar Vadisi-Irak filmi üzerine verdiği demecin bir yerinde; “Savaş, sonunda kazanan ve kaybedenlerin olacağı bir durum demektir.” tesbitinde bulunmaktadır. Demek ki, her ne kadar ifadeler yumuşatılmaya çalışılsa da, bir ‘kültür savaşı’nı inkâr etmek mümkün değildir. Siyasetçisi ve aydınıyla Batı, bu savaşın mağlubu olarak kendini (şimdilik) asla görmemekle beraber, kendi cephesinde değerler kaybından kaynaklanan gedikler açılmasından da çok ciddi manada endişelenmektedir. Yukarıda atıfta bulunduğumuz makalesinde B. Staruss: “ Devlete, topluma, kamuoyuna bağımlı olan bize, müslümanlar; aile bütünlüğüne, mesuliyete, ifadede saygıya, beşerî sorumluluğun hiyerarşisine, acil ve sıkıntılı durumlarda dayanışmaya olan bağımlılıklarını öğretmektedirler.”. Ve bir itirafta veya tesbitte bulunarak diyor ki; “Biz sadece seküler (dünyevi) bir toplum değil, aynı zamanda ruhsuz bir toplumuz.”. Avrupalı entellektüelin bir kesimi bu ve benzeri tesbitleri yaparken gayeleri, bilhassa manevi değerlerinden her gün biraz daha uzaklaşan toplumu bekleyen tehlikelere karşı uyarmaktır.

     Batı’yı iyi derecede tanıyan, Alman felsefinde uzmanlışmış bir müslüman yazarın, “Allah’ın dışlandığı bir dünya olan Batı’da kültür ve modernlik arasındaki uyuşmazlık, yabancılaşmayı getirmiştir.(Prof. Hişam Cuayyıt, Avrupa ve İslam, s.246)” şeklindeki teşhisiyle, yukarıdaki örtüşmektedir. Bir taraftan, “Batı’nın iç ıstırabı, kültürünün modernlik tarafından yutulduğu gerçeğinden ileri geldiği(a.g.e, s. 247)” hakikatı, diğer taraftan, değerler kaybına uğrayan bir kültür karşısında İslam’ın dinamizmi, Batı’yı hem ürkütmekte, hem de hırçınlaştırmaktadır.

     İslam’a karşı bu menfi tavırın sebebini, Prof. Carl W. Ernst de, “İslam; Avrupalı işgalcilere karşı milletlerüstü dayanışmanın bir belirtisi haline gelmiştir.” tesbitiyle açıklamaktadır.

Değerler Kaybı

     Bir de Almanya’da “Eski Değerlere Duyulan Özlem” konusunu kapak başlığı yapan Stern degisinin 10.11.2005 tarihli nüshasında yapılan bir kamuoyu araştırmasının sayılarla ortaya çıkan neticesine bakalım: “Aşağıdaki değerlerde eskiye kıyasla gerileme mi, yoksa ilerleme mi var?” sorusuna verilen cevapların sadece, gerileme var, diyenlerin oranlarını vermekle yetiniyoruz:

     Saygı ve edepte: %71, adaletli olmada: %50, mesuliyet ve görev bilincinde: %49, samimiyet ve dürüstlükte: %67, dayanışma ve paylaşımda : %49, sadakat ve itimatta: %51, medeni cesarette: %44.

     Alman toplumunda endişe verici boyutlara ulaşan  demografik yapıyı ve yıkılmaya yüz tutmuş aile yapısını konu edinen bir başka araştırmaya göz atıyoruz: Çocuklar, kişinin ferdi hayat planlamasını (olumsuz) etkileyen unsur olarak değerlendirilmektedir. Program; ‘herkes kendisi için’dir. Bugünkü dullartoplumunda çocuk, eğlenceriski (keyif bozucu) veya maddi külfet olarak görülmektedir. Büyük şehir nüfusunun her iki kişisinden birisi duldur. 1965’lerden (%17,5)  2004’e kadar doğum oranları yarı yarıya (%8,) azalmıştır. Aynı şekilde, 1965’de evlilik dışı doğan çocukların oranı %5,8 iken, 2004’de %27,9’a yükselmiştir. 1991’de boşananların sayısı 140 000’den az iken, 2004 senesinde bu rakam 213 700’e fırlamıştır. Çöküşle cezalşandırılmamız, yaratılıştaki sırra müdahele edişimizin karşılığıdır. (Unter Wölfen, Spiegel, 6.3.06) .

     Sayıların dilinden anlayanlar için bu oranların ne manaya geldiği zaten ortadadır. İlerlemiş diğer sanayi toplumlarında da durum bundan pek farklı değildir. Yazımın başında değerler çatışması hususunda dile getirdiğimi burada bir daha tekrarlıyorum: Burada gayemiz; bir tarafı karalamak, diğer tarafı aklamak değildir. Sadece, okuyucuya kaynaklara dayalı Batılı mevcut bakış tarzını yansıtabilmektir. Globallaşan dünyada ve hele Türkiye gibi cumhuriyetin kurulduğu günden itibaren kıblesini batıya çevirmiş, Batılı normları büyük ölçüde benimsemiş bir ülkede de aynı kamuoyu araştırması yapılsa, bu oranlarda olmasa bile, bizde de değerler erozyonuna doğru gidişatımızın tablosu ortaya çıkacaktır. Çünkü, benimsenen materyalist sistem, insanı Yaratıcı’nın yüklediği özellikler ve sorumlulukların dışında tutmaktadır. Keyfiyet, milletlerle sınırlı olmaktan öte, medeniyetlerin  insana biçtiği hayat tarzıyla alakalıdır.

DEVAM EDECEK

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Mağlubiyet Korkusu
Şefik Kantar
Her şey hayallerle başlar
Hidayet Kayaalp
Kasıntı Kütürü
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Avrupa Birliği "Faşizmi"
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Orhan Aras
Bizi Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Nuran Yelkenci
Filistin’in Göz Yaşları
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemizden çalınan tarihi eserlerimize sahip çıkalım
Haldun Çancı
Türkiye'nin Batı Sorunu
Yakup Yurt
Kısır Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Fikret Ekin
Oyun İçinde Oyun mu?
Üzeyir Lokman  Çaycı
Yolcular
M. Ali Aladağ
Çağdaş Yobazlar
Hasan Kayıhan
Ayrılığın Rengi Hüzün
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Kuş Gribi ve Bilime Verdiğimiz Önem
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
Yılmaz Kuzucu
Hacda nefsi Kurban edebilmek 
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Ayten Kılıçarslan
Türkler şiddet kurbanı
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç