|
ABD
VE AB ARASINDA TÜRKİYE
Hükümetin inkâr edilemeyecek ve görmemezlikten
gelinemeyecek enerjik, atılgan ve dışa yönelik
mücadelesine rağmen, sağlam temeller üzerine (kendi
iç dinamiklerimize dayalı) inşa edilmemiş
siyasetin her zaman başka unsurlara bağımlı
olmasından dolayı doğacak tehlike de inkâr
edilemeyecek, görmemezlikten gelinemeyecek boyuttadır.
Ani gelişmeler ve değişmelerin hazmedilmesi pek
kolay olmamaktadır. Yakalanmış fırsatı
kaçırmama uğruna atılan adımda şayet
siz hazırlıklı değilseniz, başınıza
yeni belâlar alma tehlikesiyle karşı karşıyasınız
demektir. Cumhuriyet döneminin Türkiye'si hep ABD endeksli
olagelmişken, son yıllarda hızla gelişen
AB Üyeliği konusu dış politikamızda bir dönüm
noktası gibi görünmektedir. Bu noktada, Türkiye'nin
ABD'yi, ABD'nin de Türkiye'yi hepten bırakması
zaten söz konusu olamaz! Bu süreç, önümüzdeki yıllarda
gelişmelerin hangi istikamette seyir edeceğine bağlıdır.
Müslüman Doğu ile Hıristiyan Batı, belki de,
Osmanlı'nın son Viyana Kuşatması'ndan beri
bu derece zıtlaşmamış, kutuplaşmamıştı.
"Yeşil Hat"tın ötesinde mi, berisinde mi,
sorusuna bir türlü cevap veremeyen ve cevap bulamayan Türkiye,
"köprü" olma rolünü üstlenmeye talipken, kendi
içinde ciddi derecede entellektüel çalkantılara sahne
olmaktadır. Şu andaki AB yanlısı kesim,
mevcut konjüktürden istifade ederek ve büyük ölçüde
medyanın da desteğini alarak, muhalif veya temkinli
yaklaşan kesime galebe çalsa da, önümüzdeki yıllar,
Türkiye aydınının kendi içindeki değerler
çatışmasına gebedir. Daha şimdiden eski
milliyetçilerin belli bir kesimiyle yeni ulusalcıların
fikir, eylem ve cephe birliğine şahit olmaktayız.
"Siyasi İslamcılar"ın da, AKP yanında
ve karşısında olmak üzere ikiye bölündüğünü
müşahade etmek mümkün.
"Medeniyetler Savaşı", münevverler savaşı
demektir, çünkü; bu savaş, kitap ve gazete sayfalarında,
televizyon ve radyolarda ve değişik platformlarda
vuku bulmaktadır. Münevverinin desteğini alamamış
milli politikaların başarılı olması,
hedefi yakalaması mümkün değildir. Ülkemiz, önümüzdeki
yıllarda Türk entellektüelinin varlığını
daha fazla hissederek, onu ciddiye almak mecburiyetinde
kalacaktır. Eskiden olduğu gibi kaf dağının
arkasındaki hedefler için değil, burun buruna olduğu
Türkiye ve dünya gerçekleri karşısında tavrını
almak, tesbitini yapmak mecburiyetinde olacaktır.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi (şayet olursa)
"medeniyetlerin buluşması" olmayacaktır!
Keşke arzu edildiği, söylendiği gibi olabilse...
Çünkü Batı, kendi medeniyet değerlerinin dışındakileri
kabullenmek olgunluğunu hiçbir zaman göstermeyecektir.
Bu, onun tarihten gelen en karakteristik özelliğidir. Türkiye
böylesine karmaşık ortam ve şartlarda
biryerlere yaranmaya ve yamanmaya çalışılmaktadır.
ABD'de yapılan seçimleri yeniden Bush kazandı.
Bush'u kazandıran en büyük etken; "İslamcı
Terör"e karşı verdiği kararlı mücadele
olarak yorumlanmaktadır. Bundan ABD'nin ne anladığı
ise; bugünlerde İslam Coğrafyası'na bakıldığında
fazla izaha gerek kalmadan, kolayca anlaşılmaktadır.
Tarihi misyonu/mirasıyla ve yetişmiş insan
potansiyeli/birikimiyle bu coğrafyaya kök salmış
medeniyetin en önemli ülkesi olan Türkiye, illâ da ABD
veya AB arasında bir tercih yapmak mecburiyetinde midir?
Bu tercihin bedelini ödeyebilir, şartlarını
kabullenebilir miyiz?
Batı, kendi medeniyetinin üstünlüğünü
koruyabilmek için yeni fetihlere ihtiyacı var. Bu da,
İslam dünyasını kontrol altında tutabilir,
asimile edebilirse mümkündür. Batı, bizim kadar saf ve
iyi niyetli değildir. Türkiye bu oyuna gelmemeli,
kendini inkâr derecesinde "evetçi" olmamalıdır.
Türkiye'nin AB'ye veya ABD'ye bu derece yanaşması/yamanması,
zannedildiği gibi uzun vadede dünya barışına
katkı sağlamaz, çünkü; her geçen gün
ABD'nin şahsında Batı'nın bütün
çirkinlikleri ve sinsi emelleri İslâm aleminde biraz
daha iyi teşhis edilerek, aradaki uçurum gittikçe büyümektedir.
Bu yara ancak, ABD ve müttefiklerinin müslümanları
rahat bırakmasıyla ve zamanla sağalabilir,
dostluk köprüleri bir sonraki nesiller tarafından
kurulabilir.
Türkiye'nin tercihi ise; hem milli, hem de bölge menfaatleri
ve dünya barışına katkıda bulunmak için
(Batı'yı örnek alarak) kendi gerçeklerine gölge düşürttürmeden,
bulunduğu coğrafyada varlığı ve ağırlığını
korumak olmalıdır.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|