|
Sömürgeci
Efendisine Başkaldıranlar ve Türkler
Günlerden beri
Fransa sokak sokak, semt semt yanıyor ve dünya
Fransa’nın bu acizliğini konuşuyor. Olayların
bu derece patlak vermesiyle herkes kendi açısından
durum değerlendirmesi yapıyor: Sözkonusu gençler
arasında %40’lara varan işsizlik, Fransa hükümetlerinin
uyum politikalarının iflası, renklerinin ve kültürel
kimliklerinin farklılığı ve yabancı düşmanlığı
gibi daha birçok sebep...
Bilindiği gibi Fransa’daki en büyük yabancı kökenli
azınlığı Kuzey Afrika’dan gelen müslümanlar
teşkil etmektedir. Bunun yanısıra yine
Fransa’nın sömürge ülkelerinden gelen diğer
Afrikalılar da önemli yer tutmaktadırlar. Tek cümleyle
ifade etmek gerekirse; günlerden beri Fransa’yı ateşe
veren bu genç insanlar dünkü sömürgeci efendilerine başkaldırmışlardır.
Bunların çoğunluğu Fransa’da dünyaya gelmiş
ve Fransızca konuşan bir nesildir. Bu neslin
aileleri ise, Fransız işgali döneminde kültür
emperyalizminin çarklarından geçerek Fransa’ya
geldiler. Yani bu insanlar Almanya, Hollanda, Belçika ve
Fransa gibi ülkelere damdan düşer gibi gelen Türkler
gibi gelmediler. Peki neredeyse fransızlaştırılmış
bu insanları isyan ettirecek asıl sebep ne olabilir?
Elbette yukarıdaki iddiaların her biri olayların
patlak vermesinde önemli rol oynamıştır. Fakat
bunların hepsinden daha etkili olan amil; kimliksizliktir.
Kimlik, kişinin özüdür. O “öz”den mahrum bırakılan
insanlar veya topluluklar, yörüngesini kaybetmiş,
hedefini şaşırmıştır. Adeta
ruhsuzlaştırılan insan, adını koyamadığı
kendisiyle ilgili bir varlığın peşindedir.
Bu varlıksızlıktan kaynaklanan boşluğu
başka türlü “ben buradayım!” demek suretiyle
telafi etmeğe çalışır. Bu başka türlülük,
ruhunu çalanlara karşı sergilenen tavırdır
ki, Fransa’daki olayların derinliğinde bunun yattığı
kanaatindeyiz. Ruhsuzlaştırılmış,
benliği elinden alınmış topluluklarda
tezahür edecek olaylarda ise şuur aramanın kendisi,
bilgisizlik değilse de, şuursuzluğun ta
kendisidir.
Dünyaya demokrasi, insan hakları ve hürriyet dersi
vermeğe yeltenen ve kendisini öyle gören Fransa’nın
içinde bulunduğu ortam; aynı zamanda Batı’nın
kendisi dışındaki ülkeler örnek olma iddiasını
kimseye kaptırmak istemeyen devletler için de ibret
verici ve (almak isteyenler için) ibret alıcı bir
vaziyettir. Ülkenizin toprakları işgal edilse
silaha sarılır, hakkınız gasp edilse hakkınızı
arar ve geçim derdi başgösterirse iş bulma, çalışma
gayreti içine girersiniz. Peki kimliğiniz gasp edilse?...
Mankurtlaşırsınız! Çinliyi, Arabı,
Rusu, Fransızı ve Türkü adam yapan, mensubu olduğu
milletten aldığı değerlerdir. Tarihde
asimile olmuş toplumlarda vardır. Ama Fransa ne
entegrasyonu ve ne de asimilasyonu becerebilmiştir. Her
iki prosüdür de ancak inandırıcılık ve
sevgiyle mümkünleşebilir. Eğer üstün iseniz, bu
meziyetiniz dayatma ve tepeden bakışla olmaz! Hem,
“ben senden daha üstün, birinci sınıf insanım”
diyeceksiniz, hem de aşağıladığınız
insanın sizden olmasını bekleyeceksiniz.
Faransa’daki olaylara medeniyetler çatışması
gibi yorum getirenleri doğrusu ciddiye almak mümkün değildir,
çünkü kendi medeniyetinin ne
olduğunu bilmeyenlerin medeniyetler çatışmasına
girmesini kabullenmek; ya artniyetlilik veya meseleleri
yorumlama ferasetinden yoksunluktur.
Fransa’nın Mağriplisi gibi Almanya’nın Türkleri
olur mu?... Tek kelimelik cevapla, olmaz! Biz sömürgeci bir
ülkeden gelmiyoruz, çok şükür. Almanya’nın gözüne
batan değerlerimiz sayesinde bu toplum içinde ağırbaşlı,
uyumlu ve kontrol mekanizmalarını kendisi oluşturmuş
bir toplumuz. ‘Almanya’nın
gözüne batan değerlerimiz sayesinde’ki ibaremizden
kasıt; biz Türklere şahsiyet, milli kimlik, manevi
olgunluk kazandıran kültürel değerlerimizi, uyum
adına günlük hayatımızdan çıkarılması
için akla gelmedik baskılar, dayatmalar, bazen de
iftiralara rağmen korumamız sayesinde bu toplum
Solingenlere ve Möllnlere rağmen itidalını
kaybetmemiştir. Bazı Alman siyasilerin aklına
uysaydık, bugün Almanya’da da Fransa benzeri olaylar Türkler
arasında hayatiyet bulabilirdi.
Bizim emniyet sübapımız; milli-manavi kimliğimizdir
ve bu değerlerin yaşatılması için alman
kamuoyu ve devletinden hiçbir karşılık
beklemeden gece-gündüz mücadele eden Türk Sivil Kitle
Kuruluşlarıdır.
Hâlâ bu gerçeği göremeyen yetkili ve sorumlulara; gölge
etme başka ihsan istemem, demekten başka birşey
düşünemiyorum.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|