|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
Türk
Diasporası
Niçin
Yok
Hem coğrafî hem de fikrî manada dar bölgelerden
geniş geniş alanlara seyahat ederek oralardaki
şartlarla tanışmaya başlayan insanımız
için kendimizi, bizden ve bizimle beraber olanı daha
yeni yeni tanımaya başladık. Türkiye insanın
maddi imkânları ve genel bilgi düzeyi arttıkça
hareketliliği de buna paralel olarak devam edecek. Bölgelerarası
dengesiz kalkınma, iç göçe sebep olan amillerin başında
gelmektedir. Bölgelerimizin örf-adet, şive, mutfak, müzik
gibi farklılıklarını ihtiva eden yöre kültürüyle
birlikte insanlarını da tanıdıkca, aramızdaki
mesafe, birbirimize karşı önyargı, tamamıyla
kaybolmasa da en asgari seviyeye inebiliyor. Kendimizden daha
farklı inanca, fikre, dile ve hatta etnik kökene sahip
vatandaşlarımızla tanışmamız; aşiret/kabile
noktasından millet olma hedefine doğru şuurlanmamıza,
mesafe almamıza vesile oluyor. Ülkemiz dışındaki
diğer milletlerle de tanışmamız, yine aynı
minval üzredir.
Bir asiller/seçkinler grubunun, hâkim bir zümrenin veya
kabilenin, baskın bir dinî veya fikrî inancın (parti,
ideoloji) hâkimiyetini temsil etmeyen devletler de; bölge,
inanç, ırk ve fikir ayrılığı gözetmeksizin
tüm vatandaşlarını sahiplenen, onlara kucak açan
bir tavır sergiler. Dünyanın değişik bölgelerindeki
devletlerin bazıları belli ideolojinin, bazıları
da belli bir grubun (sülale, kabile, çıkar çevresi)
temsilcisi olarak bilinmekte ve idare tarzları da bunu
teyit eder mahiyettedir. Ülkemizde ise, son yıllarda
eski gücünü kaybetse de, hâlâ devlet ideolojisi olarak
dayatma derecesinde bir Kemalizm’den bahsetmek mümkün...
Dünyada devletine sadakatiyle tanınan ender
milletlerden birisi de Türk Milleti olmasına rağmen,
geniş halk kitleleriyle devletin fikri zeminde barışık
olamamasının sebeplerinin başında,
Kemalist şablona uygun olanlar ve olmayanlar mantığından
kaynaklanan sınflandırmalar gelmektedir.
Devletimizin bilinen bu tavrı, hem millî sınırlar
içindeki siyasî hayatın şekillenmesinde ve hem de
Türkiye’nin dış politikasındaki çizgiyi
belirlemesinde ana unsur olmuştur. Sadece bununla da
kalmayarak, devletin ülke dışında yaşayan
vatandaşlarımıza yaklaşımındaki
kullandığı ölçü, “Atatürkçülük”tür.
Aynı durum Türkiye umumu için de geçerli olmasına
rağmen, bilhassa yurt dışındaki Türklerin
kahir ekseriyetinin bu şablonun dışında
kaldığı bir vakıadır. Bu siyasî yapılanmadan
kaynaklanan manzarayı devletin temsilcilikleri,
istihbarat birimleri bildiği halde, şimdiye kadarki
tavırda bir değişiklik yoktur: Devletin resmî/yarı
resmî temsilcilikleri, maddi-manevi destek verdikleri ve
vermedikleri, var saydıkları ve saymadıkları
olarak yurt dışındaki Türk sivil kitle kuruluşlarını
sınıflandırmaya devam etmektedir.
Bazen ana vatan dışında yaşayan Türklerin
hayatî meseleleriyle ilgili, bazen de Türkiye’nin millî
meseleleri sözkonusu olduğunda, devlet-vatandaş bütünleşmesi
ve dayanışmasını vücuda getirecek girişimler
yapılmaktadır. Buralara dahi yapılan davetlerde
geniş tabana sahip kuruluşların önemli bir kısmı
ve öteden beri vatanseverliliğiyle bilinen şahsiyet
ve liyakat sahibi kişiler saf dışı bırakılarak,
her ortama uymasını becerebilenlere öncelik
verilmektedir.
Efendim, Batı’dan gelen baskılar neticesinde Türkiye
şu veya bu konu bahane edilerek köşeye sıkıştırıldığında;
yurt dışında milyonlarca Türk’ün yaşadığı,
bunlardan bilmem ne kadar işverenimizin, ne kadar okumuş
yazmışımızın ve ne kadar yüzbin (Almanya’da
olduğu gibi) oy hakkına sahip insanımızın
olduğu hatırlanarak; niçin bir Yahudi, Yunan veya
Ermeni diasporası gibi bir ‘Türk Diasporası’ndan
söz edilemiyor, türünden mülahazaları sıkca
duymaya başlıyoruz. Bu milletin aslî unsurlarından
Kürt kökenlilerimiz, siyasî bağlılık noktasında
Milli Görüş, Ülkücü Hareket, mezhep-tarikat noktasında
Alevi, Nurcu, Süleymancı ve daha niceleri olduğu
bilindiği halde bunları yok sayarsanız, arzu
ettiğiniz Türk Diasporanız da olmaz! Monşer
tipli, kendi halkına tepeden bakan, onların değerlerine
mesafeli duran, zor gününde devlete ve millete yönelik
tehlikelere göğsünü siper eden vatandaşıyla
bütünleşmekten ziyade başkalarına yaranmaya,
şirin görünmeğe çalışan temsilcileriniz
olduğu müddetçe, Türk Diasporası sadece hülya
olmaktan öteye geçmez!
Batı Avrupa ülkelerinde milyonlarca Türk yaşamaktadır.
Devletimiz, eski alışkanlıklarını bir
kenara bırakarak ve bizatihi kendisi bölücük yapmaktan
vazgeçerek, bu insanları kucaklayıcı bir
noktaya gelirse; görülebilir bir zaman dilimi içinde kıta
Avrupası’nda en güçlü ve etkili bir Türk Diasporası
oluşabilir. Herşeye rağmen ana vatanına
son derece bağlı Batı Avrupa Türkü gibi bir
nimet her devlete nasip olmaz. Bunun kıymeti bilinerek,
buna kıymet verilmeli; maddi ve manevi yatırım
yapılmalı, ideolojik saplantıların mahkûmu
olmayan ehil, dünya ve ülke gerçeklerini kavramış,
halkıyla kucaklaşmasını bilen bir ekiple Türk
Diasporası Projesi’ne acilen hayatiyet kazandırılmalıdır.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|