A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




“Türkiye sadece Türklerin değil”

      Önceleri sadece Cumhuriyet’imizle övündük, gurur duyduk, tatmin olduk. Belki üçüncü nesilden itibaren daha rüştünü ispat edememiş gencecik, dolayısıyla tecrübesiz Cumhuriyet rejimiyle övünmenin bizi millet olarak arzu edilen seviyeye taşımada yeterli olmadığını gördük. En azından 1960 İhtilâli’nden itibaren giderek şiddetle karışık çalkantılı siyasî hayatımız kadar düşünce hayatımız da arayış içinde bir millet olduğumuzu belgelemekteydi. Onyıllarca çağdaşlaşma nutukları atanların veya “Gözün mazidedir âtî değilsin (Z. Gökalp)” suçlamasına karşı, “Kökü mazide olan âtîyim (Yahya Kemal)” savunması, savunmadan ziyade bir tavır, duruş olarak daha da belirginleşecekti.

İdeolojik saplantı

Bir kesim aydınımız geleceğimizi ideolojik bir çerçeveye oturturken, diğer kesim de geçmişe aynı gözle bakıyordu. Neticede maziye sırt çevirenler gibi sahiplenenlerin de tarihe, özellikle Türk tarihine bakışları ideolojiktir. Birisi, İslâm sonrası Türk tarihini unutulmaya mahkûm ederken, ötekisi İslâm öncesi Türk tarihini yok sayıyordu. Bu bakış açımız, Türk tarihinin derinliklerinden günümüze kadar gelen süreç içinde şu veya bu sebepten dolayı birlikte veya beraber olduğumuz milletleri kategorize etmede müessir olmuştur.  Birimiz için millet’ten kastedilen, anlaşılan milliyetçlik; en geniş anlamda Turan’ı kapsamaktaydı. Ötekimiz için ‘ümmet’ten kasıt; müslüman milletlerle sınırlı bir ümmetçilik hedeflenirken, henüz daha sosyalizmin revaçta olduğu dönemde enternasyonalizm; başka bir ifadeyle, dünya halkları adına Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan bir ideolojik bakış daha sonraları bizde yerini ulusalcılığa bırakacaktı.

İşte biz bize, bizden olanlara, bizimle olanlara ve bize yakın olanlara genel hatlarıyla yukarıda izahına çalıştığumız üç ayrı ideolojik açıdan bakmışız. Hem tarihî/kültürel yakınlığımız, hem de coğrafî yakınlığımız olan ülke veya milletlerle münasebetlerimizi belirleyen, onun sınırlarını çizen unsur, dünyanın konjüktürel yapısından çok bizim ülke kaderini belirleyen seçkinlerimizin ideolojik saplantıları olmuştur. Bu, millete rağmen ideolojik tarih saplantısı, bizi tarihî gerçeklerimizin tersine yönlendirmiş; ülke ve millet olarak dostlarımızdan uzaklaştırmış, değer kaybına uğratmış, düşmanlarımızın karşısında ise küçük düşürmüştür. Küreselleşmenin bugünkü Türkiye’ye en büyük getirisi, belki de bu yanlışı artık kabullenerek telafi yoluna gitmemizdir.

Türkiye’ye yüklenen misyon

Günümüzde Türkiye’nin Batı dünyasıyla olan çok yönlü ilişkilerinde kazandığı tecrübe, kat ettiği mesafeden dolayı Türkiye’yi kendisinin temsilcisi gibi gören, görmek isteyen Türk ve Müslüman âlemindeki Türkiye’ye yönelik bu sevgi potensiyeli iyi değerlendirilmelidir. Türkiye’nin Avrupa ve Dünya kupası futbol karşılaşmalarında bizim kadar Türk takımı için yüreği çarpan, dua eden soydaş ve dindaşlar unutulmamalı....  Türk sinema veya televizyon filmlerine, müzik ve sinema dünyasından sanatçılarımıza kendi kültür coğrafyamızda giderek artan ilgi gözardı edilmemelidir. Bazılarımız için bu tip yaklaşımların basite alınarak, “lümpen” kategorisinde muamele görmesinden korkarım. Ülke halklarınının karşılıklı sempatileri ve kamuoyu oluşturmaları çoğu zaman böylesi “basit” işlerle hayatiyet bulduğu  unutulmamalıdır.

1995 Bosna/Srebrenitsa Katliamı’nın kurbanlarının tek suçları, Sırpların gözünde “Türk”, yani müslüman olmalarıydı. Doğuda adımız Türkmen, Azeri, Kazak, Kırgız, Uygur’dur ama batıda müslüman! Hıristiyan-Batı’nın nezdinde Türk eşittir (her milletten) Müslüman, Müslüman eşittir (müslüman her milletten) Türk! Komünst sömürgecilerin daha yenice esaretindem kurtulan Türk devletlerinin, Balkan müslümanlarının, İran’dan Arap dünyasına kadar müslüman ülkelerin gözü kulağı Türkiye’de. Türkiye televizyon kanallarının birinde El Cezire televizyonun mükemmel Türkçe konuşan temsilcisi Yusuf El-Şerif’in, Arapça konuşan coğrafyanın Türkiye’ye giderek artan ilgisini, İslâm dünyasında yükselen itibarını anlatırken, biz Türkiye Türklerinin bunun farkında olmadığımızı ima ettikten sonra müthiş bir tesbitte bulunuyor: “Türkiye sadece Türklerin değil!”.  Türkiye coğrafyası, tarihi, Batı dünyasıyla çok yönlü münasebetleri ve çoğulcu demokratik sistemdeki dünyayla kucaklaşabilen insan potensiyeliyle kendi kültürel dünyasında yeri doldurulamayacak bir noktadadır. Hatta Yusuf Eş-şerif  biraz daha ileriye giderek deseydi ki; Türkiye sadece Türklere bırakılamayacak kadar biz müslümanlar için önemli bir ülkedir, bunda kötü niyet aramaz, bilâkis bu yakınlığından dolayı böylesi  dostluktan bahtiyarlık duyardım. 

İdeolojik saplantısı olanlar kendi ideolojilerini eleştirme bir kenara, dışarıdan gelen eleştiriye bile tahammül göstermeleri beklenemez. Onlara göre yanlışlar ve doğruların, iyiler ve kötülerin ayarı, temsil ettikleri dünya görüşlerine göre belirlenir. Bu modern bağnazlık, bizim birlik ve dirlik içinde olmamızı hem millî sınırlar içinde, hem de kendi kültürel coğrafyamızda engelledi, bizi zayıf düşürdü. İdeolojik saplantılarımız yüzünden biz dünyayı bir bütün olarak değerlendiremedik: Bazılarımız için dünya sadece Garp’tan, bazılarımız için de Şark’tan ibaretti. Bu ikisinin arasındaki bizi unutan yine biz olduk. Yeni yüzyıldaki dünya çaplı gelişmeler Türk’ün kıymetini Türk’e gösterdi ama birbirimizle dalaşmaktan bu gerçeği görmeğe mecalimiz kalmadı. İşte böylesi bir ortamda bir dost sesi diyor ki; ey Türk kıymetini bil, çünkü yeniden dirilişimizin umudu sensin!

Milletimiz ve ümmetimiz

Doğrusu başkalarına methiyeler düzerken bizi ve bizden olan değerleri hor görmekten, aşağılamaktan başka hüneri olmayan aydınlarımızın hışmına uğrayan bu halkın bugünlerde böylesi moral desteğine ihtiyacı var. Birzamanlar Türk dünyasına ilgi duyanlar “Turancılık”la,  müslümanların beraberliğini önplanda tutanlar da “Ümmetçilik”le suçlanıyordu. Her iki tarafa, bunu çok ağır bir suçmuş gibi devlet imkânlarını da kullanarak onyıllarca düşünce ve sosyal hayatı zindan edenler, bugünün “ulusalcı”larıdır. Enternasyonlist bir dünya görüşünden bugün itibariyle neredeyse nasyonlist bir çizgiye kayan bu zihniyetin fikrî türbülansı yüzünden ülkemiz ciddi sarsıntılara maruz kalmaktadır. Bu bizi okuyamamış “okumuş” zümre, Türkiye’nin kendi eksenindeki ağırlığını hissedemeyecek kadar duygu ve düşüncede hafif insanlardır.

Ümmeti kucaklamayam bir milliyetçilik Türkün özüne ters düştüğü gibi, Türkü bağrına basmayan bir ümmetçilik anlayışı da İslâm kardeşliğine tersdir. Yeniden bir millet yaratma adına yapılan dayatmaların, zoraki yönlendirmelerin millet nezdinde itibar görmediğini ve  kök salmadığını artık herkesin kabullenmesi gerekir. Bu noktadan itibaren ideolojileştirilmemiş, günlük siyasete bulaştırılmamış bir üst düzey müslümanlık anlayışıyla insanımıza ve insanlara bakabilmeği öğrenmeliyiz. Hâlâ, “Memleketin herşeyi bizden sorulur” halet-i ruhiyesinden kendilerini sıyıramamış “Ulusalcılar”ın faşizm kokan ideolojik tuzaklarından uzak duran, tarih ve kültür birliğimiz olanların hepsini sanki Türkmüş gibi kucaklayan, geniş tabanlı; farklılıklarına rağmen merkezinde insan olan bir vatanseverlik (milliyetçilik) anlayışına ihtiyacımız var.
 
 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

“Türkiye sadece Türklerin değil”
Bizim Vatanseverliğimiz
Tedavülden Kalkan İdeolojiler
Türklerarası Kültürel Çatışma
Ülkemin Deve Kuşları
Batı’yı Okuyup Doğu’yu Anlamak
Emin Marketin Yahyası
Çarpıtılan, Kirletilen Değerler
Ahlâk Kirlenmesi
Göç Sürecinde Kültürel Kimliğin Oluşumu
Türk Olmasın da....
İslâm’ı Avrupalılaştırmak ya da...
Seçkinler ve Halk
Hüseyinleşmek (3):
Haktan ve Halktan Yana Olmak

Hüseyinleşmek (2):
Hayatın İki Tezatı

Hüseyinleşmek
Dinamiklerimizi Dinamitlemek
Treni Yine Kaçırdık
Görmemişin Oğlu
Aşk Medeniyeti
Türk Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl Bir Türkiye?
Bölünen Benim, Memleket Değil!
Yeni Bir Dönem Başlarken
Savunma Hattındaki Türkler
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
“Türkiye sadece Türklerin değil”
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç