·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Memleket Derdindeyim

Bazılarımızda olduğu gibi, şuuraltına yerleşmiş ne Batı hayranlığı ve ne de düşmanlığı vardır bende. Ve ne de, “En Büyük Türk, Başka Büyük Yok!” saçmalığına inanırım. Her medeniyetin ve kültürün bir başka millet için yararlı ve zararlı tarafları olduğu gibi, Batı Medeniyeti’nin de biz Türkler veya diğer müslüman milletler için faydalanabileceğimiz yönleri olduğu gibi, cephe almamız gereken zararlı tarafları da vardır. Batı Medeniyeti paketi içinde ambalajlanıp sunulan ve bizim de şiddetle karşı çıktığımız hususlar, sadece Türkler için vahim sonuçlar doğurmakla kalmıyor, bütün insanlığı ve insanlık değerlerini de tehdit eder bir mahiyet kazanıyor. Zaten, sıkca eleştirdiğimiz bu hususlar, kendi ülke sınırlarımız içinde de hayatiyet kazandığından dolayı uyarı ve savunma gereğini hissediyruz. Başka bir ifadeyle; benim milletim temiz, diğerleri kirli, iddiasında asla değiliz!... Çırpınmamızın asıl sebebi, milletimizin kirlenmeğe ve kirletilmeğe yüz tutmasından kaynaklanmaktadır.

Bir toplumun başkalaşması, ilk başlarda zararsız gibi görünen ufak-tefek değişiklikler ve özentilerle ortaya çıkar. 1960’lı senelerin Türkiye’sinde, köylerimizde at arabalarıyla eski alıp yeni satan satıcılılar, ata yadigârı, el emeği bakır ve gümüş tepsi, ibrik, sini ve tencere gibi eşyaları naylon kablarla değişiyorlardı. Ev kadınları da yeniye olan özentilerinden olsa gerek, köşede, bucakta ne varsa toplayıp bu gözü açık çerçilere vererek, ev eşyalarını yenilemiş ve böylece eskilerden de kurtulmuş oluyorlardı. Yine o yıllardan bir türkü hatırlıyorum: “Evlenmeyin bekârlar, naylon kızlar çıkacak.”

Ninelerimizin içinde yemek pişirdiği o kabların, dedelerimizin abdest aldığı o ibriklerin, misafirlerimize içinde çay ve kahve ikrâm ettiğimiz o gümüş ve bakır tepsilerin, plastik eşyalarla takas yaptığımızda onların kıymetini ve doğuracağı sonuç itibariyle vahametini  millet olarak kavrayamadık: Çok zaman geçmeden, plastik eşyaların üç-beş günlük ömrüne karşılık, bizim “eski”ler batıcı zenginlerin evlerinde, Batı’nın antika dükkanları ve müzelerinde “müzelik eşyalar” olarak yerini aldı. Yine çok zaman geçmeden, Anadolu delikanlısı Avrupa’ya “Misafir İşçi” olarak geldiğinde, “Sex Shop”ların vitrinlerinde “Naylon Kızlar”ı gördü. Yıllara meydan okuyan eşyalarım gibi asırlar ötesine ışık tutan medeniyet değerlerim de günlük hayattan alınarak müzelik yapılırken, naylon gibi sunî, plastik gibi elastikî ve değişken olan medeniyet değerleri müslüman Türk’ün hayatında yerini aldı. Anadolu delikanlısı, köydeki yavuklusuyla “Naylon Kız” arasında bocaladı durdu... İnternet ve uydu çağında, internet kablolarından süzülüp gelen “sanal fahişeler”, uydudan gelen resimleri çanakta toplayıp ekrana taşıyan erotik yayınlar karşısında genç ve yetişkiniyle insanımızın beyni, ahlakı ve imanı sulanmaya başladı. Ağacın gövdesini içten içe kemiren kurt gibi, nefsine hâkimiyette zorlanan her yaştan insanın manevi dünyası tarümar olmaya devam ediyor. Benim mensup olduğum medeniyetin kırmızı çizgileri, bu türden medeniyetsizliklere, bu hayâsız ve edepsiz akımlara yasak koymakla başlar.

Benim anam Almanya’ya daha yeni gelmişti. Babamla günün birinde bir tiren istasyonunda beklerken, biraz ileride bir Alman kızla gencin birbirlerine sarılarak öpüştüklerini görür. Annem bir Anadolu kadınının saflığıyla, babamı ikaz edererek; gel biz diğer tarafa gidelim, bunlar bizi görür utanırlar, der. Bu işi âlenen icra edenler utanmazken, biz onları görmekten hicap duyuyor, utanmazlıklarından utanıyoruz. İşte, bir medeniyeti diğerinden ayıran sınır burada başlar!... Daha çok kazanmak için her yolu mübah sayan zihniyete karşılık, benim inanç değerlerim “helâl” ve “haram” kavramlarını ölçü olarak önüme koymuştur. Çağımızın insanlığı, ar damarı yırtılmış bir hayasız akımın, “medeniyet”, “çağdaşlık” ve “modernlik” adına hücumuna uğramış, sonu felaketle bitecek olan bir yöne sürüklenmektedir. Bunun belirtilerini batılılaşmış ülkelerde çoktan beridir görmek mümkündür. Bu kategoriye (şimdilik) kısmen de olsa Türkiye de dahildir.

Yağmur bulutlarının önüne set çekemeğeceğiniz gibi, küreselleşen dünyada tekelci medeniyet akımının önüne duvarlar yükselterek durduramazsınız. Eğer varsa, zehiri ancak panzehirle yok edebilirsiniz. İnsanlığın yararına ilmî ve hukukî gelişmeleri, tüm milletlerin benimsemesi gereken ortak değerler olarak kabul ettikten sonra diyoruz ki, hâkim medeniyetin en belirgin özelliklerinden birisi, “göstermek” iken, bizimkisi “örtmek”tir. Kızınız, karınız, bacınız yaşındakileri soyunduracak, soyunmasını ve soyundurulmasını teşvik edecek, gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında, hatta reklam panolarındaki çıplakları seyretmekten, nefsinizin kölesi olmaktan zevk duyacak, fakat diğer taraftan namus havarisi kesilerek, ahlakî çöküntüden dem vuracaksınız; bu kendi içinde bir tezatlıktır ki, Türk Milleti bugün bu çelişkiyle boğuşmaktadır. Batı toplumları bugün ‘hayâ’nın, ‚ayıp’ın, ‚ar’ın ve utanmanın cemiyet ve aile hayatından kovulmasının ağır bedelini, her türlü cinsî sapıklığın kol gezdiği tehlikelere karşı başarısız mücadelesiyle ödüyor. Sanayileşmiş ve zenginleşmiş olmak bu kokuşmuşluğun önüne geçemiyor.

Bir ademoğlu olarak, benim derdim, bir insanlık derdidir. Dünyanın bir başka köşesinde başlayan beşerî çöküntü çok geçmeden diğer milletlere sirayet ettiği gibi, benim memelekitimin insanlarını da olduğu yerden sürükleyerek uçurumun kenarına götürmektedir. Memleket kaygusuna düşmeyenin diğerlerine faydalı olması mümkün olamaz! Onun için ben memeleket derdindeyim. 


YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Memleket Derdindeyim
Fikret Ekin
Komplo Teorisi Yok-4
M. Ali Aladağ
Senden Bana Yar Olmaz!
Üzeyir Lokman  Çaycı
Hamamlar
Nuran Yelkenci
Hayırlarda Yarışmak
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Yakup Yurt
Tutarlılığa Davet
Orhan Aras
Komplo Teorisi Yok-3
Yılmaz Kuzucu
Sanat, para, ahlak
Mustafa Can
Benzemek Aynısı Demek mi....
Hidayet Kayaalp
Kendimizle İletişim
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Hasan Kayıhan
Avrupa Türkçesi veya Eurotürkisch
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Ayten Kılıçarslan
Erkekler farklı mı ölür?
Sebahattin Çelebi
İstanbul, hiçbir şeyim...
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç