|
ültürel
Bakış
Her Cumartesi
-Canlı Yayın-
Saat: 20.00-21.45
"türkshow'da"
Medeniyetler İttifakı’nda Din Unsuru
Medeniyetlerin İttifakı, olması gereken ve şiddetle
arzuladığımız bir projedir fakat bunun hayata
geçirilebileceğine ihtimal vermiyoruz. Sanayileşmiş
ülkelerin şimdiki iktisadî/teknolojik avantajı muhafaza
edebilmeleri için hayatî önem arzeden petrol ve doğalgaz
gibi enerji kaynaklarının büyük çapta müslüman ülke
topraklarında olmasından başka, İslâm âleminin bu cılız
hâline rağmen, İslâmiyet’in hâkim medeniyet anlayışına karşı
çok ciddi bir seçenek (alternatif) olarak görülmesi;
Medeniyetler İttifakı’nın gerçekleşemeyeceğine dair iki
belirgin sebeptir. Hür Batı’nın karşısında dün Demirperde
Ülkeleri vardı. Bugün ise o komünist dünyanın yerine
İslâmiyet seçilmiştir.
Gerek hızla büyüyen iktisadî güçleri sayesinde ve gerekse
dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olmaları hasebiyle
Hindistan ve Çin gibi ülkeler, yeniden oluşmaya başlayan
dünya düzeninde Batılı güçlerin uykularını kaçıracak kadar
önemli bir pozisyona sahip olacaklardır. Şimdilik dünya
düzeni yönetmenliğini kimseye kaptırmayan Batı’nın behemahal
kontrol altına alarak, kendi menfaatleri istikametinde
yönlendirmeğe çalıştığı İslâmiyet, onlar için asıl
potensiyel tehlikedir. Hadiseye nufüs veya iktisadî
zenginlikten ziyade, medeniyet değerlerinin şekillendirdiği
hayat tarzı olarak bakıldığında; kendi mukaddesleriyle
barışık olmayan Batı’nın, islâmî zenginliği en büyük tehdit
veya rakip olarak gördüğü anlaşılacaktır.
Bizans-Roma-Hıristiyan kaynaklı Batı Medeniyeti’yle ittifak
girişiminde bulunanların mensubu oldukları medeniyetin adını
kendi ağızlarından duyan var mı?... Henüz daha kendi
adımızı söylemekten çekinecek kadar özgüvensizlik,
belirsizlik varsa; bunun sebepleri de var demektir. Biz,
karma ekonomi modelleri olduğu gibi, karma bir medeniyete
mensubuz diyemezsiniz! Her ne kadar ülkemizde o karmaşıklık
hem günlük hayatımızı hem de düşüncelerimizi içinden
çıkılmaz bir hale getirse bile... İster Batı ile Müslüman
Doğu’yu, ister Türklüğü ve İslâmiyet’i sentezleyerek veya
sadece İslâm Medeniyeti diyerek ortaya çıkma cesareti
göstermiş olsanız, benimsediğiniz medeniyetin
parametrelerini de vermeniz gerekir.
İki asırdan beri aydınımızın yırtınırcasına “Batı
medeniyetindeniz” demesi, Batılıyı inanadırmaya yetti mi?
Veya en keskin Batılımızın bile gözlerinin içine
küçümsemeyle karışık, alayımsı bir edayla, “Sen bir
Müslüman-Türksün ve Şarklısın!” denilmesi , aklımızı
başımıza getirdi mi?.. Bu soruların cevabını medyamızda “AB
Günlüğü”nü takip edenler vermelidirler. Çünkü Batı, kendi
medeniyetinin çerçevesini, ölçüsünü göğsünü gererek
dillendirirken, bizim gibi “ötekiler”e de dayatmaktan geri
kalmıyor. Galiba “iç dinamikler”in hücumundan
çekinilmektedir. Ama kendimizi hangi şekle sokarsak sokalım;
Batı için Türk eşittir müslüman, o da eşittir İslâm
Medeniyeti. Millet olarak topyekün din değiştirmediğimiz
müddetce, bu böyle kabul görecektir.
Dün dört elle sarıldığımız ideolojilerimizin modası geçince,
birkısım aydınımız ve siyasilerimiz fikir fukarası oldular.
İdeolojik kutuplaşma döneminin demogoglarının ellerinde
malzeme kalmayınca, bildik türkülerin nakaratına devam
ettiler. Eski sosyalistler, demode olmuş ideolojilerinin
yerine laikliği koyarak kendilerini tatmin yoluna giderken,
siyasî milliyetçilerimiz, idolojik laikçilerle ideolojik
dindarlar arasındaki boşluğu kapatma görevini kendilerine
biçmiş görünüyorlar. Sadece Anadolu topraklarında bin yıllık
mazisi olan İslâmiyet’imizi hakkıyla idrak etmediğimiz ve
kabullenmediğimiz müddetce medeniyetimizin özünü tanımakta
ve adını koymakta zorlanacağa benziyoruz.
Şahsî temennim; dindarımızın İslâm’ı idolojik kalıba sokma
sevdasından vazgeçmesi, inanan ve inanmayan laikimizin de,
bu topraklar üzerinde yeşerttiğimiz medeniyetin mayasının
İslâmiyet olduğu hakikatini kabullenmesidir. Burada dinî
inancı olmamasına rağmen, Hıristiyanlığın Batı dünyasının
kültür hayatında vazgeçilmez bir unsur olduğunu kabullenen
aydınlar gibi, bizim dinden uzak aydınlarımızdan da aynı
olgunluğu bekleme hakkımız olduğunun altını çizmek
istiyorum.
Demekki İslâmiyet’i cami avlusuna hapsetmeğe kalkışmakla
bazılarına göre “din tehlikesi”ni ortadan kaldıramaz,
bertaraf edemezsiniz. Tam tersine, bu sefer toplumda
gerilimlere, kutuplaşmalara ve lehte veya aleyhte olanların
din istismarına engel olamazsınız. Daha tehlikelisi; toplum
yörüngesini kaybeder, kıblesini şaşırır.
“Medeniyetler İttifakı”nın can-ı gönülden gerçekleşmesini,
hayatiyet bulmasını arzu ediyoruz. Bizim bu konuya temkinli
yaklaşmamızın iki sebebi vardır: Birincisi; kendi
medeniyetimizle barışık olmamaktan kaynaklanan Batı
karşısındaki ezikliğimiz, ikincisi; Batı’nın “Üstün
Medeniyet” saplantısından kaynaklanan bize karşı
samimiyetsizliği.
“Medeniyetler İttifakı”, İslâm âlemiyle Hıristiyan Batı
arasınada gittikçe açılan mesafeyi yine Batı’nın lehine
çevirmek için üretilen bir proje olduğu kanaati bizde daha
ağır basmaktadır. Buradaki medeniyetlerden kasıt, bir
tarafta Hıristiyanlık, diğer tarafta İslâmiyet kaynaklı
medeniyetlerdir. Asıl çatışma konularından birisi olan
Musevî-İsrail ise, Batı’nın stratejik ortağı olarak Batı
Medeniyeti içinde mülahaza edilmektedir. Semavî dinlerin
tamamlayıcısı olan İslâm’ın kucaklayıcı, bütünleyici tavrına
karşılık, mevcut Musevilik ve Hıristiyanlığın dışlayıcı
tutumu dinlerarası uzlaşmaya en büyük engeldir. Bunlar
bertaraf edilmediği müddetce koordinatlarını dinlerin
belirlediği Medeniyetlerin İttifakı projesi, hayatiyet
bulamaz ve sadece proje olarak kalır.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|