A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




Modernizmle Gelen Devrimler

     Dünya hâkimiyetini elden bırakmayanlar dünyanın nabzını da tutmaya devam ediyorlar. Bu işi gayet iyi becerdiklerini söyleyerek, adamların hakkını vermek gerek: Sevk ve idare etmek; kontrollü yönlendirmek, biriken enerjiyi gerektiğinde açığa almak veya o kaynaktan istifade etmek, onların işi!

Önce, “Müslümanlar Geliyor!” diye başladılar ve ardından niçin ve nasıl geldikleri veya gelecekleriyle ilgili soruyu, başkalarına bırakmadan kendileri sordular ve cevapladılar: Müslümanlar Batı’yı İslâmlaştırmak için geliyorlardı (!) ve bu işi de, nüfus patlamasıyla yapacaklardı. Zaten “Medeniyetler Çatışması” tezinin ortaya atılması ve bazen kanlı, bazen kansız metotlarla uygulama bulmasının sebebi de, nedeni de, bu “tehlike”yi bertaraf etmek içindi. Sizin anlayacağınız, yavuz hırsız ve ev sahibi meselesi...

Batı’da nüfus geriliyor, kitleler kiliselerden uzaklaşıyorken; İslâm âleminde nüfus artıyor ve Batı’dan umduğunu bulamayan müslümanlar, İslâm’ı yeniden keşfediyorlardı. Bu hakikattı ama müslümanların dünyayı İslâmlaştırma girişimi ise tamamiyle Batı’nın yalanlarından birisiydi. Halbuki müslümanlar açısından tam tersi, yani hâkimiyeti elinde tutan Batı’nın özellikle İslâm dünyasını Batılılaştırması sözkonusuydu.

Müslümanlar arasında dinî değerlerin günlük hayatta hâlâ geçerliliğini büyük çapta koruması, Hıristiyan-Batı’da müslümanlara karşı kıskançlıkla karışık husumeti körüklüyordu. Bu konuyu kaleme aldığımız günlerde Alman kamuoyunda, Türk ve müslüman düşmanı hıristiyan ve nazilerin başını çektiği, “Anti-İslâm Konferansı” tartışması yapılıyordu. Almanya’nın Köln şehrinde yapılacak merkezî camiye karşı protestoyla başlayan ve şu an itibariyle birçok Batı Avrupa ülkesiyle dayanışma ağını kurmuş olan bu oluşumun ortak sloganı; Hıristiyan Avrupa’nın İslâmlaştırılmasına durdurmakmış... Tartışmaları takip edenler bilirler ki, müslüman azınlığın kendi değerlerini (Hıristiyanlara kıyasla) canlı tutmasına duyulan hasetliğin kamçıladığı bu “Anti-İslâm” hareketi, aslında geriye giden nüfusun, parçalanan ailelerin, yok olan değerlerin ve kapanan kiliselerin faturasını Türk azınlığın nezdinde, Batı Avrupa müslüman azınlığa çıkarmaya çalışmaktdır.

Son zamanlarda yine Batılı kaynaklardan bu sefer; ‘şu medeniyetler çatışması denilen şey ne de saçma bir tezmiş yahu..’ türünden sesler yükselmeğe başladı. Batı medyasının en fazla ilgi duyduğu konu, İslâmiyet’tir. İslâm çıkışlı konular ya, “Eyvah müslümanlar geliyor!” ya da, “Müjdeler olsun, müslümanları geri püskürttük!” türünden  olmalıdır ki, rağbet görsün. Bugünlerde Batı medyası, medeniyetler cephesinden müjdeli haberler veriyor:
-Müslümanların medeniyet savaşı verecek takatları ve de malzemeleri kalmadı...
-Özellikle müslüman kadınlar arasında okur-yazar oranı giderek arttıkça doğurganlık oranları da buna paralel olarak hızla düşüyor ve müslümanlar bundan sonra çoğalmayacak, azalacaklar...
-Müslümanlar okuyorlar; okudukça modernleşiyorlar ve modernleştikçe de bizleşiyorlar....
-Sonuç itibariyle, müslüman olmalarına rağmen bizden pek farkları kalmadı!

Youssef Courbage  ve Emmanuel Todd adlı biri Sureyi asıllı, iki Fransız yazarın imzasını taşıyan, “Medeniyetlerin Buluşması (Le rendez-vois des civilisations)” kitabı, “Durdurulamaz Devrim (Die unaufhaltsame Revolution)” adıyla Almanca’ya çevrildiği günden beri büyük bir ilgi görmektedir. İlginin sebebi de, modernizmin İslâm dünyasını nasıl değiştirdiğiyle alakalıdır.

Bu iki araştırmacı-yazara göre, Arap dünyasında doğum oranı kadın başına 7,5 çocuk iken bu durum bir kuşak içinde kadın başına 2005 yılı itibariyle 3,5 çocuğa düşerek yarıya inmiştir. Doğum oranlarının bu derece düşmesini; iktisadî durumun iyileşmesine değil, okur-yazar olmaya bağlamışlar. Belki Batı’yı en çok memnun eden ikinci ve önemli tesbit de kitapda, “İslâm dünyasında bu arada öylesi bir demografik, kültürel ve zihni devrim vuku

bulmaktadır ki, bu gelişme bugün itibariyle, bazen dünyanın en modern ülkesinin altyapısını oluşturacak düzeydedir.”  tesbitinin yapılmasıdır.

Şimdi İslâm dünyasında vuku bulan bu “devrim”leri tekrarlayalım:

-Demografik devrim
-Kültürel devrim
-Zihnî (mentalite
) devrim

Batı Avrupa’nın Müslüman göçmenlerindeki sosyal-kültürel değişimi en iyi takip eden ve yorumlayanların başında gelen Fransız Şarkiyatçı Oliver Roy gibi, Courbage ve Todd da, “Kültürler Çatışması” tezinin geçersizliğine vurgu yapmaktalar. Roy; medeniyetler çatışması tezi; marjinal, aşırı bir harekete dünya çapında hak etmediği merkezi statü kazandıran çılgınca düşüncedir, diyor. Adı geçen iki yazar da, “Medeniyetler Çatışması”na antitez olarak “Medeniyetler Buluşması”nı sadece savunmakla kalmamış, aynı isimle çıkan kitapda özellikle müslüman ülkelerdeki demografik değişimin sebepleri üzerine yaptıkları ilmî araştırmanın neticelerine dayandırmışlar. Buna göre; Batı modernitesinin değer yargıları müslümanlar arasında o derece rağbet görüyor ve yaygınlaşıyor ki, artık birbirimize benzeme noktasındaki mesafe giderek azalmaktadır.

Fransızca aslında ‘Medeniyetlerin Randevusu’ adını taşıyan kitap, Almanca’ya çevirisinde ‘Durdurulamaz (önüne geçilemez) Devrim’ adını almış olması da çok mânidardır. Batı Modernizmi’nin (başkası da yok zaten) İslâm dünyasında hayatiyet bulması o derece güçlü ki, artık bu yeni oluşum ancak “Devrim” sözcüğüyle ifade edilebilir.

Bu devrimlerin bize getirisi ve götürüsünü, özellikle de Türk toplumuna yansımalarını bir sonraki bölümde ele alacağız.
 
 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Modernizmle Gelen Devrimler
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç