|

Modernizmle Gelen Devrimler
Dünya hâkimiyetini elden bırakmayanlar dünyanın nabzını da
tutmaya devam ediyorlar. Bu işi gayet iyi becerdiklerini
söyleyerek, adamların hakkını vermek gerek: Sevk ve idare
etmek; kontrollü yönlendirmek, biriken enerjiyi gerektiğinde
açığa almak veya o kaynaktan istifade etmek, onların işi!
Önce, “Müslümanlar Geliyor!” diye başladılar ve ardından
niçin ve nasıl geldikleri veya gelecekleriyle ilgili soruyu,
başkalarına bırakmadan kendileri sordular ve cevapladılar:
Müslümanlar Batı’yı İslâmlaştırmak için geliyorlardı (!) ve
bu işi de, nüfus patlamasıyla yapacaklardı. Zaten
“Medeniyetler Çatışması” tezinin ortaya atılması ve bazen
kanlı, bazen kansız metotlarla uygulama bulmasının sebebi
de, nedeni de, bu “tehlike”yi bertaraf etmek içindi. Sizin
anlayacağınız, yavuz hırsız ve ev sahibi meselesi...
Batı’da nüfus geriliyor, kitleler kiliselerden
uzaklaşıyorken; İslâm âleminde nüfus artıyor ve Batı’dan
umduğunu bulamayan müslümanlar, İslâm’ı yeniden
keşfediyorlardı. Bu hakikattı ama müslümanların dünyayı
İslâmlaştırma girişimi ise tamamiyle Batı’nın yalanlarından
birisiydi. Halbuki müslümanlar açısından tam tersi, yani
hâkimiyeti elinde tutan Batı’nın özellikle İslâm dünyasını
Batılılaştırması sözkonusuydu.
Müslümanlar arasında dinî değerlerin günlük hayatta hâlâ
geçerliliğini büyük çapta koruması, Hıristiyan-Batı’da
müslümanlara karşı kıskançlıkla karışık husumeti
körüklüyordu. Bu konuyu kaleme aldığımız günlerde Alman
kamuoyunda, Türk ve müslüman düşmanı hıristiyan ve nazilerin
başını çektiği, “Anti-İslâm Konferansı” tartışması
yapılıyordu. Almanya’nın Köln şehrinde yapılacak merkezî
camiye karşı protestoyla başlayan ve şu an itibariyle birçok
Batı Avrupa ülkesiyle dayanışma ağını kurmuş olan bu
oluşumun ortak sloganı; Hıristiyan Avrupa’nın
İslâmlaştırılmasına durdurmakmış... Tartışmaları takip
edenler bilirler ki, müslüman azınlığın kendi değerlerini
(Hıristiyanlara kıyasla) canlı tutmasına duyulan hasetliğin
kamçıladığı bu “Anti-İslâm” hareketi, aslında geriye giden
nüfusun, parçalanan ailelerin, yok olan değerlerin ve
kapanan kiliselerin faturasını Türk azınlığın nezdinde, Batı
Avrupa müslüman azınlığa çıkarmaya çalışmaktdır.
Son zamanlarda yine Batılı kaynaklardan bu sefer; ‘şu
medeniyetler çatışması denilen şey ne de saçma bir tezmiş
yahu..’ türünden sesler yükselmeğe başladı. Batı medyasının
en fazla ilgi duyduğu konu, İslâmiyet’tir. İslâm çıkışlı
konular ya, “Eyvah müslümanlar geliyor!” ya da, “Müjdeler
olsun, müslümanları geri püskürttük!” türünden olmalıdır
ki, rağbet görsün. Bugünlerde Batı medyası, medeniyetler
cephesinden müjdeli haberler veriyor:
-Müslümanların medeniyet savaşı verecek takatları ve de
malzemeleri kalmadı...
-Özellikle müslüman kadınlar arasında okur-yazar oranı
giderek arttıkça doğurganlık oranları da buna paralel olarak
hızla düşüyor ve müslümanlar bundan sonra çoğalmayacak,
azalacaklar...
-Müslümanlar okuyorlar; okudukça modernleşiyorlar ve
modernleştikçe de bizleşiyorlar....
-Sonuç itibariyle, müslüman olmalarına rağmen bizden pek
farkları kalmadı!
Youssef Courbage ve Emmanuel Todd adlı biri Sureyi asıllı,
iki Fransız yazarın imzasını taşıyan, “Medeniyetlerin
Buluşması (Le rendez-vois des civilisations)” kitabı,
“Durdurulamaz Devrim (Die unaufhaltsame Revolution)” adıyla
Almanca’ya çevrildiği günden beri büyük bir ilgi
görmektedir. İlginin sebebi de, modernizmin İslâm dünyasını
nasıl değiştirdiğiyle alakalıdır.
Bu iki araştırmacı-yazara göre, Arap dünyasında doğum oranı
kadın başına 7,5 çocuk iken bu durum bir kuşak içinde kadın
başına 2005 yılı itibariyle 3,5 çocuğa düşerek yarıya
inmiştir. Doğum oranlarının bu derece düşmesini; iktisadî
durumun iyileşmesine değil, okur-yazar olmaya bağlamışlar.
Belki Batı’yı en çok memnun eden ikinci ve önemli tesbit de
kitapda, “İslâm dünyasında bu arada öylesi bir
demografik, kültürel ve zihni devrim vuku
bulmaktadır ki, bu
gelişme bugün itibariyle, bazen dünyanın en modern ülkesinin
altyapısını oluşturacak düzeydedir.”
tesbitinin yapılmasıdır.
Şimdi İslâm dünyasında vuku bulan bu “devrim”leri
tekrarlayalım:
-Demografik devrim
-Kültürel devrim
-Zihnî (mentalite)
devrim
Batı Avrupa’nın Müslüman göçmenlerindeki sosyal-kültürel
değişimi en iyi takip eden ve yorumlayanların başında gelen
Fransız Şarkiyatçı Oliver Roy gibi, Courbage ve Todd da,
“Kültürler Çatışması” tezinin geçersizliğine vurgu
yapmaktalar. Roy; medeniyetler çatışması tezi; marjinal,
aşırı bir harekete dünya çapında hak etmediği merkezi statü
kazandıran çılgınca düşüncedir, diyor. Adı geçen iki yazar
da, “Medeniyetler Çatışması”na antitez olarak “Medeniyetler
Buluşması”nı sadece savunmakla kalmamış, aynı isimle çıkan
kitapda özellikle müslüman ülkelerdeki demografik değişimin
sebepleri üzerine yaptıkları ilmî araştırmanın neticelerine
dayandırmışlar. Buna göre; Batı modernitesinin değer
yargıları müslümanlar arasında o derece rağbet görüyor ve
yaygınlaşıyor ki, artık birbirimize benzeme noktasındaki
mesafe giderek azalmaktadır.
Fransızca aslında ‘Medeniyetlerin Randevusu’ adını taşıyan
kitap, Almanca’ya çevirisinde ‘Durdurulamaz (önüne
geçilemez) Devrim’ adını almış olması da çok mânidardır.
Batı Modernizmi’nin (başkası da yok zaten) İslâm dünyasında
hayatiyet bulması o derece güçlü ki, artık bu yeni oluşum
ancak “Devrim” sözcüğüyle ifade edilebilir.
Bu devrimlerin bize getirisi ve götürüsünü, özellikle de
Türk toplumuna yansımalarını bir sonraki bölümde ele
alacağız.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Modernizmle
Gelen Devrimler
Derdimiz
de var dermanımız da...
“Allahsız
Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye
sadece Türklerin değil”
SAYFA
BASI
|