|
“MEDENİYET(LER)
PROJESİ”
Cumhuriyetin kuruluşundan yarım asır geçtikten
sonra Türkiye insanın biraz daha ufku genişleyerek
dünyayı ve dünyadaki gelişmeleri idrak ve tahlil
edebilecek noktaya geldiğini söyleyebiliriz. Türk aydını
ve aydın olmaya namzet, hatırı sayılır
orandaki kesimi; devlet ve Batı kaynaklı
ideolojilerin yönlendirmesinden sıyrılarak, at gözlüğüyle
meselelere bakmaktan kurtulmuş, dar kabuğunu kırarak,
kendi engellerini yine kendi gayretiyle aşmıştır.
Engellerin aşılmasında, dışardan
kopyalanan/ithal edilen düşünce sistemlerinin hem kendi
içinde tezatları, hem de kültürel bünyemize
adaptasyonunda (zorlamalara rağmen) ortaya çıkan
komplikeler (karışıklıklar), bu
istikamette mesafe almak isteyen aydınımıza (doğru
yolu bulmada) yardımcı olmuştur.
Çoğumuz için tarihe gömülmüş zannettiğimiz
medeniyet değerlerimiz, tek başına hakimiyetini
ilan etmiş olan Batı Medeniyeti’nden duyduğumuz
hoşnutsuzluk ve tatminsizliğimizden sonra yeniden keşfedildi.
AB, (kendi tariflerine göre) Batılı Medeniyet Değerleri
üzerine inşa edilmiş bir “Medeniyet Projesi”dir.
Zamanla bu projenin, ABD öncülüğünde yürütülen, dünyaya
hakim olma/kontrol altında tutma girişimine karşı,
Avrupalıların sunduğu alternatif bir proje olduğunu
anlamaya başladık.
Bilhassa 2.Dünya Savaşı’ndan sonra ve NATO’ya
girmemizle beraber, Türkiye’nin ABD’den yana bir siyasi
çizgiyi takip ettiğini biliyoruz. “Berlin Duvarı”nın
yıkılmasından sonra Batı’da bir tarafta
AB ve diğer tarafta ABD adlı iki ayrı
zirvesinin ortaya çıkmasıyla beraber, Türkiye, iki
arada ve bir derede mi kaldı?... Yoksa zaman içinde
sadece AB’den yana ağırlık mı koyacak?...
Şayet, gidişat bu istikamette olması kaçınılmaz
ise; ABD, Türkiye’nin ‘AB Tam Üyeliği’ne niçin
destek veriyor? Bu soruların tatmin edici cevaplarını
gelişmelerin ışığında önümüzdeki
yıllarda daha kolayca vermek mümkün olacaktır. (Bu
ve benzeri sorular, Türk aydını ve siyasetçisini
epey meşgul edeceğe benziyor.
Konumuzun ağırlığını teşkil
etmediği için sadece dokunarak geçmek istedik.)
Ülke olarak, Avrupa Birliği’ne dahil olma mücadelemizden
en fazla istifade edecek; ibret alacak, kendi eksikliklerini
tamamlarken Batı’yı (niyet ve zihniyet olarak)
daha yakından tanıma imkânını yakalayacak
olan aydınımızdır. Bu itibarla, tarihi
bir fırsat iyi değerlendirilerek; “Batı
Hayranı”, “Batı Düşmanı” sıfatlandırma
ve sınıflandırması, suçlamalar ve önyargılardan
arındırılarak, olması gereken çerçevede
yerini bulmalıdır.
Türkiye’nin öncülüğünde İslâm dünyası,
“17 Aralık 2004”ten itibaren yeni sürece girerek,
hem kendisi, hem de Batı’yla ilgili yanlışları
ve doğruları tebit etmede daha rasyonel (akılcı)
bir yol izlemek mecburiyetindedir. Başka
bir ifadeyle; Müslüman
Doğu ile Hıristiyan Batı münasebetinde
kazanacak ve kaybede(bile)ceklerimizin hesabı nihayet doğru
yapılmalıdır.
AB ve Türkiye’nin bu seviyede yakınlaşması,
(denildiği ve ümit edildiği gibi) bir Medeniyet mi,
yoksa Medeniyetler mi projesi olacağı hususu hem
bizim, hem de Avrupa Birliği’nin tutumuyla bağlantılıdır.
Şayet AB, asırlardan beri devamedegelen batılı
büyüklük psikolojisinden taviz vererek, kendisi dışında
bir İslâm- veya Türk-İslâm Medeniyet değerleri
veya varlığını kabullenmeye yanaşırsa,
ki buna çok zayıf bir ihtimâl veriyorum (inşallah
yanılırım), o zaman “Medeniyetler
Projesi”ne hayat hakkı tanınmış olur.
Aksi taktirde, tek
yönlü dayatmalar karşısında Türkiye’nin
boyun eğmesi neticesinde, sadece Batı’nın
kendi medeniyet değerlerini ölçü alarak hedeflediği
“Medeniyet Projesi” olacaktır ki, bu da Türkiye’nin
nezdinde Müslüman Doğu’nun Hıristiyan Batı
karşısında bir daha belini doğrultamayacak
şidette yenilgisini tescilleyen tarihi bir belge olacaktır.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|