|
Toplumun Aynası
Yeryüzünün
hakimi insan, bir dişi ve bir erkekten ibarettir.
Hepimizin bildiği gibi insanlık zaman içerisinde
günlük hayatta kadına ayrı bir rol biçmiştir.
Kadının üstlendıği bu rol zaman,
şartlar, yaşadığı coğrafya veya
aldığı kültüre göre teferruatta
değişse bile ana hatlarıyla dünyanın her
yerinde hemen hemen aynıdır.
Bizim
bugünkü yazı konumuz olan, bizim dilimizde bazen ana,
bazen bacı, bazen sevgili veya hatun, bazen de kız
dediğimiz, kadındır. Yani, insanoğlunun
dişisi... Konumuzu ne ilim adamlarından, ne
kadın hakları savunucularından ( Feministler)
ve ne de dinlerin kadınla ilgili
değerlendirmelerinden alıntılar yapmadan sade
bir göz ve sade bir vatandaş gibi tesbit ve
düşüncelerimizi sunmaya
çalışacağız. Hiç uzağa gitmiyor,
hele Türkiye´lere kadar hiç uzanmadan hemen buralardaki
genciyle yaşlısıyla
ağırlıklı bizim
kadınımızı anlatmak istiyoruz.
Ayrı
coğrafya ve ayrı bir kültürden gelen
insanların değişik bir ortamda
yaşantılarını devam ettirirken,
bulundukları sosyal düzene ayak uydurmalarını
beklemek hem o toplumun ve hem de orada bulunan
azınlıkların huzuru açısından gayet
tabii bir hadisedir. Aynı şekilde bu
azınlıkların kendi kültürlerinden kaynaklanan
vazgeçilemeyecek bazı değerler vardırki bu
onların da kimlik ve kişilik kazanma
haklarıdır. Bu özelliklerin korunması,
yaşanması ve saygı görmesi de -insanlık
değerlerine verilen önemden dolayı- gayet tabii bir
beklentidir. Şimdi biz, çuvaldızı
başkasına batırmadan önce iğneyi
kendimize batırmak istiyoruz: Bizim, "muhafazakar"
ve "modern" erkeğimizin ortak bir
özelliği vardır: O, döver söver.. O, emir verir,
akıl dağıtır...O´nun sonsuz hürriyeti
vardır...
O,
istediği gibi harcar... O, sokakta kadınından
bikaç adım ileride yürür....
O,
çamaşıra, bulaşığa,
çoluğa-çocuğa, vesaire vesairelere
karışmaz. Kadını da "elinin hamuruyla"
kendi işine karıştırmaz....
Çükü
o erkektir......
Bunu
yaparken her iki tarafın da savunması
hazırdır:
Birisi,
din ile alakası olmadığı halde "din
adına", diğeri erkeklikle alakası
olmadığı halde "erkeklik" adına
bayrak açar...
Peki
bütün bunların karşısında
kadınımız ne yapar?
Mesala,
zina işleyen koca karşısında kadın ne
yapar?
Kadınımız
namus dairesine çekilir. "Kader" diye boyun büker.
"Erkektir" diye kabullenir. Bazen dünyası
kararırken bazen de isyan bayrağını çeker.
Derken evde başlayan huzursuzluk çoluk-çocuğa da
sirayet eder. İşin dışındaki
zamanını çok gereksiz şekilde harcayan
erkeğimizin hatununa, çocuklarına ayıracak pek
zamanı olmaz. Hal böyle olunca da, huzursuz bir aile,
okulda başarısız öğrenciler ve
yuvayı erken terk eden gençler gerçeği ortaya
çıkıyor.. "Yuvayı dişi kuş
yapar" Fakat erkek kuş da üzerine düşeni
yapmaz ise o yuvanın geleceği pek aydınlık
olmaz.
TOPLUMUN
AYNASI KADINDIR.
Sevginin,
güzelliğin, merhametin, estetiğin ve daha ahlak
gibi nice yüksek değerlerin temsilcisi olan kadın
bizim dışa yansımamızdır. Yani
aynamızdır. Bizim huzurumuz, sevincimiz yerine göre
de hüzünümüzdür. Kadınımız ince ruhumuzun
sosyal hayattaki en canlı misalidir. Maalesef
kadınımıza erkeklerimiz gereken değeri
vermiyor veya veremiyorlar. Inançları doğrultusunda
"kapalı" giyinenlerimiz var ya... işte
onlara ve onların beylerine diyeceğimiz bir çift
sözümüz vardır: Genellikle farklı dini
inançları olan toplumlarda yaşayan
azınlıkların en çok
dikkati
çekenleri kadınlar olur. Çünkü kadın hareketleri
ve kıyafetiyle taşıdığı inanç
kültürünün en canlı örneği olarak dikkat çeker.
Erkeğin sakallı veya sakalsız oluşu,
takım elbise veya spor giyinmesi pek önemli
değildir çünkü her toplumda erkek kıyafeti
aşağı yukarı aynıdır.
Güzelliğe, zerafete, estetizme, sadeliğe ve
bunları bünyesinde toplayan kadına çok değer
veren benim inanç kültürümün temsilciliğini (!) bu
şekilde yapamıyorsunuz! Ve ey erkekler!
Kadınlarınıza, onların giyim ve
bakımına kendinizden daha fazla yatırım
yapmalısınız! Bununla da yetmiyor, kapalı
giyinmek demek - benzetmemi bağışlayın-
bazen bir un çuvalını andıran bir giysinin
içine kadını sokmak demek değildir. Hele hele
sadelikten, zevkten ve ince bir ruhtan uzak,
gökkuşağındaki bütün renkleri üzerindeki
giysilerde toplamak hiç değildir. Biz böyle zevkten
uzak bir kültürün temsilcisi değilizki. Çoğu
zaman bizi maalesef dış görünümüşümüzle
yargılıyorlar. Bilhassa kadının giysisi
baştan aşağı bir şiirdeki ahenk gibi
olmalıdır. Sizi, kendileri gibi giyinmediğiniz
için "acaip" görenler bile, bir ahenk
içerisindeki baş örtünüzden ayakkabınıza
kadar olan kıyafetinize gıpta ve takdirle
bakmalıdırlar. Ve göreceksinizki sizin zarif
dış görünüşünüz hareketlerinize de
yansıyacak, daha çok saygı görme ve kabul
edilmenin yanı sıra iyi bir temsilci olmanın
manevi zevkini tadacaksınız.
Yazarın
diğer
yazıları:
Dünyanın
gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11
eylül ve sonrası
Gönlünüz
rahat mı?
Dibe
Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU
DOĞUM" VE İNSANLIK
Dilimiz
- Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına
Özel"
Odak
Noktamızdaki İnsan
Hasbihal
- 2
Toplumun
Aynası
Hasbihal
Okuyormusunuz?
|