A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




Benden Sana Düşman Olmaz (2)

Savulun Türkler Geliyor...


     Bir anlık da olsa kendinizi sıradan bir Alman’ın yerine koyun. Ciddiyetinden ve tarafsızlığından asla şüphe etmediğiniz, zaman zaman sayfalarına taşıdığı haber ve yorumlarla ülke gündemini bile değiştirebilen, haftalık derginizi bir sabah köşedeki büfeden satın alıyorsunuz. Kapakta minareli bir cami resmi ve caminin kubbesinde hilal dikkatinizi çekiyor. O da yetmezmiş gibi, siyah-kırmızı-sarı renkli Alman bayrağının ortadaki kırmızı şeriti üzerine ay-yıldız oturtularak Türk bayrağına benzetilmiş ve kapak başlığı olarak büyük harflerle, “Allah im Abendland (Allah Batı’da)” şeklinde bir ifade seçilmiş. (2).

Özellikle “Allah” isminin seçilmesini de manidar buluyoruz.  Bir taraftan, “hepimiz aynı Tanrı’ya inanıyoruz” diyenlere karşı, müslümanın Tanrı’sıyla hıristiyanınki aynı olmadığına atıfta bulunmak ve bu farkı farkettirmek için özellikle bu yola başvurulduğu kanaatindeyiz. Bu kombinasyonun niçin yapıldığına da dergi, kapağın altındaki küçük başlıklardan biriyle açıklık getiriyor: “Yeni Camiler, Paralel Toplumun Propaganda Merkezi?” deyip de soru işaretini de koyduktan sonra Okuyucu, derginin iç sayfalarını çevirmeden kafası çelinmiş ve hükmünü düşmüştür...

Hollanda’da kamuoyu araştırması yapan Adjiedj Bakas, hükümetin göçmen politikasını değiştirmediği takdirde, müslümanların Hollanda’yı kolonileştirecekleri kehanetinde bulunuyor. Kamuoyu araştırmacısının bu öngörüsü sadece Hollanda’yla sınırlı kalmıyor; eğer tedbir alınmazsa, tamamıyla kıta Avrupa’sının “Eurabia”ya dönüşeceğinin iddia ediyor(3).

Galiba, “Yavuz hırsız evsahibini bastırır” deyimini biz böyle yerlerde kullanıyoruz. Kendisinden fersah fersah nüfus ve yüzölçümü olarak büyük ülkeleri kolonileştirmiş, sömürmüş ve zamanın koloniyal güçlerinden birisi olan Hollanda, şimdiki refah seviyesini o günlere ve oralardan getirdiği işgücüne borçlu değil mi?

Avrupa’nın intiharı
Almanya’nın önemli (ulusal) gazetelerinden birisi, tam sayfa ayırdığı makaleye, “Avrupa’nın İntiharı (4)” gibi son derece ürkütücü bir başlık seçer ve sayfanın dörtte birini kaplayan resimde de, Avrupa meydanlarına taşan müslüman kitlelerin toplu namaz kılmaları hıristiyan yerlinin dikkatine sunulur ve “Nüfusu mütemadiyen gerileyen hıristiyan Batılılara karşı müslümanların elindeki en büyük silah, artan nüfuslarıdır” gibi zaten varolan önyargıları daha da pekiştiren provakatörlüğe devam ederse; Hıristiyan Avrupalı için artık tehlike çanları çoktan çalmaya başlamıştır ve düşmanı da kendi içindeki müslüman göçmenden başkası değildir...

Bir de bunlara ilaveten, dünyaca meşhur Şarkiyatçı Bernard Lewis’e göre, “Avrupa’ya (müslümanlar tarafından) üçüncü saldırı dalgası başlamıştır” ve eğer göçmen müslümanların nüfus artışı şimdiki gibi devam ederse, Avrupa İslâmlaştırılacak (5).

Hiçbir Avrupalı “Avrupa’nın intiharı”na göz yumamayacağına, müsamaha gösteremeyeceğine göre, tedbirini de alması elzemdir. Hele bu erken ‘uyarı’yı verenler, kapıya dayanmış ‘tehlike’den yerli halkı haberdar edenler, Alman medyasında ve düşünce hayatında son derece itibarlı yayın organları ve dünya çaplı entellektüeller olursa, mesele daha çok önem arzeder. Madem Avrupa’nın içlerine kadar yayılmış olan bu müslüman göçmenlerin nihai hedefi hıristiyan Avrupa’yı müslümanlaştırmaktır ve madem ki bunlar çoğalacak biz azalacağız ve nihayetinde bunların şeriatına boyun eğeceğiz; o halde şimdiden kovalım gitsinler... Yerli Avrupalı bu düşüncelerine bir de muhtemelen şunu da ilave ediyordur: Hele şu nankörlere bakın; meğer içimizde düşman besliyormuşuz da haberimiz yokmuş.

Boşalan kiliseler, azalan nüfus ve ürküten taktik
Özellikle Batı Avrupa’da nüfus geriliyorsa, bunun vebali müslümanlara mı aittir? Avrupa’ya müslüman göçmenin hiç gelmediğini farzedelim; o zaman yerli hıristiyan halkın nüfusu artacak mıydı? Hayır! Peki bu husûmet, bu kıskançlık ve gerçekleri bu derece çarpıtarak Almanya’yı dört elle kucaklayan göçmen Türk azınlığı hedef tahtası göstermenin mantığı ne olabilir? Eğer bizimle kendi insanınızı korkutarak, kaybettiğiniz değerlerinize yeniden dönüş yapacaksanız, biz bu korkutma metodunuzdan Allah’a sığınır ve sizden gerçekten korkarız.

İşte en basitinden bizden, yani dünkü “Misafir İşçi”den nasıl yeni ‘düşman yaratılır’ın formülü... ‘Bizi niye sevmiyorlar’a cevap bulmak için, ne Haçlı Seferleri’ne, ne de Viyana Kuşatması’na kadar gitmeğe gerek var.

Toplam nüfusu 500 milyona varan bir Avrupa Birliği’nde 14-15 milyon civarındaki müslüman azınlık nasıl üreyecek ki, hıristiyan Avrupa’da çoğunluğu sağlayarak İslâmlaştırma sürecini başlatabilsin... Kaldı ki, başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa Birliği ülkesi özellikle müslüman ülkelerden aile birleşimi çerçevesinde geleceklerin önünü kesmek için çok özel tedbirler aldılar. Burada doğup büyüyen veya küçük yaşlarda gelen yeni nesil Türkler, önceki nesillere benzemek ve özenmekten ziyade, hâkim kültürün hayat tarzını benimsemiş olmaları ve çocuk yapma konusunda da çok ‘cimri’leştikleri, hoşumuza gitmeyen bir başka hakikatımızdır.

Alman medyasında tartışmasız bir ağırlığa sahip olan günlük gazetelerden birisi, bu ülkenin müslüman azınlığını konu alan tam sayfa, cami resimli yazısında şu başlığı seçmişti; “Alman Müslüman Halkı adına? (6)”.  Bu başlık, Almanya’da mahkemeler karar verdiğinde; “Alman Halkı Adına” diye başlayan ibareye atıfta bulunularak seçilmişti. Altbaşlıkta da; “Camiye gidenler birleştiler” derken, sanki burada ‘maalesef’ sözcüğü ilave edilseydi, gazetenin vermek istediği mesaj daha iyi anlaşılacaktı. Atılan başlıklardan da anlaşılacağı gibi, İslâmî üst kuruluşların, “Almanya Müslümanları Kordinasyon Konseyi (KRM)” adı altında birleşmeleriyle ilgili bir inceleme-araştırma yazısıydı. Türkçe tercümesinden, muhtemelen Almanca aslında verilmek istenen mesaj anlaşılmayabilir. Aslı; “Im Namen des deutschen islamischen Volkes?” cümlesinde (Almanca bilenler için) müslüman yerine İslam kelimesinin tercih edilmesi, okuyucunun daha kestirmeden ‘tehlike’yi algılamasına yardımcı oluyor. Soru işaretiyle tamamlanan bu başlık hattızatında; bu gidişle hıristiyan Alman halkı adına karar veren mahkemeler, bundan sonra “İslamlaşmış (müslüman) Alman halkı adına diyerek mi karar verecek?” demeğe getiriyor.

Yarım asırlık geçmişe rağmen İslâm’ı resmen tanımamanın bahanesi, müslümanların kendi aralarında birlik sağlayamamasıydı. Şimdi bu birlik oluşunca açığa vurulmayan hoşnutsuzlukları görmemek için kör veya aptal olmak lazım. Henüz ortada fol yok, yumurta yoktu ama birçoklarının uykuları kaçmıştı. Bunlardan birisi de, ‘bizden birisi’ydi. “Eğer bu dört kuruluş, bir çatı kuruluşu oluşturur ve Almanya İslâm’ını tanımlama yetkisine sahip olurlarsa, uykularım kaçar (7).”.

“Arka bahçelerdeki,  bodrum katlarındaki camilerinizi artık merkezi yerlere, gözönüne taşıyın” diyenler, şimdilerde merkezi yerlerde yapılan ve yapılacak camilere binbir türlü baskı, karşı kampanya, bürokratik engel çıkarıyorlar. Avrupa, “Boş kiliseler kıtası (8)”na müslüman göçmenlerin, Türklerin yüzünden dönüşmedi. Camileri kiliselere, müslümanları da hıristiyanlara rakip göstererek kiliseleri tekrar doldurmak gibi bir niyet varsa, emin olun, bundan memnun olur, hatta bunun için dua ederiz. Ama bu “rekabet”ten bir düşman yaratma gibi emel varsa, bundan korkarız, hem de çok korkarız...

Devam edeceğiz.

 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Savulun Türkler Geliyor...
Benden Sana “Düşman” Olmaz!
Gazze veya Kerbela
Kalabalıkların Yalnızlığı (2): Bizim Yalnızlığımız
Kalabalıkların Yalnızlığı
Hangi İnsanın Hakları?
Medeniyetin Utanç Tablosu
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî Kodlarımız
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Benden Sana “Düşman” Olmaz!
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç