|

Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 21.30
"türkshow'da"
Nasıl Bir Türkiye?
Nasıl bir Türkiye istersiniz sorusunun cevabı, siyasî
görüşlerimize, değer yargılarımıza göre değişebileceği gibi,
şahıslara göre de değişebilir: Görüş mesafemiz, bakış
açımızın derecesi ve gerek Türkiye gerekse dünyaya nereden
baktığımız, birikimimiz ve daha nice faktörler kafamızdaki
Türkiye’yi şekillendirebilir.
Halkımızın bu konudaki düşüncelerine buyruk sahiplerimizin
pür dikkat kulak kabartmalarına siz sakın ola kulak
asmayasınız. Onlar dinler gibi yapar ve neticede yine kendi
bildiklerini dayatırlar. Hz. Ali’den veciz bir söz: “Buyruk
sahibi büyük bir nehire benzer. Arklara ondan su gider.
Nehrin suyu tatlıysa arklara tatlı su, tuzluysa tuzlu su
gider.”. Onlar nehir, biz ise ark... Nehirden gelen suların
tatlı mı, tuzlu mu, berrak mı, bulanık mı olduğuna, yine o
kaynaktan beslenenler karar verecek. Hükümetin yanında veya
karşısında olanlar, sırtını orduya yaslayanlar, resmî
ideologlar, AB’ciler, ABD’ciler ve iki arada bir derede
kalanlar..
Görünen o ki, buyruk sahiplerinden bugünlerde bulanık sular
gibi beynimizi sulandıran, suladırmakla kalmayıp, bulandıran
haberler akıp geliyor. Kendinden emin olmayan, şahsiyeti
oturmamış ve varlığını bir başkasının varlığında gören
insanlar, konuşmalarını ve eylemlerini himayesine
sığındıklarının duruşlarına, göz-kaş hareketlerine göre
ayarlarlar. Benim kuşağımın tanıdığı ve bildiği Türkiye de,
hep dışarıdan gelecek gizli ve âleni telkin ve tavsiyelere
göre kendisine çeki-düzen veriyor veya içe ve dışa karşı
konumunu belirliyor.
Dış güçlerin güdümündeki bölücü terör örgütünün akıttığı
kanın durdurulması noktasında planlanan askerî harekâtla
ilgili gelişmelerde de, yukarıda izahına çalıştığımız bir
belirsizlik göze çarpıyor: Millet olarak sabrımızın son
noktasına gelmesinden kaynaklanan iç baskı ve ABD ve AB gibi
siyasî, iktisadî ve askerî müttefiklerimizden gelen dış
baskı/dayatma arasında sıkışan hükümet, kime göre tavır
belirleyeceğinin şaşkınlığı içindedir.
İçerdeki öfke, millî duygular, fazlaca kabardığı zaman bu
şişkinliğin patlamaya sebebiyet vermemesi için yürüyüşler ve
koro halinde sloganlarla hava yatırılmaya çalışılır. Haklı
olarak kanlı terör örgütüne bu yolla da olsa öfke
yağdırılırken, aklıma Mevlana’nın şu tesbiti geldi: “Deve
dövüldüğünde sopaya kin tutmaz, dövene kin tutar.”. Acaba
diyorum, canımızı ve kanımızı alan eşkiyayı muhatap alırken,
onları sopa olarak kullanan ve asıl bizi dövdürenleri
unutuyor muyuz yoksa birileri bize unutturuyor mu?
Kendi bölgesinin uluslararası düzeyde bir gücü olurken, o
gücünü ilk önce milletinin ortak menfaatleri ve değerleri
üzerinde yükseltmiş bir Türkiye mi, yoksa herşeye rağmen
ABD’nin ve İsrail’in “stratejik müttefiki” bir Türkiye mi?
Mevcut şartlarda sözkonusu devletlerin bölgemiz üzerindeki
emellerine rağmen onlarla iyi geçinmenin bedelini zaten
oldum olası ödüyoruz. Buna rağmen başımızdan bela eksik
edilmiyor. Giderek de bağımlılaşıyoruz. Sanki onlar olmazsa
çökeriz, yok oluruz. Peki ne kazandık şimdiye kadar?...
Biz tipik bir Şark ülkesi olmadığımız gibi Garplı da değiliz
ama bu topraklarda bin yıldan beri cihan devletleri kurmuş
ve çok çetin şartlarda, düşmanın fersah fersah
askeri/teknolojik üstünlüğüne rağmen İstiklâl Savaşı’nı
kazanmış, devlet geleneği olan bir milletiz. ABD, İsrail ve
diğerleriyle sulh içinde olmadan önce kendimizle barışık
olalım. Kendi dinamikleri üzerinde duran bir Türkiye’nin de
elbette ki bedeli olacaktır. Bütün mesele; bu bedeli ödemeğe
hazır olup olmamaktır.
“Biz bağı kopmuş, dağınık yıldızlara döndük; yabancılara
yakın kendimize uzağız.” diyen Merhum Muhammed İkbal, sadece
kendi döneminin müslüman dünyasını anlatmakla kalmamış,
Türkiye’nin bugünkü hâline de ışık tutmuştur.
Gönlümüzde yatan Türkiye’nin ayağa kalkması için “ateşten
gömlek” giymeğe hazır olmak gerekir. Halil İbrahim
olabilmenin bedeli ateşten gömlek idi. Sen de;
“Kalk ve yepyeni bir dünya meydana getir. Yeni bir Halil ol
ve ateşten gömlek giy. Aleyhinde olan dünya ile uzlaşmak,
düşman önünde teslimiyetten başka nedir ki..(Muhammed
İkbal)”.
YAZARIN
ÖNCEKİ
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|