|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
NAMUS
EŞİTTİR
BAŞÖRTÜSÜ?...
Milli sınırlarımız dışında,
bizimle ilgili gelişmelerin en büyük sevabı, günahı
ve sorumluluğu yine bize aittir. Kendi insanımızdan
esirgediğimizi, ona, hakkı olduğu halde, çok gördüğümüzü,
başkalarından istemekte epey zorlanıyoruz.
Bunlar, insan hak ve hürriyetinden düşünce hürriyetine,
hatta din hürriyetine kadar bilinen meselelerdir.
Almanya’da başörtüsüyle ilgili, günlerce kamuoyunda
fırtınalar koparılırken, Türkiye’deki
başörtüsü yasağı/baskısı/zulmü de
karşıtların tezlerini kuvvetlendirici
referanslar olarak gösterilmekten geri kalmadı. Özet
olarak: Müslüman bir ülke olan Türkiye, başörtülülere
karşı malum politikasına devam ederken, biz, hıristiyan
bir Batı ülkesi olarak, niçin daha fazla tolerans gösterelim,
şeklindeydi.
Bir önceki „Başörtüsü“ ile ilgili yazımızda
sözkonusu olan Alman Anayasa Mahkemesi kararında da, başörtüsü;
„dini sembol“ olarak zikredilmiş. Baden-Würtemmberg
FDP’li Eyalet Adalet Bakanı Corinna Wervigk-Hertneck,
„Başörtüsü gibi diğer dinlere ait sembolleri de
ya okul sınıflarından kaldıracağız,
veya hepsine müsade edeceğiz.“ (Der Spiegel, 43/2003)
Bir dine bu kadar peşin hükümlü, cahilane, hatta düşmanca
bakışı/değerlendirmeyi dünyanın
neresinde görebilirsiniz?.. Kim demiş, İslam’ın
sembolü başörtüsüdür?.. Müslümanlar sadece kadınlardan
mı ibarettir? Değilse, erkek müslümanın
sembolu nedir acaba? Başörtüsü bağlamadığı
halde, -belki- birçoğundan daha şuurlu müslüman
olan kadınları hangi kategoriye dahil edeceksiniz?
Yanılgı, eksik ve yanlış değerlendirme,
sadece hıristiyanlarda değil, müslümanlarda da aynı
orandadır. Dini, şekilde gören, görmek isteyen
dindarla, laikliği veya modernliği şekilde gören,
görmek isteyen arasında zihniyet açısından hiçbir
fark yoktur. Hiç şüpheniz olmasın; dindarı,
başörtü eşittir namusluluk eşittir dindarlık,
entel-laik’i, açıklık eşittir ilericilik eşittir
kemalizm eşittir batıcılık, olarak kadınımızla
beraber değerlerimizi, toplum barışımızı,
herc-ü merc etmeseydiler, sinsi planlara (bilerek veya
bilmeyerek) çanak tutmasaydılar, Almanya gibi bir ülkede
de böyle bir karar çıkmazdı. Konuya bu açıdan
bakıldığında, Batı’lı
siyasilerin, devlet adamlarının, bizimkilerden pek
merhametsiz olduklarını söylememek de, başka türlü
bir merhametsizlik olurdu.
„Türkiye’deki laiklik-İslam
gerilimi, Türkiye’nin en küçük iç sorunlarının
bile, çok daha yakıcı derinlikli şekillerde dış
dinamiklerle, dolayısıyla diğer iki koordinatla
(Batı-Türkiye ve Batı-İslam düşmanlığıyla)
sıkı sıkıya irtibatlı olduğu gerçeğini,
bizi birbirimize düşürecek kadar baştan çıkarıcı,
ayartıcı bir şekilde örtüyor, gizliyor.“ (Yusuf
Kaplan, Yeni Şafak: 22.10.03)
Laiklik-İslam gerilimini Avrupa’daki
Türkler arasında da Türkiye paralelinde yaşamktayız.
Birçoğumuzun övünerek, „bizden“ dediği, öyle
görmek istediği Türk kökenli parlementerin, şurada
veya buradaki toplantılarda Avrupa’daki Türkleri
temsilen arz-ı endam edenlerin, halet-i ruhiyelerindeki o
ezilmişliği, geri kalmışlığı,
efendilerine yaranma gayretlerini gördükçe, fikren ve
cismen şahsiyeti oturmamış zavallılara,
hem onlar adına, hem de kökü bizden olması
hasebiyle, kendi adıma üzülüyorum.
Ama daha çok üzüldüğüm, hatta kahrolduğum taraf
ise; dini-imanı, camisi-cemaatı ile kitlelerin
temsilcilerinin „temsil“ yetkisinden uzak, gelişmelerden
bihaber, içine kapanık, „dava“sına sahip çıkamayacak
kadar bilgiden, medeni cesaretten yoksun olanlardır.
Sonuç olarak: Başörtüsü örtmekle,
namusluluğun ve örtmemekle namussuzluğun
tarifi çıkarılamayacağı gibi, dinin/dindarlığın
tarifi/sembolü de bununla bağlantılı olarak
yapılamaz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|