|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Benden Sana Düşman Olmaz (2)
Savulun Türkler Geliyor...
Bir anlık da olsa kendinizi sıradan bir Alman’ın yerine
koyun. Ciddiyetinden ve tarafsızlığından asla şüphe
etmediğiniz, zaman zaman sayfalarına taşıdığı haber ve
yorumlarla ülke gündemini bile değiştirebilen, haftalık
derginizi bir sabah köşedeki büfeden satın alıyorsunuz.
Kapakta minareli bir cami resmi ve caminin kubbesinde hilal
dikkatinizi çekiyor. O da yetmezmiş gibi, siyah-kırmızı-sarı
renkli Alman bayrağının ortadaki kırmızı şeriti üzerine
ay-yıldız oturtularak Türk bayrağına benzetilmiş ve kapak
başlığı olarak büyük harflerle, “Allah im Abendland (Allah
Batı’da)” şeklinde bir ifade seçilmiş. (2).
Özellikle “Allah” isminin seçilmesini de manidar buluyoruz.
Bir taraftan, “hepimiz aynı Tanrı’ya inanıyoruz” diyenlere
karşı, müslümanın Tanrı’sıyla hıristiyanınki aynı olmadığına
atıfta bulunmak ve bu farkı farkettirmek için özellikle bu
yola başvurulduğu kanaatindeyiz. Bu kombinasyonun niçin
yapıldığına da dergi, kapağın altındaki küçük başlıklardan
biriyle açıklık getiriyor: “Yeni Camiler, Paralel Toplumun
Propaganda Merkezi?” deyip de soru işaretini de koyduktan
sonra Okuyucu, derginin iç sayfalarını çevirmeden kafası
çelinmiş ve hükmünü düşmüştür...
Hollanda’da kamuoyu araştırması yapan Adjiedj Bakas,
hükümetin göçmen politikasını değiştirmediği takdirde,
müslümanların Hollanda’yı kolonileştirecekleri kehanetinde
bulunuyor. Kamuoyu araştırmacısının bu öngörüsü sadece
Hollanda’yla sınırlı kalmıyor; eğer tedbir alınmazsa,
tamamıyla kıta Avrupa’sının “Eurabia”ya dönüşeceğinin iddia
ediyor(3).
Galiba, “Yavuz hırsız evsahibini bastırır” deyimini biz
böyle yerlerde kullanıyoruz. Kendisinden fersah fersah nüfus
ve yüzölçümü olarak büyük ülkeleri kolonileştirmiş, sömürmüş
ve zamanın koloniyal güçlerinden birisi olan Hollanda,
şimdiki refah seviyesini o günlere ve oralardan getirdiği
işgücüne borçlu değil mi?
Avrupa’nın intiharı
Almanya’nın önemli (ulusal) gazetelerinden birisi, tam
sayfa ayırdığı makaleye, “Avrupa’nın İntiharı (4)” gibi son
derece ürkütücü bir başlık seçer ve sayfanın dörtte birini
kaplayan resimde de, Avrupa meydanlarına taşan müslüman
kitlelerin toplu namaz kılmaları hıristiyan yerlinin
dikkatine sunulur ve “Nüfusu mütemadiyen gerileyen
hıristiyan Batılılara karşı müslümanların elindeki en büyük
silah, artan nüfuslarıdır” gibi zaten varolan önyargıları
daha da pekiştiren provakatörlüğe devam ederse; Hıristiyan
Avrupalı için artık tehlike çanları çoktan çalmaya
başlamıştır ve düşmanı da kendi içindeki müslüman göçmenden
başkası değildir...
Bir de bunlara ilaveten, dünyaca meşhur Şarkiyatçı Bernard
Lewis’e göre, “Avrupa’ya (müslümanlar tarafından) üçüncü
saldırı dalgası başlamıştır” ve eğer göçmen müslümanların
nüfus artışı şimdiki gibi devam ederse, Avrupa
İslâmlaştırılacak (5).
Hiçbir Avrupalı “Avrupa’nın intiharı”na göz yumamayacağına,
müsamaha gösteremeyeceğine göre, tedbirini de alması
elzemdir. Hele bu erken ‘uyarı’yı verenler, kapıya dayanmış
‘tehlike’den yerli halkı haberdar edenler, Alman medyasında
ve düşünce hayatında son derece itibarlı yayın organları ve
dünya çaplı entellektüeller olursa, mesele daha çok önem
arzeder. Madem Avrupa’nın içlerine kadar yayılmış olan bu
müslüman göçmenlerin nihai hedefi hıristiyan Avrupa’yı
müslümanlaştırmaktır ve madem ki bunlar çoğalacak biz
azalacağız ve nihayetinde bunların şeriatına boyun eğeceğiz;
o halde şimdiden kovalım gitsinler... Yerli Avrupalı bu
düşüncelerine bir de muhtemelen şunu da ilave ediyordur:
Hele şu nankörlere bakın; meğer içimizde düşman
besliyormuşuz da haberimiz yokmuş.
Boşalan kiliseler, azalan nüfus ve ürküten taktik
Özellikle Batı Avrupa’da nüfus geriliyorsa, bunun vebali
müslümanlara mı aittir? Avrupa’ya müslüman göçmenin hiç
gelmediğini farzedelim; o zaman yerli hıristiyan halkın
nüfusu artacak mıydı? Hayır! Peki bu husûmet, bu kıskançlık
ve gerçekleri bu derece çarpıtarak Almanya’yı dört elle
kucaklayan göçmen Türk azınlığı hedef tahtası göstermenin
mantığı ne olabilir? Eğer bizimle kendi insanınızı
korkutarak, kaybettiğiniz değerlerinize yeniden dönüş
yapacaksanız, biz bu korkutma metodunuzdan Allah’a sığınır
ve sizden gerçekten korkarız.
İşte en basitinden bizden, yani dünkü “Misafir İşçi”den
nasıl yeni ‘düşman yaratılır’ın formülü... ‘Bizi niye
sevmiyorlar’a cevap bulmak için, ne Haçlı Seferleri’ne, ne
de Viyana Kuşatması’na kadar gitmeğe gerek var.
Toplam nüfusu 500 milyona varan bir Avrupa Birliği’nde 14-15
milyon civarındaki müslüman azınlık nasıl üreyecek ki,
hıristiyan Avrupa’da çoğunluğu sağlayarak İslâmlaştırma
sürecini başlatabilsin... Kaldı ki, başta Almanya olmak
üzere birçok Avrupa Birliği ülkesi özellikle müslüman
ülkelerden aile birleşimi çerçevesinde geleceklerin önünü
kesmek için çok özel tedbirler aldılar. Burada doğup büyüyen
veya küçük yaşlarda gelen yeni nesil Türkler, önceki
nesillere benzemek ve özenmekten ziyade, hâkim kültürün
hayat tarzını benimsemiş olmaları ve çocuk yapma konusunda
da çok ‘cimri’leştikleri, hoşumuza gitmeyen bir başka
hakikatımızdır.
Alman medyasında tartışmasız bir ağırlığa sahip olan günlük
gazetelerden birisi, bu ülkenin müslüman azınlığını konu
alan tam sayfa, cami resimli yazısında şu başlığı seçmişti;
“Alman Müslüman Halkı adına? (6)”. Bu başlık, Almanya’da
mahkemeler karar verdiğinde; “Alman Halkı Adına” diye
başlayan ibareye atıfta bulunularak seçilmişti. Altbaşlıkta
da; “Camiye gidenler birleştiler” derken, sanki burada
‘maalesef’ sözcüğü ilave edilseydi, gazetenin vermek
istediği mesaj daha iyi anlaşılacaktı. Atılan başlıklardan
da anlaşılacağı gibi, İslâmî üst kuruluşların, “Almanya
Müslümanları Kordinasyon Konseyi (KRM)” adı altında
birleşmeleriyle ilgili bir inceleme-araştırma yazısıydı.
Türkçe tercümesinden, muhtemelen Almanca aslında verilmek
istenen mesaj anlaşılmayabilir. Aslı; “Im Namen des
deutschen islamischen Volkes?” cümlesinde (Almanca bilenler
için) müslüman yerine İslam kelimesinin tercih edilmesi,
okuyucunun daha kestirmeden ‘tehlike’yi algılamasına
yardımcı oluyor. Soru işaretiyle tamamlanan bu başlık
hattızatında; bu gidişle hıristiyan Alman halkı adına karar
veren mahkemeler, bundan sonra “İslamlaşmış (müslüman) Alman
halkı adına diyerek mi karar verecek?” demeğe getiriyor.
Yarım asırlık geçmişe rağmen İslâm’ı resmen tanımamanın
bahanesi, müslümanların kendi aralarında birlik
sağlayamamasıydı. Şimdi bu birlik oluşunca açığa vurulmayan
hoşnutsuzlukları görmemek için kör veya aptal olmak lazım.
Henüz ortada fol yok, yumurta yoktu ama birçoklarının
uykuları kaçmıştı. Bunlardan birisi de, ‘bizden birisi’ydi.
“Eğer bu dört kuruluş, bir çatı kuruluşu oluşturur ve
Almanya İslâm’ını tanımlama yetkisine sahip olurlarsa,
uykularım kaçar (7).”.
“Arka bahçelerdeki, bodrum katlarındaki camilerinizi artık
merkezi yerlere, gözönüne taşıyın” diyenler, şimdilerde
merkezi yerlerde yapılan ve yapılacak camilere binbir türlü
baskı, karşı kampanya, bürokratik engel çıkarıyorlar.
Avrupa, “Boş kiliseler kıtası (8)”na müslüman göçmenlerin,
Türklerin yüzünden dönüşmedi. Camileri kiliselere,
müslümanları da hıristiyanlara rakip göstererek kiliseleri
tekrar doldurmak gibi bir niyet varsa, emin olun, bundan
memnun olur, hatta bunun için dua ederiz. Ama bu
“rekabet”ten bir düşman yaratma gibi emel varsa, bundan
korkarız, hem de çok korkarız...
Devam edeceğiz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Savulun
Türkler Geliyor...
Benden
Sana “Düşman” Olmaz!
Gazze
veya Kerbela
Kalabalıkların
Yalnızlığı (2): Bizim Yalnızlığımız
Kalabalıkların
Yalnızlığı
Hangi
İnsanın Hakları?
Medeniyetin
Utanç Tablosu
Dinine
Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil
Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın
Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî
Kodlarımız
“Globallaşmanın
Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler
(3)
Modernizmle Gelen Devrimler
(2)
Modernizmle
Gelen Devrimler
Derdimiz
de var dermanımız da...
“Allahsız
Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye
sadece Türklerin değil”
SAYFA
BASI
|