·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Müslüman ile İslâm Arasında

“Hayli zaman Şark ile Garp arasında gittim de geldim. Şark’ı Garp’da keşfettim; döndüm şimdiki halimize baktım, ağlayasım, Efendimiz’e başvurasım geldi.” (M.A)

Tercihde zorlanmamız, sadece Doğu ile Batı arasında fikrî ‘git-gel’lerimizden kaynaklanmıyor. Seçimini sadece Batılı hayat tarzından yana yapanların iç dünyalarındaki huzursuzluğun ve tatminsizliğin temelinde, doğuştan beri içindeki özü bir türlü söküp atamayışı yatmaktadır. Bu öz, İslâm’ın genel hatlarıyla hâkim olduğu coğrafyadaki aile ve toplumun değer yargılarından oluşan millî, örfî ve manevî özelliklerden müteşekkildir. Kişinin burada dinî inanca sahip olması veya olmaması, mevcut durumu değiştirebilecek derecede etkili olmaz.

Fikrî alt yapısı hazır olmadan tercihini Müslüman Doğu’dan yana yapanlar veya doğuştan beri kendilerini, milliyetten bağımsız olarak, Müslüman Doğulu gören/kabul edenler, Hıristiyan Batı-Müslüman Doğu karşılaşması, kıyaslamasında, açığa vurmasalar bile bir eziklik duygusunun baskısı altında gizliden gizliye “Üstün Batı”ya hayranlık, bazen de kıskançlık duyacaklardır. Bizde olması gereken fakat olmayan güzelliklerin Garp dünyasındaki varlığı, bu evsaftaki Şark insanının iç dünyasında bazen, tercihini sadece Batı’dan yöne yapmış insandan daha şiddetli bir ‘git-gel’lere sebebiyet vermektedir. Bu çalkantı, bazen temelinden bir red noktasına, zaman zaman da isyan derecesine kadar yükselebilmektdir.

Hıristiyan Batı toplumları içinde yaşayan müslüman azınlıklarda ve Batı değerlerinin rağbet gördüğü müslüman halklarda “biraz ondan, biraz benden” türünden ifade edebileceğimiz değerlerin karıştırılmasından ortaya çıkan, günlük hayata yansıyan yönlendirici unsurlar, “Müslüman Toplum”un çerçevesini çizmede bizi zorluyor. Aynı durum Batı toplumları için sözkonusu değildir, çünkü değil aynı, hissedilmeyecek derecede (şimdiki) Şark’ın bilinen olumsuzlukları dışında, Garp günlük hayatında yeri vardır.Gerek sanayileşmiş Batılı ülkelerde yerleşik olan Türk ailelerinde nesillerarası şiddetli ihtilaflar, gerekse kendisini bir türlü nereye aitse o yörüngeye oturtamayan halkıyla beraber Türkiye yukarıdaki tesbitlerimizin canlı misalleridirler.

Vasat müslüman, “ata dini”ndendir yani müslüman bir anne-babadan doğmuş, ailede ve çevrede görüp-götürdüğü ile yetinmiş, ondaki din anlayışı, etrafındakilerden bir fazla veya eksiktir. Bu dinin Peygamberinin yaşantısı ve öğretisi üzerine çok şey dinlemiş, hatta az da olsa okumuştur. Onun günlük hayatında Peygamber’den daha fazla etkileyici ve belirleyici olanlar ise, ya menkîbelerde anlatılan efsanevî, insanüstü kerametlere sahip(!)  şahıslar, veya en yakınındaki dindar bilinen/geçinen insanlardır. Ananelerin (töre) ağır bastığı din anlayışına sahip olan müslümanın, kadınına insan gibi muameleyi çok görmesi halinde karalama kampanyasının baş sloganı, “İslâm’da kadın hakları yoktur” olarak karşınıza dikilir. Amerika ülkenizi işgal etse, siz de buna karşı dursanız, “radikal-terörist islamcı” olarak damgalanırsınız. Bilhassa dine çok uzak mesafede duranlar, sıradan bir müslümanın veya dini istismar eden bir sahtekârın açığını yakaladıklarında, “işte bizim geri kalmamızın yegane sorumluları!” türünden yaygarayı koparırken, kendisinin iyiki de bunların dininden olmadığını gururla etrafına haykırır. Burada da asıl hedef,  birinin yüzünden tümü ezerek İslam’a yüklenmektir.

Müslümanlardaki menfiliklerle İslam arasında bir bağlantı kurmada, yerlimizle dindar veya dinsiz Batılılar arasındaki metod da örtüşmektedir. İşin başka garip tarafı ise, dini bütün hıristiyan ile seküler yerlimizin “iyi müslüman”, “kötü müslüman” tarifleri de tıpa tıp aynıdır. Amerika, müslüman ülkelerde müslümanları sınıflandırıp yerine göre ceza, yerine göre de ödül verirken, Almanya, Fransa veya İngiltere sokaklarında ya amele, ya ilticacı veya eski sömürgelerinden getirdikleri, gelmelerine müsade ettikleri müslüman kimlikli insanlara bakarak İslâm’a değer biçiyorlar. Bu açıdan bakan Avrupalının gözünde müslüman eşittir fakirlik, eşittir iltica, eşittir terörist, eşittir gericilik... Tabii ki bütün bunlar da eşittir İslâm!.. Bununla beraber müslümandaki geri kalmışlığı, cehaleti ve sefaleti görmemezlikten gelmiyor, inkâr da etmiyoruz. Hem bizim dinden uzak duran müslüman kimlikli, kendi geçmişinden bihaber yerlilerimize, hem de  daha dün tarihin medeni milletler hanesine girmiş olmalarına rağmen kendilerini dünyanın efendisi olarak gören Batı’ya, ortalama bin yıllık İslâm medeniyetlerini inkâr etmemelerini ve daha ikiyüz yıllık üstünlüklerini bile bir önceki islamî medeniyete borçlu olduklarını hatırlatmak gerekir.

İslam’ın (haşa) güzel ve doğru olmayan tarafı yoktur, olmaz da... Fakat müslümanların içinde her millette olan ve olabilecek menfilikler dün vardı, bugün de var!.. Zaten müslüman ne çektiyse, başına neler geldiyse, önce “müslümanım” diyenlerden çekti. Veciz bir ifadeyle terennüm etmek gerekirse; müslüman hiçbirşeyden çekmedi, müslümandan çektiği kadar. İradesi ve inancıyla beraber ipotek altına alınmak istenen müslümanla beraber hedef, onun dini İslam’dır. Bu mümkün değildir, güçleri de yetmez! Fakat kendilerininkine benzer, dünyevileştirilen (sekülerist), hedefinden saptırılmış bir din anlayışını bizim başımıza “din” diye getirmelerinden endişeleyim. Müslümanın dinini yaşamasına karşı müthiş bir çekememezlik ve kıskançlık var. Müslümanın deformasyonuyla beraber dinî kuralların alt-üst edilmesi için inanılmaz bir zaman, para ve beyin seferberliği içindedirler: Seneryonun adı; “Müslüman müslümana karşı, müslüman İslâm’a karşı”.  Sadece Irak’ta maalesef başarıyla sahnelenen “Sunni Müslüman, Şii Müslüman” oyununa ve kendi içimizdeki Alevi-Sunni meselesine dikkat çekmek istiyorum.

Zaman zaman sohbet ettiğimiz cami hocalarında bile cemaatin algıladığı, yaşadığı din anlayışıyla, olması gereken seviye arasında bocaladıklarını görüyoruz.  Hocalarımızın bazıları cemaatın nabzına göre şerbet vermeyi, bazıları da dersine iyi çalışmadığı, tipik memur zihniyetiyle ayın sonunu getirmeği hedeflediği ve kırık plak gibi hep aynı şeyleri tekrar ettiği müddetçe,  mevcut görüntümüz ve hâlimiz devam edecektir, demektir. Bazen cemaat hocayı yönlendirir, tesir altına alırken, bazen de hoca cemaatı ipotek altına almaktadır ki, her iki durumda da asıl ipotek altına alınmak istenen, İslâm’dır. Müslümanlar şekilcilikten ve teferruattan kurtularak İslâm’ın özüne inemedikleri ve mealen “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz yine de inandığım davamdan vazgeçmem” diyen Peygamber’in minberinden müslüman cemaata hitap edenlerlerle, müslüman milletlerin müslüman aydınları bu davanın bedelini ödemeğe hazır olmadıkları müddetçe ümmet olarak hal-i perişanımız devam eder...

Bir de umumi manzaranın dışında kalmasını becerebilmiş, yukarıda izahına çalıştığımız müslümanla İslâm arasındaki engelleri kaldıracak, boşlukları doldurabilecek kapasite ve yetenekte yetişmiş ve yetişmekte olan şuurlu, bilgili bir müslüman eliti vardır ki, kendi medeniyetimiz yeniden onların öncülüğünde tüm dünya insanlığına barış ve huzurla birlikte maddî-manevî kalkınmayı getirecektir.

Mesuliyet taşıyan her inanan insan, kendi şahsında mensubu olduğu din hakkında diğerleri tarafından hüküm düşüleceğini unutmamalıdır. Bu hüküm düşen diğerleri, bazen dindaşı, bazen de başka dinlere mensup olanlar, bazen sevenleri, bazen de hasımlarıdır.  Netice itibariyle, kabul etsek de etmesek de, müslüman eşittir İslâm formülünün bize hangi mesuliyetleri yüklediğinin idrakinde olunmalıdır.

İslâm’la bütünleşmiş, aradaki perdeleri kaldırmış müslümanlar temennisiyle.

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Müslüman ile İslâm Arasında
Üzeyir Lokman  Çaycı
Demokrasi Çarkı
Hasan Kayıhan
Bozüyük’ü Doğru Okumak
Sebahattin Çelebi
Bir yanım yaşanmamış benim...
Fikret Ekin
İslam Düşmanlığı
Yılmaz Kuzucu
“Çocuklara  çok  yazık”
Orhan Aras
Yüreği Yaralı Şair, Tofig Abidin
Nuran Yelkenci
Duada kararlı olmak 
M. Ali Aladağ
Türk de Olmasa.....
Yakup Yurt
Gurbetten Gelmişim...
Mustafa Can
Sen de Yalnızım mı Diyorsun....
Ayten Kılıçarslan
Göçelim, ancak göçen olmayalım!
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Hidayet Kayaalp
Kendimizle İletişim
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç