|
BİR
MİLLET KURTARICISINI BEKLİYOR
Bu millet, "saraylılar" devrinin kapanmasından
sonra "Galatasaraylılar" Türkiye´sinde neye uğradıklarını
pek anlayamadan "Kuleliler"in bando sesleriyle yatıp
kalktılar. Yatmak-kalkmak, oturmak-durmak, konuşmak-susmak,
hepsi bir emir-komuta hiyerarşisi dahilinde cereyan etti.
Bazen rütbeliye, bazen kravatlıya sarıldı. Ama
en çok da cübbeliden çekti. Vaat edilen adalet yerini
bulmadı. Binbir güçlükle çocuğu mektepli oldu.
Kendisini dağa-taşa vurdu; yad ellerde ekmek peşine
düştü. Biraz şehir, biraz da gün görür oldu.
"Efendi" dediklerinden; milletin efendisi sensin, sözünü
duyunca pek de hoşuna gitmişti ama zamanla bu işin
karın doyurmadığını anladı.
Halbuki o; "Bir millete hizmet eden onun efendisidir"
olarak biliyordu. Kafası karıştı. Oysa,
onun gerçek bir efendiye, yani hizmet götürene ihtiyacı
vardı.
Efendi´sini aramaya devam etti:
´´Benim köylüm, benim esnafım, benim halkım,
hepsi birinci sınıf vatandaştır´´, deyip
önünde şapka çıkaranları omuzlarında taşıdı,
onlarca yıl peşinden gitti.
Her akşam "Yeniden Büyük Türkiye" hâyâliyle
başını yastığa koydu. Sabah kalktığında,
´böyük Türkiye mimarileri´
yine şapkalarını alıp gitmişlerdi.
Ümitleri suya düştü.
Bir başkası geldi; önünde kasket çıkardı,
ak güvercinleri kara bulutlara doğru uçuruverdi.
Belki de devrin en büyük demokrat sultanıydı.
Kral-kraliçe çifti ihtirasları yüzünden hem kendi tacı-tahtını
tarümar etti, hem de ümitleri karanlıklara doğru,
bir daha geri gelmemek üzere, yolcu etti.
Bu millet, inanç harekâtına da sarıldı;
milli-imani değerlerin üzerinde yeniden şahlanacak,
nihayet kurtulacaktı: Özüne uygun, imanıyla çatışmayan
bir hayat nizamı. Mehter marşları, Allah-u
Ekber sesleriyle bir gelişleri vardı ki, heyecandan
kalpler de gümbür gümbür vuruyordu.
Çok zaman geçmedi, büyük laf
etmenin ötesinde hiçbir hünerlerinin olmadığı
ortaya çıktı:
Ne siyasi cesaret, ne o olması gereken inançlı
cesur yürek, ne de gerekirse bedelini ödemeğe hazır
bir fedakâr liderlik örneği. Bunca emek, bunca umut
iktidarlık makamından muhalefetin sonsuzluğuna
doğru uçtu gitti, göçtü gitti.
Meydanlar insanlarla dolup taşıyor. Memlekette seçim
var. Gözler, kulaklar pür dikkat kesilmiş, kürsülerdeki
hatiplere odaklanmış durumda. Vaatler.....vaatler....
Bu sonbahar mevsiminde ağaçlardan düşen, uçuşan
yapraklar gibi kürsülerde konuşanların ağzından
vaatler saçılıyor, vaatler uçuşuyor havalarda.
Ne kadar da çok sahibimiz, liderimiz, kurtarıcımız
varmış:
Avrupacı, Amerikancı, Şarkcı liderlerimiz.
Vahşi kapitalist, ılımlı kapitalist,
sosyalist-kapitalist, milli kapitalist reçeteler. Başka?...
Başka da yok
gibi.
Kimseye haksızlık etmiyorum. Genel manzara budur,
çünkü: Türkiye bu yörüngeye girmiştir.
Halkın istediğiyle Brüksel veya Vaşington´un
istediği hiçbir zaman örtüşmeyecektir.
Anadolu´nun istediği, seçtiğiyle "Ankara"nın
istediği örtüşmediği gibi.
Ve bir millet kurtarıcısını aramaya devam
edecektir.
SAYFA BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Bir
millet kurtarıcısını arıyor
Aman
ehliyetsizin elinden
Bir
"Vassiyetname" ve Ben
AB
üyeliği çıkmaz ayın başında
Almanya
siyasi hayatında Türklerin yeri
Ülküler
öldü mü
Ölmesini
de bilmek
Kerbela
yahut Filistin
Bize
benzemiyorsun
Korkak
Modern
zamanların vatanseverliği
Çıplak
Tufan'daki
"Tufan"
Hayatı
yaşamak
İbret
Yolun
neresindesiniz?
Tadını
çıkarmak
Gençlerim
eyvah!
Düşmansız
Yaşamak
"Enternasyonal
terörizme karşı savaş"
Sahipsiz
Toplum
Meydan
Okumak
Afganistan
bombalanıyor
Medeniyetler
çatışması
veya tekerrür eden tarih
Dünyanın
gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11
eylül ve sonrası
Gönlünüz
rahat mı?
Dibe
Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU
DOĞUM" VE İNSANLIK
Dilimiz
- Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına
Özel"
Odak
Noktamızdaki İnsan
Hasbihal
- 2
Toplumun
Aynası
Hasbihal
Okuyormusunuz?
SAYFA
BASI
|