·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Toplum  Raydan  Çıkarken

İlkokul yıllarımda köyümüzün ilk nesil okuyanlarından bir öğretmen vardı. İlkokul öğretmeni bu mekteplimizin kafayı çektiğini bütün köylü bilirdi. Yaz günlerinde köyün ortasından geçen arkın kenarındaki köy kahvesinin önünde oturan her yaştan insanlar dut ağaçlarının gölgesinde serinlerken, dedikodu seviyesinde sohbetlerini de elden bırakmazlardı. Öğretmen, her gelişinde içtiğiden dolayı ona takılanlara akan suyu gösterek; şu arktan su yerine rakı aksaydı bedava olduğu için hepiniz içerdiniz, diyordu.

Aktardığım hadise, en az otuzbeş sene öncesinin ağırlıklı köylü Türkiye’sinden bir kesittir. Gelişmiş ülkelere değil, kendi geçmişimize kıyasla, Türk insanın bugünkü refah düzeyinde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Değerlerine bağlı Anadolu insanı, cebinin para görmesiyle beraber, düne kadar muhafaza ettiği değerlerini de birer birer terketmeğe başladı. Geçen zaman içinde memleketimizdeki değişim maalesef bizim köyün öğretmenini haklı çıkardı: Gerçi rakı derelerden, çaylardan oluk oluk akmıyor ama, insanımızın alım gücü arttıkça; dün “haram” olan alkolü içenler toplumdan dışlanır, hakir görülürken, bugün tersi sözkonusudur. İslâm’dan önce de sonra da alkollu içki tüketimi hep olagelmiştir. Sınırlı çevrelerce ve gözden ırak yerlerde yapılan içki alemleri, yerini kasaba ve şehirlerimizin en gözde yerlerine bırakırken, Anadolu’yu köy köy, kasaba kasaba ve şehir şehir sarhoşlaştırmaktadır.

Devlete çakılacak kazığın temeli, içkili “İş Görüşme/Bağlama Yemeği”nde atılmaktadır. Batılılaşan, modernleşen, şehirleşen günümüz Türkiye’sinde kocası tarafından kadına uygulanan şiddetin temelinde içki yatmaktadır. Alkolsüz toplantı, eğlence, hatta bir hayat tarzını düşünemeyen Batı’dan gelen bu bağımlılığın öncülüğünü, sonradan görmüş burjuvazi, aydınımızın büyük kesimi, bürokrat-teknokrat ve siyaset/devlet adamlarımız (son yılların istisnaları hariç) ve sanatçısı, sunucusu, filmiyle televizyonlarımız yapmaktadırlar. İnsanî ve ahlakî değerlerimizin, geleneksel aile yapımızın bozulmaya yüz tutması, helâl-haram kavramlarımızın artık bir mana ifade etmemesi ve hatta siyasetin içindeki toplumuzun “içenler” ve “içmeyenler” olarak muamele görmesi, cephelere bölünmesinin müsebbibi alkoldür!...

Bu millet, “yüzünde secde izi olan”ı ve “yüzünde göz izi olan”ı adeta birbirine eş değerde tutumuş. Birisi, iman/inanç bağlamında medeniyetimizin parametresi, diğeri ise namusumuzun, yani ahlakî değerlerimizin: “Yüzünde göz izi var/Sana kim baktı yarim?”

İnsanlık değerlerinin erozyona uğraması, sadece bizi alakadar eden bir menfi gelişme değil, bilâkis tüm insanlığın ortak meselesidir. İlerlemiş Batı toplumlarının kendi içlerinde bile dönüşü artık mümkün olmayan bir ailevî, ahlâkî ve insanî değerler kaybı sürecine girdiklerini, bas bas bağıran alimlerinin feryatlarından ve bizatihi mütevazi gözlemlerimizden hareketle söylemek mümkündür.

Bazılarınıza çok basit ve sıradan bir tesbit gibi gelecek ama; ne hikmetse gittikçe “sarışınlaşan” kadınlarımızın ve “bıyıksızlaşan” erkeklerimizin sayısı arttıkça, bunu şuuraltında yatan, özendiğimiz toplumlara benzeme, olarak değerlendiriyorum. Bu, bıyıksız Avrupalı erkeğin karşısındaki bıyıklı Türk’ün yenilgisidir ki, bu saatten sonra, “Bıyığımı keserim!..” bahsinin kıymet-i harbiyesi fiilen ortadan kalkmıştır artık... Bu, “siyah zülüflü” ve “elâ gözlü” Türk kadının, sarışın Avrupalı hemcinslerinin karşısında asimilasyonu demektir ki, zamanla renklerimiz ve zevklerimiz de hakim kültür tarafından alaşağı edilerek, kültür hayatımızdaki Karacaoğlanlar’ın varlığı hükmünü kaybetmiştir artık..

Hayatî önem taşımadığı müddetçe bir insanın veya milletin sırf özentiden veya kompleksten kaynaklanan sebeplerden dolayı başkaları gibi olma hezeyanlarını, yine hayatî bir hata olarak değerlendiriyorum. Zaten kendinden uzaklaşmalar, kendinden olanları beğenmemezliklerle başlayan süreç, zamanla Türk Milleti’nin şu anda gelmiş olduğu noktaya gelir. Bir toplumun “raydan çıkması” da böyle basit (!) ve zararsız gibi görünen teferruatlarla başlar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Toplum  Raydan  Çıkarken
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Yılmaz Kuzucu
Mutluluk (formülü) ertelenemez
Sebahattin Çelebi
İnna lillahi...
M. Ali Aladağ
Oyuna Gelmemek
Fikret Ekin
Kerkük, Ne Kadar Türk?
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Orhan Aras
Necla Kelek´in "Yabancı Gelini"
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Mustafa Can
Bayramlarda Beni Kucaklayanlar Olursa....
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Hidayet Kayaalp
Değişimin Zihinsel Aşamaları
Ayten Kılıçarslan
Avrupa aydınlanmış da...
Üzeyir Lokman  Çaycı
Hanga Hunga
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Şensel Aşkın
Avrupa Birliğinin Derin Eleştirisi
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Ali Kılıçarslan
Utandıran Pano
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç