|
TAŞRALILAR
Bugünlerde
sıkca gündeme gelen "taşra" sözcüğü
bize çok şeyler hatırlatıyor.
Cumhuriyetin
ilk yıllarında yazılan romanlardan, ilk
seyrettiğim filmlerden hafızamda yer etmiş bir
"taşralı kız" veya "taşra
delikanlısı" var. Onlar, genellikle samimi,
kendi yöre kültürüyle yoğrulmuş, erkeği sapına
kadar erkek, kızı ise tam bir Anadolu kadını,
yani bir namus abidesi.
Taşra, kelime manası itibariyle; merkezden uzak,
kenar semt veya yer manasına gelir. Bizde, taşra
denilince daha çok Anadolu köylüsü akla gelir veya öyle
anlaşılır. Merkez; hep İstanbul olmuştur.
Edebiyatta, sanatta, siyasette ve ekonomide ülkenin kaderini
Istanbul belirlemiş, Ankara da uygulayıcısı
olmuştur. Şimdi, yazımızın başlığıyla
beraber bizde birşeylerin çağrışımını
yapan konuları başlıklar halinde irdelemek
istiyoruz:
Taşralı
Kız
Şayet hiç sevmediğiniz, size düşman gözüyle
bakan biri varsa ona, "taşralı kızın
başına gelenler senin de başına gelsin"
diye beddua edin. Çünkü, taşralı kızı
çok dindar(?) olan babası, "kız çocuğu
okumaz" diye mektebe göndermedi. Çoğu zaman
evlendirdikleri kocası olacak "eşşek"
ona "eşşek sudan geçene" kadar dayak attı.
Bazen de kendisi kahvede keyif çatarken "hatun"
hamal gibi çalıştı. Taşralı kız,
büyük şehire gittiğinde şaşırdı
kaldı. Köylü kalmak istedi olmadı. Şehirli
olayım, dedi, kabul etmediler. Neticede onun hayat tarzına
yeni bir ad buldular: "Arabesk".
Aktüel dergisinde yapılan bir araştırmanın
neticesiyle ilgili haberi okudum:Türkiye`de bakirelik yaşı
onbeş`e inmiş. Cinsellik konusunda birçok Avrupa ülkesini
sollamışmışız. Gerçi bir bozulmanın,
ahlâk değerlerinin gittikçe önemini yitirdiği bir
sürece millet olarak girdiğimizi müşahade
ediyordum ama doğrusu bu kadarını görünce, ağzımdan
gayr-i ihtiyari bir cümle çıktı: Eyvah! Namus
elden gidiyor. Taşralı kızın giyimini
demode (modası geçmiş) buldular. Ahlâki değerlerine,
o eskidendi, dediler. Sakallı dedesini, bıyıklı-şapkalı
babasını, başörtülü anasını beğenmediler.
Istanbul ağzıyla konuşamadığı için
türkçesiyle alay ettiler. "Parayla saadet olmaz"
şarkısını çok dinlemişti ama herşeyin
"para" demek olduğu bir zamana karşı
koyacak gücü de kalmaştı. Ver elini metropoller,
ver elini Avrupa. Dünün taşralısı bugünün
şehirlisi, avrupalısı olmuştu . Onu kimse
tutamazdı artık. Taşlar yerinden oynamıştı
bir kere. Taşralı kız, kaba çiçeği gibi
açıldıkça açıldı: Bakirelik yaşı
onbeş.
Taşra
delikanlısı
Babatoprağı ihtiyaca cevap vermeyince Anadolu`nun
kasaba ve köylerinden büyük şehirlere göç eden genç
nesil büyük şehirin kısa zamanda bütün "puştluklarını"
kavrar. O artık taksici, dolmuşcu, esnaf ve seyyar
satıcıdır. Kapıcı, inşaat işçisidir.
"Büyükler"inin nasıl zengin olduğunu keşfetmede
fazla gecikmez. Kapıcılıktan apartman sahipliğine,
inşaat işçiliğinden kamu arsaları üzerine
dikilen binaların müteahitliğine, geceleri bar ve
pavyonlarda para saçan "iş adamı"lığına
terfi etmiştir. İçinde büyük bir para kazanma hırsı
var. Şuuraltında düzenden intikam duygusu hakim.
Kendi namusuna toz kondurmaz.
İthal
fahişeleri görünce dizlerinin bağı çözülür,
ağzından sular akar. Namusu için adam vurduğu
gibi, uçkuru için de vurmayı erkeklik sayar. Dedik ya,
taşlar yerinden oynamış, değerler alt-üst
olmuştur. Metropol hayatı onu medenileştireceği
yerde ihtirasları uğruna vahşileştirmiştir.
Taşralı delikanlının yerini "şehir
magandası" almıştır.
Taşralı
Esnaf
Anlı-şanlı sanayici ve iş adamlarımızın
Türkiye`de kazandıkdıklarını Avrupa ve
Amerika`larda yediklerini bildiğimiz gibi Anadolu tacir-tüccarının
da kazandıklarını "iş icabı"
gittikleri büyük şehirlerde harcadıklarını
biliyoruruz. Kendi yöresinde saygıya değer, ağırbaşlı,
muhafazakâr "böyüklerimiz" in felekten nasıl
gün çaldıkdıklarını da biliriz. Taşrada
kuldan utanır Allah`tan korkar gibi yapar ama -meselâ-
İstanbul`da ne Allah`tan korkar ne de kuldan utanır.
Çünkü,orada onu kimse tanımaz.
Taşralı
Siyasetçi
Buna, taşralıların siyasete soyunması mı
desek, yoksa, taşralı şehirlilerin uyanışı
mı desek, bilemiyorum. İyi tesbit ettiğime
inandığım bir şey var : Taşranın
ve taşralının sabrı tükenmiş, sistem
dikta eddiricilerin bütün yolları tıkanmıştır.
Rahmetli
Menderes ile başlayan siyasi harekât Demirel ve Özal`la
başarılı ve başarısız dönemler
geçirerek bugünlere gelmiştir. Halk, seçim meydanlarında
verilen sözlere inanmış ve vekilini Ankara`ya göndermiştir.
Netice ortada, yoruma gerek duymuyoruz.
Son
günlerde iyice rahatsızlığını ortaya
koyan, hatta bir korku ve telaşın hakim olduğunu
anladığımız müessese ve yönlendirme özelliğine
sahip kalemler birşeylerin elden gitmek üzere olduğunu
belli yerlere duyurmaya çalışıyorlar.
Bunlar,
bize rağmen bizi "idare" edenler, seçtiğimiz
vekili bazen istedikleri gibi yönlendiren bazen de
-vekilimizin basiret ve cesaretsizliğini de görünce-
susturanlardır. Hangi siyasi parti olursa olsun; gelinen
nokta : Halka rağmen siyaset,dayatmayla devlet idaresinin
iflasını görmüş olmalarıdır.
Bu
gelişme bize ümit veriyor. Bu ülkenin vatandaşı
olmanın tadını çıkarmak istiyor,
memleketimizin insanlarıyla beraber bu sıkıntılardan
kurtulmasını arzu ediyoruz. Taşralı kızın,
taşralı delikanlı ve esnafın yaptığı
hatayı Taşralı Siyasi`lerimizin bu saatten
sonra yapmıyacağına inanmak ve görmek
istiyoruz.
Memleket
için hayırlı olsun.
Yazarın
diğer
yazıları:
Dünyanın
gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11
eylül ve sonrası
Gönlünüz
rahat mı?
Dibe
Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU
DOĞUM" VE İNSANLIK
Dilimiz
- Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına
Özel"
Odak
Noktamızdaki İnsan
Hasbihal
- 2
Toplumun
Aynası
Hasbihal
Okuyormusunuz?
|