A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de






Anti-Müslüman İdeoloji (2):
Toplumun Ortak Temayülleri



“Başkasına yapılan gayriinsanî muamele, bendeki insanlığı tahrip eder.”
  (İmmanuel Kant)

Türk göçmenlerin nüfusça yoğun oldukları Avrupa ülkelerinde Anti-Müslüman akımın ideolojik bir özellik kazanmaya başlamasının iki ana sebebi var: Türklerin kalıcı olmaları ve ekonominin daralmasıyla işsizliğin artması... Buna ilaveten daha önce belirttiğimiz gibi, dünyayı yeniden şekillendirmeğe yeltenenlerin sahneledikleri “Medeniyetler Çatışması” bağlamındaki dünya çaplı Anti-İslâm ve Anti-Müslüman oluşum da, bu sürece lojistik destek sağlamıştır.

“Feindbild Moslem” adlı kitabın yazarı Kay Sokolowsky, “İslâm Düşmanlığı, ırkçılığın bir başka şeklidir” demesinin ardından;  müslüman aleyhtarı kışkırtıcılığı da, “çok tehlikeli bir ideoloji” olarak tanımlaması, gün geçtikçe kıta Avrupa’sında müslüman göçmenlere karşı gelişen tehlikeye dikkat çekmek açısından önemlidir.

Toplumun ortak temayülleri bugünden sabaha oluşmuyor. İlk başlarda alaycı, aşağılayıcı fıkralar ve birahnelerde masabaşı sohbetleriyle başlayan Türk aleyhtarlığı zamanla ‘düşmanlaştırılan müslüman’ fenomenine dönüştü. Meselâ, Almanya’da yazılı ve görüntülü medyadaki sağ ve sol eksenli ideolojik tartışmaların yerini bu sefer İslâm’ı hedefleyen, müslümanı da sağından ve solundan çekiştiren tartışmalar aldı. Onun sadece dini değil; döneri, bakkalı, seyrettği tv kanalı, tuttuğu takımı, sakalı, başörtüsü, minaresiz camisi kadar minareli camisi, aile yapısı, namus telakkisi, evliliği kadar sokaktaki yürüyüşü de tartışma konusu oldu. Dünyanın başka köşelerinden gelen kötü görüntülerle kendi içlerinde onyıllardan beri yaşayan müslümanlar arasında öyle bir montajlama yapıldı ki, artık yerli vatandaş için bundan sonra yanıbaşındaki müslüman “kötü”ydü ve her türlü kötülüğün de müsebbibiydi.

Siz iyisiniz ama “Ötekiler”...

Şu veya bu sebepten dolayı sıkça ve samimi bir ortamda görüştüğünüz Alman dostlarınızın bile satır aralarında size hangi zaviyeden baktığını, biraz üstüne gidince de; “Canım sen öteki Türkler gibi değilsin” türünden biraz şahsınızı okşarken geri kalan, yani Alman dostunuzun ‘Öteki Türkler’ dediğini hangi kategoride değerlendirdiğini anlıyor ve rahatsız oluyorsunuz.

Anti-Müslüman-Türk akımının ne derece kök saldığına ve Alman toplumunun en aşağı katmanlarına nasıl empoze edildiğine, tanık olduğum bir karşılaşmadan kesit: Eşimin hastane ziyaretine gittiğimde, oda arkadaşı birazca yaşlı bir Alman kadının da hâl-hatırını sormuş, sohbet etmiştim. Daha sonraki ziyaretlerimde biraz daha dostane sohbetimizden yaşlı kadının mutlu olması bizi de sevindirmişti. Birkaç gün sonra yaşlı kadınla kısa sürede samimi olan bizim hastamız da taburcu olduktan sonra, oda arkadaşı Alman’la aralarında geçen sohbetlerden bazı anektodlar aktardı: Bizim aile fertlerini ve aramızdaki bağları çok beğenmiş. Benim için; senin kocan diğer Türklere benzemiyor, demiş. Alman bayan, bizim ailenin dindarlığına karar verirken, muhtemelen hanımın başörtüsünü ölçü olarak almış olmalı ki, biraz hiddetlenerek; “...ama siz, biz Almanları da müslümanlaştırmak istiyorsunuz” demiş.

Sonuç:
-Anadolu insanının sıcaklığı ve efendiliği karşısında önyargıları ve soğukluğu eriyen Alman dostumuz bu sefer de; siz ötekilere benzemiyorsunuz, diyor. O hâlde “ötekiler”in de yerli halkla doğrudan sıcak temasa geçebilmelerinin yolları aranmalıdır.

-Sizin adetlerinize, dinî değerlerinize olan hassasiyetinize gıptayla bakan ve yakından tanıyınca takdir eden Alman, önceden pompalanan Anti-Müslüman-Türk propagandanın tesirinin tezahürü olarak hâlâ; “Siz Türkler bizi müslümanlaştırmak istiyorsunuz” diyorsa, bu menfur ideolojinin geniş halk yığınları üzerinde tesirinden ürkmek ve derhal karşı tedbirini almak gerekir.

Şahsen beni en çok korkutan ve bir o kadar da ciddiye aldığım kötü haber; burada yetişen çocuklarımız ve gençlerimizin bire bir yaşadıklarıyla ilgili, günlük hayatın içinden haberlerdir. Türk ve Müslüman kesime duyulan antipatiyi, nefreti, kini, dışlamayı, aşağılamayı, çocuklar ve gençlerin tavırlarından, yorumsuz aktardıkları haberlerden, duydukları rahatsızlık ve dışlanmışlık duygusundan çıkarabilirsiniz. Arkadan gelen eğitimli nesillerin yerli topluma niçin mesafeli durduğu son zamanlarda hep gündemdedir. Bu son derece tehlikeli bir gelişmedir ve asıl sebebi; dışlanmaktır. Tarafların, toplumun selameti, gelecek nesillerin huzuru ve Almanya’nın yüce menfaatleri uğruna birlikte çözüm üretebilmeleri için, Türkler nihayet saklandıkları siperlerinden çıkmalıdırlar!

Sen de mi Hâkim Bey?

Caminize minare yaptırmaya kalkışınca; “Bunlar bizi İslâmlaştıracaklar!” vaveylasıyla hevesinizi daha  kursağınızdayken boğarlar. Yerli toplumla biraz yakınlaşma, diyalog emareleri belirince, Almanya’nın en kalabalık Alman ve göçmen (Türk) nüfusuna sahip olan Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nin Anayasa Mahkemesi Başkanı Hâkim Michael Bertrams gibi birisi aslî görevini unutarak, hıristiyan yerli halkı müslüman azınlığa karşı adeta kışkırtır.

Betrams, bir konferansta Protestan Kilisesi’ne mensup Almanlara; İslâm’ın ilerlemesine karşı açıkca tavır almaları tavsiyesinde bulunduğu konuşmasının devamında şu telkinlerde bulunuyordu: “Sizden birkısmınız bundan 75 yıl önce Nazilere ve devlete olan sadakatlarından dolayı onlarla işbirliği yapan  “Alman Hıristiyanlar”a karşı durduğu gibi, bugün de  Protestanlar, Almanya’da İslâm’a yakınlaşmalara (açılıma) direnmelidirler.( 1) ”. Bir taraftan ırkçı Nazilerin hışmına uğrayan Almanya müslüman azınlığı, diğer taraftan da, adaleti sağlamakla yükümlü bir üst düzey devlet memuru, ülkesindeki müslümanları, İkinci Dünya Savaşı’na sebep olan ve milyonlarca insanın katili Naziler kadar tehlikeli gördüğünü beyan ediyor.

Merve El-Şerbini’yi mahkeme salonunda bıçak darbeleriyle katleden Alman Alex W.’nin avukatı Veikko Bartel diyor ki; “Zanlının niçin öldürdüğünü sorgulamak için bu ülkenin toplum koşulları dikkate alınmalıdır. Müvekkilim tek başına fanatik bir yabancı düşmanı mıdır? Belki... Fakat bu aynı zamanda İslâm’ın siyasette ve medyadaki görüntüsüdür.(3)”. Fatura yine İslâm’a kesildi! Avukat Bartel; Almanya’nın medyasına ve siyasî dünyasına yansıtılan İslâm, zaten yamultulmuş, çarpıtılmış, deforma edilmiş, dinden ziyade bir “canavar”a benzetildiğinden, siz de bizim canimize anlayış gösterin, demek istiyor. Katilin avukatı kendi müvekkilinin pozisyonuna haklılık kazandırmaya gayret sarfederken, hiç uzaklara gitmesine gerek yok: Hâkim bey Protestanlara hitabında, şu müslümanları durdurun, dememiş miydi?
Ve böylesi üst düzeyden gelen, en üst perdeden yapılan kışkırtıcılık karşısında, bırakın yer yerinden oynamasını, şu entelektüellerin cirit attığı ve ondan da beteri, “Müslüman Üst Kuruluşlar”dan geçilmediği Almanya’da kimsenin kılı bile kıpırdamıyor.

“Almanya’da salgın hastalık gibi yayılan müslüman nefreti”

“Aslında minare inşasının yasaklanması üzerine oylama yapılacak, fakat tartışma İsviçre’nin “İslâmileştirilmesi” üzerine başladı.” ( 3)  haberinden iki farklı netice çıkarabilirsiniz:

a) Anti-Müslüman ideoloji toplumun kılcal damarlarından en ücra noktalarına kadar ulaşmış ve kollektif şuuru ülkedeki müslüman azınlığa karşı harekete geçirmiş. Minare yapımı için müsaada girişimini bile, “Müslümanlar İsviçre’yi İslâmlaştırıyor!” olarak çarpıtırken, yerli halkı da buna inandırabilmişler.

b) Oturduğunuz koltukta önce biraz gerilir, kasılır, yani gururlanırsınız. Minare inşası için girişimde bulunanlar Türk olduklarından ve siz de kendinizi tarif ederken; “Önce Türk sonra müslümanım” diyenlerden olduğunuzdan, Türklük tarafınızın kabardığını hisseder, İsviçre’yi şehir şehir, kasaba kasaba düşüren Fatih’in torunlarıyla iftihar eder, değilse; siz, “Ben önce müslümanım sonra ...” cümlesiyle kendini tanımlayanlardan olduğunuzdan; önce derinden bir “Elhamdülillah” çeker, ardın da, “Demek Almanya’daki müslüman kardeşlerimizin Almanya’yı fethettiklerini kendilerine örnek alan İsviçre’deki din kardeşlerimiz de İsviçre’yi ele geçirmek üzereler...” diyerek koltuğunuzda biraz daha gerilirsiniz.

Yazık ki sizin bu gerilmeleriniz, böbürlenmeleriniz, hadiselere bigâne kaldığınızdan, nadanlığınıza delâlettir! Böylesi size sadece düşmanlarınız değil, kargalar bile gülerken, dostlarınızın ağladıkları kesin...

Bir toplumun bazı örfî veya kültürel yönlerini eleştirmek başka, o değerlerin tamamını karalamak ise bambaşkadır! Batı Avrupa Türkleri veya Müslümanları o kadar karalandı ki, neredeyse çamur atılmamış yer kalmadı.

Yazar Kay Sokolowsky’nin dediği gibi; “Bu korkunç olay, Almanya’da salgın hastalık gibi yaygınlaşan bir nefretin ifadesidir. Fakat bu husumetin kendisi ve giderek yayılması üzerine en iyisi kimse konuşmak istemiyor.(4)”. Ama nihayet biz konuşmalıyız! İçtimaî bünyenin kılcal damarlarına kadar nüfuz edebilen bu nefret dalgasının önüne geçilmelidir. Batı Avrupa Türkleri, “ağzı var ama dili yok” bir topluluk olmaktan kurtulmalı ve kendisini yine kendisi ifade etmeli, anlatmalı ve tanıtmalıdır.  Hakkınızda yalan yanlış konuşan sıradan vatandaşa engel olamazsınız... Gazetedeki her yanlış ve uydurma habere tekzip gönderemezsiniz... Sizi olduğunuzdan farklı gösteren, tarif eden yorumlar, resimler, sayısız makaleler, cilt cilt kitaplar karşısında yapılabilecek fazla birşeyiniz yoktur... Fakat kendinizi ifade edebilir, sizi siz tanıtabilirsiniz... Bunun için de savunma hatlarından artık çıkmanız şarttır! Sizin “bilir kişi”niz, “uzman”nınız yine ya siz, ya da sizden olmalıdır! 0

Eğer şimdiden köklü ve uzun vadeli tedbirler alınmazsa, ileride Anti-Müslüman ideolog ve demogoglarının kışkırtmaları kıta Avrupa’sındaki Türk/Müslüman varlığını, etno-kültürel çatışmalara varacak derecede tehdit edecektir.

1: Hermann Horstkotte, Die Zeit, 8.10.2009
2: Gisela Friedrichsen, Spiegelonline, 26.10.09
3:
 Philippe Zweifel, Wo beginnt die Islamisierung?/ Tages Anzeiger, 28.10.2009
4: “Feindbild Moslem (Düşman Müslüman)” kitabının yazarı Kay Sokolowsky ile Eren Güvercin’in yaptığı söyleşi (internet: grenzgängerbeatz), 2.11.09


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Anti-Müslüman İdeoloji (2):
Toplumun Ortak Temayülleri

Anti-Müslüman İdeoloji
Eğrisine Doğrusuna Sarrazi
Müslümanı İslâmîleştirmek
İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (3):
‘Armani Milliyetçileri’ ve ‘Cardin Müslümanları’

İslamcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)
İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Anti-Müslüman İdeoloji (2):
Toplumun Ortak Temayülleri
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç