·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  BAKIŞ

                   Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de

 

OKUYOR MUSUNUZ ?

 

 Genç  adam  selam  verdikten  sonra  içeri  girdi.  Tokalaşırken  elimi  öpek  için  eğildi  fakat  ben  müsade  etmedim.  Hal  hatır  sorduk  birbirimize.  Maşallah  son  zamanlarda  vücudu  iyi  gelişmişti.  Sohbetimize  devam  ederken  genç  adamın  dış  görünüşünü  tepeden  tırnağa  bir  gözden  geçirdim  son  derece  bakımlıydı.  Saçlarını  adını  bilmediğim  bir  kimyevi  maddeyle  yağlamış  olmalı ki  saçlar  pırıl  pırıl dı.    Üzerinde ki  spor  ceketin  göğsünde  bir  işaret  ve  bir de  yazı  vardı  yani  "markalıydı"  Ceketin  altında ki  t-shirt de  değişik  bir  meşhur  markaydı.  Pantolonunun  kemerinin  bile  markası  dikkatimi  çekmişti.    Pantolonunun  arka  cebinin  üzerinde  yine  bir  tanınmış  (reklamı  çok  yapılan)  marka  dikkatimi  çekti.  Spor  ayakkabılarıni  gerçi  oturma  odasına  girmeden  çıkarmıştı  ama  belli ki  onlar da  meşhurlardan  biriydi.  Genç  adamın  bu  hali  bana  yarış  arabası  sürücülerinin  halini  hatırlattı.  Cep  telefonunun  söylemeye  gerek  varmı  zaten?  Almanya da  her  üç  gençten  birinin  yanın da  olan  "aksesuar "dan  birisi de  onda  vardı.  masaya  çaylar  yeni  gelmişti ki  cep  telefonu  çalmaya  başladı.  Yerinden  fırladı,  telefon  konuşmasını  salon da  sürdürüyor du.  Telefon  açan  belli ki  bir  Türk  arkadaşıydı.  Ağırlık  Almanca  konuşuluyor  arasıra  Türkçe  kelimeler  geçiyordu.  Telefon  görüşmesi  bittikten  sonra  sonra  özür  diliyerek  tekrar  yerine  otur du.  Çok  önemli  olmayan  bir  sohbete  devam  ederken  karşımda ki  genç  adamı  tahlile  çalışıyordum;  Anadolu'nun  herhangi  bir  yöresinde ki  Türk  ailesinin  ocağında  yetişmiş  genç  bir  delikanlıdan  pek  farkı  yoktu.  Sadece  Avrupa da  doğup  büyümüş,  burada  okula  gidiyor  dolayısı  ile  Türkçesi  kıt  Almancası  çok  iyiydi.  Bir de  kendisinde  saklı  olan  cevherden  pek  haberi  yok  gibiydi.

Karşımda  oturan  genç  adamda  keşfettiğim  o  cevheri  su  yüzüne  çıkarmak,  gözlerinin  önüne  sermek  istiyordum.  Çünkü  kendisi  bunun  farkında  değildi.  Belki  epey  bir  zaman  sonra  kendisi de  fark  edecekti  ama  ne  kadar  zaman  heba  edecek,  bedeli  ne  olacaktı?  Yalnız  bir  sıkıntı  vardı:  Genç  adam  Türkçe'ye  hakim  değildi  yani  ona  sunacağım  ziyafeti  kıssadan  hisselerle,  yerine  göre  fıkralar,  atasözleri,  şairler  ve  yazarlarımızdan  iktibaslarla,  yerine  göre de  Anadolu  insanını  en  iyi  anlatan  türkülerimize  atıfta  bulunarak  zenginleştirecek,  güzelleştirecektim.  Başka  bir  formül  düşündüm;  Almanca  olarak  anlatmaya  çalışayım.  Oturduğum  yerde  trafikte  sıkışıp  kalmış  bir  araba  sürücüsüne  benzettim  kendimi.  Bir  türlü  ilerleyemiyordum  çünkü.  Bir  dilde  asırlar  boyu  pişmiş,  pekişmiş,  ifadelerin,  manaların,  mesajların  duygu  ve  düşüncelerin  özü  haline  gelmiş  sözleri  tercüme  yoluyla  nasıl  anlatabilirdim?  O  ruhu  nasıl  verebilirdim?  O  kültürü  tanımadan  bunu  doğru  anlamak  mümkünmüydü?

Derken  birşeyden  daha  çok  korkmaya  başladım; ya  benim  geç  adamım  " boşver  bunları,  hangi  çağda  yaşıyoruz?"  derse!  İşte  o  zaman  baltayı  taşa  vurmuş  olurdum.  Halbu ki  ben  biriken  tecrübelerimi,  doğru  ve  güzelliklerimi  bu  genç  adama  aktarmayı  boynumun  bir  borcu  olarak  görüyordum.  Mesela  şu  "Baltayı  taşa  vurmak"tan  neanlatmak  istediğimi  anlarmıy dı?

Evet  hangi  çağda  yaşıyorduk?  Teknoloji  çağı,  uzay  çağı,  elektronok  çağı da  diyebilirsiniz.  İlimle  haşır-neşir  beyinler,  labaratuvarlar  hergün  yeni  birşey  icad  ediyor.  Gerçekten  takip  etmekte  zorlanıyoruz:  Mesela  önünüzde ki  aletin  tuşuna  bastığınız da  karşınıza  birçok  bilginin,  haberin,  araştırmanın  yanı  sıra  bu  yazılar da  çıkabiliyor.

Yaşadığımız  bu  çağda  insan  unsuru  işin  neresinde?  Bu  genç  adam  yaşdaşları  gibi    çamaşırından  ayakkabısına  kadar  sadece  "marka"  giysilerle  donanmayı  bulunduğu  toplum da  "adam  yerine  koyulma"  olarak  görüyor,  en  son  model  cep  telefonsuz  ve  arabasız  hayatı  düşünemiyorsa  bunun  yanısıra  bilgisayarda  oynamaktan,  televizyon  seyretmekten  başka  insanlarla  görüşmeye  pek  fazla  zaman  kalmamışsa  kim  kimin  emrindeden  ziyade   "kim  neyin  emrinde?"  sorusuyla  karşıkarşıyaysak  ben  neyi  nasıl  izah  edecektim?

 Genç  adama  damdan  düşer  gibi  sordum:  Okuyormusun? Hiç  beklemediği  bir  soruydu bu.  Rahatsızlığı  yüzünden  okunuyordu.  Biraz  bocaladıktan  sonra;  eskiden  aile  dostumuz  birisi  vardı.  O  her  gelişinde  bize  kitaplar  getirirdi...  Bana  çocukluğunu  anlatıyordu.  Artık  şimdi  nasıl  demeye  bile  gerek  kalmamıştı.  Genç  adam  okumuyordu.  Ne  Almanca  ve  nede  Türkçe  okuyordu.  Şayet  okuyan  birisi  olsaydı,  çevresinin  tesirinde  bu  kadar  kalmayacak,  tam  tersine  o  çevresine  tesir  edecekti.  Şayet  biraz  okuyan  birisi  olsaydı  sunacağım  ziyafetin  tadına  varacaktı  ve  bende  ona  içinde  bulunduğumuz  teknolojik  çağda  insanlar  sahip  oldukları  kültür  değerlerini  gün  geçtikçe  terk  ediyorlar  bu  terk  edişler  insanlık  kültürünün  fakirleşmesine  sebep  oluyor  ve  neticede  insan  olma  özelliğimizi  kaybediyoruz  diyecektim.  Ve  ilave  edecektim;  sen  mensup  olduğun  kültür  değerlerini  dünya  insanlığına  sunabilmen  için  önce  o  dili  iyi  bilmen  gerekir,  kültürünü  iyi  temsil  edebilmek  için  okuman  şarttır.  Okuyan  insanın  lisanıda  zenginleşir  Zengin  lisanla  konuşanı  dinlemek  bir  güzel  müzik  parçasını  dinlemek  gibi  insana  zevk  verir.  Hele  bu  kültür,  insanları  rengine,  dinine,  ırkına,  giydiklerine,  sahip  oldukları  dünyalıklarına  göre  değilde  önce  eşref-i  mahlukat  (yaratılmışların  en  şereflisi)  olarak  değer  veriyorsa...  O  halde  bu  kültür  hakkıyla  temsil  edilmeli,  insanlığın  faydasına  sunulmalıdır.  İnsanlık  bundan  mahrum  bırakılmamalıdır  İnsanlığın  hergün  kendisinden  birşeyler  kaybettiği  bu  çağda  herkes  kendi  kültürüne  sahip  çıkmalıdır.  Bunun  yoluda  okumaktan  geçer.  Okumak;  şahsiyet  kazanmaktır.  Doğruyu  bulmak,  ilim  sahibi  olmak,  gösterişten  uzak  durmaktır.  İnsan  olmanın  yolu  okumaktan  geçer.

Genç  adama  tekrar  soruyorum:

Okuyor musun?

Yazarın diğer yazıları:

Dünyanın gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11 eylül ve sonrası
Gönlünüz rahat mı?
Dibe Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar 
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU DOĞUM" VE İNSANLIK 
Dilimiz - Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına Özel"
Odak Noktamızdaki İnsan
Hasbihal - 2
Toplumun Aynası

Hasbihal
Okuyormusunuz?

   

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Editör'den

Selam

Mahmut Aşkar
Medeniyetler çatışması veya tekerrür eden tarih
Şefik Kantar
ABD Hamburg’ u bombalar mı?
Muhsin Ceylan
Eğitim mi dediniz, o da ne?
Ali Kılıçarslan
Uyum mu, Kıyım mı?
Ismail Tüysüz
Türkiye'nin orkideleri koruma altına alınmalı 
Euro Zerr
Fikirler Bayatlar mı?
Ramazan Alp
Şiirin yalnızlığı
Abdullah Güler
Toprak Ana