|
Toplum
Raydan
Çıkarken
İlkokul
yıllarımda köyümüzün ilk nesil okuyanlarından
bir öğretmen vardı. İlkokul öğretmeni bu
mekteplimizin kafayı çektiğini bütün köylü
bilirdi. Yaz günlerinde köyün ortasından geçen arkın
kenarındaki köy kahvesinin önünde oturan her yaştan
insanlar dut ağaçlarının gölgesinde
serinlerken, dedikodu seviyesinde sohbetlerini de elden bırakmazlardı.
Öğretmen, her gelişinde içtiğiden dolayı
ona takılanlara akan suyu gösterek; şu arktan su
yerine rakı aksaydı bedava olduğu için hepiniz
içerdiniz, diyordu.
Aktardığım hadise, en az otuzbeş sene öncesinin
ağırlıklı köylü Türkiye’sinden bir
kesittir. Gelişmiş ülkelere değil, kendi geçmişimize
kıyasla, Türk insanın bugünkü refah düzeyinde büyük
ilerlemeler kaydedilmiştir. Değerlerine bağlı
Anadolu insanı, cebinin para görmesiyle beraber, düne
kadar muhafaza ettiği değerlerini de birer birer
terketmeğe başladı. Geçen zaman içinde
memleketimizdeki değişim maalesef bizim köyün öğretmenini
haklı çıkardı: Gerçi rakı derelerden, çaylardan
oluk oluk akmıyor ama, insanımızın alım
gücü arttıkça; dün “haram” olan alkolü içenler
toplumdan dışlanır, hakir görülürken, bugün
tersi sözkonusudur. İslâm’dan önce de sonra da
alkollu içki tüketimi hep olagelmiştir. Sınırlı
çevrelerce ve gözden ırak yerlerde yapılan içki
alemleri, yerini kasaba ve şehirlerimizin en gözde
yerlerine bırakırken, Anadolu’yu köy köy, kasaba
kasaba ve şehir şehir sarhoşlaştırmaktadır.
Devlete çakılacak kazığın temeli, içkili
“İş Görüşme/Bağlama Yemeği”nde
atılmaktadır. Batılılaşan, modernleşen,
şehirleşen günümüz Türkiye’sinde kocası
tarafından kadına uygulanan şiddetin temelinde
içki yatmaktadır. Alkolsüz toplantı, eğlence,
hatta bir hayat tarzını düşünemeyen Batı’dan
gelen bu bağımlılığın öncülüğünü,
sonradan görmüş burjuvazi, aydınımızın
büyük kesimi, bürokrat-teknokrat ve siyaset/devlet adamlarımız
(son yılların istisnaları hariç) ve sanatçısı,
sunucusu, filmiyle televizyonlarımız yapmaktadırlar.
İnsanî ve ahlakî değerlerimizin, geleneksel aile
yapımızın bozulmaya yüz tutması, helâl-haram
kavramlarımızın artık bir mana ifade
etmemesi ve hatta siyasetin içindeki toplumuzun “içenler”
ve “içmeyenler” olarak muamele görmesi, cephelere bölünmesinin
müsebbibi alkoldür!...
Bu millet, “yüzünde secde izi olan”ı ve “yüzünde
göz izi olan”ı adeta birbirine eş değerde
tutumuş. Birisi, iman/inanç bağlamında
medeniyetimizin parametresi, diğeri ise namusumuzun, yani
ahlakî değerlerimizin: “Yüzünde göz izi var/Sana
kim baktı yarim?”
İnsanlık değerlerinin erozyona uğraması,
sadece bizi alakadar eden bir menfi gelişme değil,
bilâkis tüm insanlığın ortak meselesidir.
İlerlemiş Batı toplumlarının kendi içlerinde
bile dönüşü artık mümkün olmayan bir ailevî,
ahlâkî ve insanî değerler kaybı sürecine
girdiklerini, bas bas bağıran alimlerinin feryatlarından
ve bizatihi mütevazi gözlemlerimizden hareketle söylemek mümkündür.
Bazılarınıza çok basit ve sıradan bir
tesbit gibi gelecek ama; ne hikmetse gittikçe “sarışınlaşan”
kadınlarımızın ve “bıyıksızlaşan”
erkeklerimizin sayısı arttıkça, bunu şuuraltında
yatan, özendiğimiz toplumlara benzeme, olarak değerlendiriyorum.
Bu, bıyıksız Avrupalı erkeğin karşısındaki
bıyıklı Türk’ün yenilgisidir ki, bu saatten
sonra, “Bıyığımı keserim!..”
bahsinin kıymet-i harbiyesi fiilen ortadan kalkmıştır
artık... Bu, “siyah zülüflü” ve “elâ gözlü”
Türk kadının, sarışın Avrupalı
hemcinslerinin karşısında asimilasyonu demektir
ki, zamanla renklerimiz ve zevklerimiz de hakim kültür tarafından
alaşağı edilerek, kültür hayatımızdaki
Karacaoğlanlar’ın varlığı hükmünü
kaybetmiştir artık..
Hayatî önem taşımadığı müddetçe
bir insanın veya milletin sırf özentiden veya
kompleksten kaynaklanan sebeplerden dolayı başkaları
gibi olma hezeyanlarını, yine hayatî bir hata
olarak değerlendiriyorum. Zaten kendinden uzaklaşmalar,
kendinden olanları beğenmemezliklerle başlayan
süreç, zamanla Türk Milleti’nin şu anda gelmiş
olduğu noktaya gelir. Bir toplumun “raydan çıkması”
da böyle basit (!) ve zararsız gibi görünen
teferruatlarla başlar.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|