|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
MEDENİYETLER
ÇATIŞMASI(?)
veya
TEKERRÜR EDEN TARİH
Savaş
tamtamlarıyla başlayan gelişmeler beraberinde
yeni veya öteden
beri varlığı bilinen, fakat kamuoyunda tartışılmayan
görüşleri de beraberinde getirdi.
Bu gelişmeler, bir kısmımız için sadece
haber ve sunulanı kabullenmekten öteye bir kıymeti
yok. Fakat sorumluluk taşıma özelliğine sahip
olanlar, dünyanın gündemini meşgul ettiği
gibi düşünebilen beyinleri de meşgul eden
hadiseler karşısında kendi beyin damarlarının
her zamankinden biraz daha fazla zonkladığının
farkındadırlar.
Terörün kökünü kurutmaya soyunan güçler kendi kamuoylarına
yapacakları işin haklılık ve doğruluğunu
anlatırken bazen şuur altındaki bir zihniyeti
deşifre ediyorlar. Siyasette samimiyet, dürüstlük ve
adîllilik gibi kavramlar maalesef pek geçerli değildir.
Siyaseti, sadece kendi kurallarına göre oynayacak ve soğukkanlılığı
elden bırakmayacaksınız. Bazen, kendi doğrunuz
bile siyaseten size sıkıntı verebilir.
Almanya´nın
bir önceki başbakanı ve şimdi evinde bir Türk
gelini olan H. Kohl`un Türkiye´nin Avrupa Birliği´ne
alınmaması yönünde tutumunu özet olarak hatırlayınız:"Biz,
hıristiyan bir birlik, Türkiye müslüman bir ülke.
Bizim aramızda böyle bir ülkeye yer yok."
A.B.D Başkanı Bush, bir konuşmasında
yaptıkları işin bir haçlı seferi olduğunu
ağzından kaçırdı. Hemen akabinde danışmanları
(akıl hocaları) başkanlarının "hata"sını
kendisine cami ziyareti yaptırarak telafi ettirmeğe
çalıştılar.
A.B.D.´nin yapılan terör harekâtına karşı
başlattığı askeri, siyasi, iktisadi çıkarmadan
önce Batı entellektüelinin hatırı sayılır
bir kesimi "medeniyetler savaşı"nı işlemeğe
başlamıştı.
Amerika ve çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşayanlar
veya bu ülkeleri iyi bilenler,
Garp´ın(Batı) Şark`a(Doğu veya İslâmi
Coğrafya) nasıl baktığını
bilirler. Buna rağmen de Batı´da yaşamayı
tercih ediyorlar. Çünkü, Şark´da hürriyet yok,
adalet yok, para yok ve huzur yoktur. Bu insanlar ne kendi ülkelerinde,
ne de göç ettikleri veya sığındıkları
ülkelerde "birinci sınıf vatandaş"
değillerdir. (S. Demirel´in kulakları çınladı
mı, dersiniz?)
Zincirin son halkası
(?) BERLUSCONI
İtalya başbakanı Berlusconi´nin ; "
Batı medeniyeti, İslâm medeniyetinden daha üstündür"
sözleri hem Batı ve hem de İslâm aleminde büyük
tepkiler uyandırdı.
29.9.2001 tarihli Almanya´da yayımlanan "Die
Welt" gazetesindeki A.Middel ve
R.Borngässer imzalı haber/yorum´a dikkatinizi çekmek
istiyorum:
"21Eylül 2001 tarihinde Brüksel´de Avrupa Birliği´ne
üye devlet veya hükümet başkanlarının katıldığı
basına kapalı bir toplantıda,
Berlusconi, şu anda kamuoyu tarafından bilinen sözlerinin
aynısını orada da dile getirmişti: "Batı,
başka halklara karşı üstünlüğünü
devam ettirecek, komünizme karşı zafer kazandığı
gibi, İslâm medeniyetiyle olan
çatışmadan da çekinmeyecektir."
Toplantı tutanaklarında bu sözlere karşı
hiçbir itiraz yok. Berlusconi, o toplantıda sarf ettiği
düşüncelerini kamuoyu önünde açıklayınca kıyametler
koptu. Avrupa Birliği hükümet yetkilileri adeta
birbiriyle yarış edercesine, Berlusconi´nin düşüncelerini
paylaşmadıklarını ilan ettiler. "
Şimdi siz benim yerimde olsanız Avrupa Birliği
mensubu hükümet yetkilileri hakkında -böyle bir
durumda- ne düşünürsünüz?...
Yine aynı günkü Die Welt´de, Alan Posener´in
"Berlusconi neden haksız" başlıklı
bir yorumu var. Dikkatimi çeken bazı tesbitlerini
ilginize sunmak istiyorum: "Bugünkü Batı
Medeniyeti, zannedildiği kadar bizim Batı kültürünün
kolayca elde edilmiş bir ürünü değildir. Yüzyıllar
boyu devam eden korkunç savaşlar neticesinde bugünkü kültür
seviyesine ancak gelebildik. Nasyonal Sosyalistler, Batı
kültürünü "dejenere(soysuz)" olmuş sanata,
Amerika´nın "Zenci
Müziği"ne, materyalizme, Alman olmayan değerlere,
"Wall-Street-Yahudileri"ne,
ve benzerlerine karşı daha geçen yüzyılda mücadelesini
verdiler. Balkanlardaki son olaylar, barbarlığın
Avrupa´ya ne kadar çabuk geri gelebilceğinin bir ispatıdır.
Berlusconi´nin, Batı Kültürü´nün İslâm karşısındaki
üstünlük tezi, tehlikeli bir siyasi görüşün ötesinde
tarihi geçekleri de yansıtmıyor."
Biz de aynı kanaatteyiz:
Berlusconi´nin düşünceleri tarihi gerçekleri
yansıtmıyor.
Çünkü, Berlusconi gibilerin kafasında Ortaçağ
Avrupası korkunç bir çağ olarak duruyor ve durmalıdır
da. Yanlız, biraz tarih bilgisi olanlar, Ortaçağ´daki
Islâm dünyasına dolayısıyla ulaştığı
medeniyeti de hatırlamadırlar. Dün, Şark
medeniyeti diye bir medeniyet olmasaydı bugün gurur
duyulan Garp medeniyetinden söz edilemezdi. Kaldı ki,
medeniyetler insanlığın ortak malları
olmalıdır. İnsanlık, eğer istifade
edebiliyorsa, "medeniyet" dediğiniz şey
bir baskı aracı olarak kullanılmıyorsa..
Fakat bu dünyada Berlusconiler çoğunlukta ama herkes O´nun
gibi "safdillik" yapıp açığa
vurmuyor, diye de bir endişem var.
Batı,
kurnaz
Şark, kurnaz aptal
Çevrenizde sizinde benim gibi tanıdığınız
"kurnaz" insanlar vardır. Siz, o tip insanları
bazen bu özellikleriyle de tanıyorsunuz. Yani, sizin gözünüzde
felancı adam "anasının gözü, çok kurnaz"
birisidir. İşte ben bu mantığı
kabullenemiyorum: Eğer bir insan gerçekten kurnaz ise ve
ben de bu saf halimle onun kurnazlığını
biliyorsam, nerede kaldı bunun kurnazlığı..Bana
göre bu tipler, kurnaz geçinen aptallardır.
Batı, akıllı ve işini bildiği için,
yapılan işin hakkını vererek yaptığı,
adama göre iş değil, işe göre adam mantığından
hareket ettiği için başarılıdır. Başarılarının
sırrını şarklı anlayamadığı
için de Batılı adam kurnazdır. Şarklı,
eskiden olduğu gibi uzun vadeli düşünemiyor artık.
Günübirlik yaşıyor ve günübirlik düşünüyor.
Şarklı´da hissiyat ağır basar,
kestirmeden hedefe ulaşmak için neredeyse bütün
zamanı ve enerjisini harcar ama ne bastığı
zemin ne de gittiği yol, "yol" olmadığı
için başarılı olamaz. Yeni icadlardan
ziyade mevcutlarla idare eder, onlara sarılır. O´nun
bu özelliğini ilimde, siyasette, dinde ve sosyal hayatta
görmeniz mümkün.
Bazen,
inandığı yola canını vermekten çekinmez
ama ne hikmetse aynı yola beynini vermek ona çok ağır
gelir.
Türk entellektüelinde -bize göre- bilhassa dünyalıları
şu anda çok meşgul eden konu üzerinde düşünce
ve tutumlarını ortaya koyanlar üç gruba bölünmüştür:
1. Grup: Amerika´yı herşeyiyle alkışlayan,
şakşakcılar.
2. Grup: Amerika ve Batı´nın "kara" dediğine
"ak" diğenler, redciler.
3. Grup: Gelişen olayları, soğukkanlılık
ve önyargısız tahlil ve tesbite çalışanlar:
Objektif ve realisttirler.
Ağırlıklı Batı Avrupa´da yaşayan
Türklerin, İslâm-Hıristiyan veya Doğu-Batı
medeniyet veya kültürlerinin çatışması
veyahutta diyaloğu karşısındaki tutumlarına
baktığımızda da önümüze epey karışık
bir tablo çıkıyor:
a- Bilinen dernekler bünyesindeki kesim; Hazırlıksız,
şimdiye kadar ne verildiyse onunla yetinen, emirlerinin,
amirlerinin, başkanlarının ağzına
bakanlar. Avrupalı
basının mikrofonları ve kameraları karşsısında
-argo tabirle- işi kıvırmaya çalışırken
ezilip-büzülerek ne demek istedikleri bir türlü anlaşılmayan
veya anlatamayanlar.
b- Hem dünyayı, hem de birçok sahada kendilerini direk
olarak ilgilendirdiği halde olup-bitenlerden bihaber,
ezici çoğunluk.
c- Çok az da olsa yine de asli görevini nihayet idrak etmiş,
dernek olarak bağımsızlığını
kazanmış kuruluşlar, eveleyip gevelemeden
samimi, doğru ve ürkmeden bu coğrafyada yaşayan
Türkleri ve onların hadiseler karşsındaki tavır-düşüncelerini
temsil etmek, kazanılmış haklarını
korumak için gayret sarf eden elit kesim.
Medeniyetler
çatışması
Herhangi bir konuda fikir beyan edebilmek için; hem
konuyu bilmeniz gerekir hem de konuyla ilgili hatırı
sayılır fikri altyapınızın olma
şartı aranır.
Son haftalarda Batı aydının bizim geldiğimiz
coğrafyayı uzun yıllara dayanan bir birikimin
neticesinde iyi tanıdığı kanaatine vardım.
Bilhassa Türkiye´nin de içinde bulunduğu Ortadoğu
aydını maalesef yukarıda belirttiğimiz özelliklerinden
kaynaklanan handikaptan henüz kurtulamamıştır.
Prof. Gernot Rotter, Hamburg Üniversitesinde Şarkiyatçı,
Der Spigel´in 39/2001
sayısında yayımlanan bir makalesi dikkatimizi
çekiyor:
"Arap ülkelerinin okullarında öğrencilere,
bir zamanlar yüksek bir medeniyete sahip olan İslâm
aleminin, o zamanlar çok geri kalmış hıristiyan
dünyasına ilimde ve fende neler verdikleri anlatılırken,
gençlik bu durumun şimdi niye kendi aleyhlerine döndüğünü
sorguluyor.
Demogoglar ve komplocular müslüman devletlerin geri kalmasıni
iki sebepe dayandırıyorlar: Batılıların,
İslâm dünyasını yok etme komplosu. Diğeri
ise, islami değerlere ihanet. Teologların(din adamı)
çoğu bilgisiz demogoglardan ibaret olduğu için
ihanet edilen veya terk edilen değerlerin neler olduğunun
izahını yapamıyorlar."
G.Rotter´e göre, "Batı´yı yakından tanımayan
okuyucuya Arap ülkelerinde radikal islâmcı yazarlar
kendi kitaplarında :
-Batı´da ahlâk değerlerinin yerle bir olduğunu,
herşeye maddenin hâkim olduğunu, çıkarcılığın
ve kriminal olayların hayata damgasını vurduğunu
-uyuşturucu ve alkolün bu dünyayı bitirme noktasına
getirdiği,
-aile mefhumunun tamamiyle yıkıldığı,
kadınların sokakta yarı çıplak dolaştığı
ve her önüne gelen erkekle ilişki kurabildiği,
-Batı, sadece askeri olarak değil, propaganda
yoluyla da kendi değerlerini Islâm alemine empoze etmeğe
çalıştığı,
gibi düşüncelerini vermeğe çalışıyorlar.
Netice olarak, bu sebeplerden dolayı İslâm ve Batı
dünyasının çatısmasını kaçınılmaz
olarak gösteriyorlar. Samuel Huntington´un
Clash-of-Civilizations-These de böylece beklenmedik bir
tarafdan kendi tezlerinin haklılığına
referans olarak gösteriliyor. "
Yazar, bu kesimin yanısıra dikate alınması
gereken ılımlı bir çoğunluğun olduğunu
ve bunların Batı´ya karşı haklı eleştirilerinin
gözardı edilmemesinin altını çiziyor: "
Bu eleştirilerin ağırlığını
Batı´nın iki yüzlü ve samimi olmayan Ortadoğu
politikası teşkil ediyor:
-Batı, Holocaust barbarlığını çağrışım
yaptıran barbarlığı Israil´in, Filistin´lilere
uygulamasına niçin göz yumuyor?
-Israil, birçok Birleşmiş Milletler kararlarını
Amerika´nın da yardımıyla, ezip geçerken niçin
diğer milletler gibi hesaba çekilmiyor?
-Ortadoğu´nun birçok ülkesine demokratik sistemin
gelmesi gerektiğini savunan Batı, Taliban rejimi
gibi radikal grupları desteklerken, demokrasinin en ufak
bir izine bile rastlanılmayan Suudi Arabistan´a da niçin
baskı yapmıyor, ekonomik çıkarlarından
dolayı Suud rejimini kolluyor?"
G.Rotter, netice olarak çoğunluğun teröristlerin
kucağına düşmemeleri için; "Batı ve
İsrail, Filistin´den uzanan Arafat´in ve İran´dan
uzanan Hatemi´nin elini sıkmalıdır."
"Medeniyetler çatışması" durumunda
Batı entellektüelinin meseleye nasıl baktığını
yukarıda verdiğimiz alıntılarla
bilgilerinize sunmak istadik.
Hiçbir devlet, hatta şahıs kendi değerlerini
zorla veya hiyle yoluyla başkalarına
kabul ettirme cihedine gitmemelidir. Eğer, vermek
istediğiniz güzel ve doğruysa zaten aklı başında
bir şahıs veya devlet onu elinizden kapmaya çalışacaktır.
Aklı kıt olana da ne verebilir, ne de
anlatabilirsiniz. Onu nelinde doğrular eğrilir,
güzellikler çirkinleşir.
Eğer, medeniyetler çatışması istiyor,
tekrar haçlı ruhunu diriltmek istiyorsanız, hiç
merak etmeyin en yakın zamanda arzunuz yerine gelir ve
üçüncü -belkide-
sonuncu dünya savaşına çanak tutmuş olursunuz.
Temennimiz; tarihin tekerrür etmemesidir.
Yazarın
diğer
yazıları:
Dünyanın
gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11
eylül ve sonrası
Gönlünüz
rahat mı?
Dibe
Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU
DOĞUM" VE İNSANLIK
Dilimiz
- Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına
Özel"
Odak
Noktamızdaki İnsan
Hasbihal
- 2
Toplumun
Aynası
Hasbihal
Okuyormusunuz?
|