|
SİZ
TÜRKSÜNÜZ
AMA....
Nefesler tutulmuş, gözler hedefe kilitlenmiş, o an
yaklaştıkça kalp atışları biraz daha
hızlanmaya başladı. Herkes pür dikkat...
Herkes birbirinin kontrolcusu... Bir yanlış adım,
iki çift hatalı söz, bu uğurda harcanan bütün
emekleri ve beklentileri de boşa çıkarabilir(?). Dişlerini gıcırdata gıcırdata "evet"
diyenler, esintiye kapılıp gidenler, asırlardan
beri gömlek ve kimlik değişikliği rüyasıyla
yatıp kalkanların tamamının oluşturacağı
cephenin nasıl bir kıyamet koparacaklarını
şimdiden düşünmek bile insanı ürkütüyor.
İslam'dan önce en az bin, bazı tarihcilere göre,
binbeşyüz yıllık bir geçmişinin ardından
yine bin yıllık islami medeniyet çerçevesinde
kurulan iki büyük(Selçuklu ve Osmanlı) impatatorluk, görmemezlikten
ve bilmemezlikten gelinerek, bugünlere gelmişiz:
Kendinden kaçış, başkalarına hayranlık...
Kendine ve kendisinden olana güvensizlik, başkalarından
kurtuluş reçeteleri beklentisi...
Varlığınız, "Ağabeyi"lerinizin
iki dudağının arasından çıkacak
kelimelere teslim edilmiş bir millettin idarecileri
olarak; ancak sınırları önceden çizilen
sahada at oynatabilir, müsade edildiği kadar nutuk
atabilirsiniz. Siz; ben Türküm ve de Müslümanım,
diyebilirsiniz. Ama, sizin nereye kadar Türk ve müslüman
olabilecek/kalabilceğinizi onlar tayin eder! Gerçi
direksiyonda siz oturuyorsunuz fakat, yanınızdaki (sürücü
kursu) hocanızın gösterdiği istikamete ve onun
müsade ettiği hız kadar arabanızı
kullanabilirsiniz. Aksini
yaparsanız, hocanız, ayağının
altindakı fren pedalına basar ve sizi arabadan aşağı
indirir: Ehliyeti kaybettiniz!...
Başbakan Erdoğan, "Biz Türküz, kararı
kendimiz veririz. İçişlerimize karışamazsınız."
derken, Brüksel'den gecikmeden yükselen ses, "Siz bize
tabi olmak istediniz, biz size değil.." şeklinde
oldu.
Hayda!... Ayıkla
pirincin taşını.. Yine borsalar kadar
tansiyonlar, tansiyonlar kadar da borsalar düşmeye,
dizler titremeğe, dudaklar uçuklamaya başladı.
Homurtulardan kimsenin ne dediği anlaşılamaz
bir hale geldi. Başbakanımızın ağzından
çok seyrek duyduğumuz bir cümle, ayranımızı
tam kabartacağı, "İşte bu kadar...
arasıra böyle kükre aslanım!.." diyeceğımiz,
yüreklere su serpeceğimiz sırada, hevesimizi kursağımızda
koydular. Bu Avrupalılar hep böyle yaparlar: Eşeğimizi
önce kendileri oğurlar, sonra bize getirip teslim ederek
sevindirirler.
"Biz Türküz, kararı kendimiz veririz" öyle
mi?.. İçişlerimize de kimse karışamaz mı,
dediniz?.. Allahaşkına, siz Türkiye'yi Almanya,
Fransa veya İngiltere ile karıştırmış
olmayasınız, aziz başbakan?
Bizim "anormal"imiz, onların "normal"
dedikleri ve kabul ettikleridir.
"Zina" suç diyorsunuz ha?... Hımm!...
Demekki, siz kendi kafanıza göre müslümanlık
hayalleriyle yatıp kalkıyorsunuz. Halbuki, biz size
nasıl müslüman olacağınızın çerçevesini
çizip vermiştik... Siz Türksünüz ha?.. İlahi Erdoğan, biz
de az daha unutuyorduk, tabiiki siz Türksünüz! Başka ne olabilirsiniz ki?... Ama biz size ne kadar Türk olacağınızın
da normlarını vermemiş miydik?... Hımm!..
Öyleyse, siz takiye yapıyorsunuz. Gelin buraya,
ifadenizi alacağız!
Ve, başbakanımız apar-topar Brüksel'e gidiyor.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|