·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


ABD VE AB ARASINDA TÜRKİYE

Hükümetin inkâr edilemeyecek ve görmemezlikten gelinemeyecek enerjik, atılgan ve dışa yönelik mücadelesine rağmen, sağlam temeller üzerine (kendi iç dinamiklerimize dayalı) inşa edilmemiş siyasetin her zaman başka unsurlara bağımlı olmasından dolayı doğacak tehlike de inkâr edilemeyecek, görmemezlikten gelinemeyecek boyuttadır.

Ani gelişmeler ve değişmelerin hazmedilmesi pek kolay olmamaktadır. Yakalanmış fırsatı kaçırmama uğruna atılan adımda şayet siz hazırlıklı değilseniz, başınıza yeni belâlar alma tehlikesiyle karşı karşıyasınız demektir. Cumhuriyet döneminin Türkiye'si hep ABD endeksli olagelmişken, son yıllarda hızla gelişen AB Üyeliği konusu dış politikamızda bir dönüm noktası gibi görünmektedir. Bu noktada, Türkiye'nin ABD'yi, ABD'nin de Türkiye'yi hepten bırakması zaten söz konusu olamaz! Bu süreç, önümüzdeki yıllarda gelişmelerin hangi istikamette seyir edeceğine bağlıdır.

Müslüman Doğu ile Hıristiyan Batı, belki de, Osmanlı'nın son Viyana Kuşatması'ndan beri bu derece zıtlaşmamış, kutuplaşmamıştı. "Yeşil Hat"tın ötesinde mi, berisinde mi, sorusuna bir türlü cevap veremeyen ve cevap bulamayan Türkiye, "köprü" olma rolünü üstlenmeye talipken, kendi içinde ciddi derecede entellektüel çalkantılara sahne olmaktadır. Şu andaki AB yanlısı kesim, mevcut konjüktürden istifade ederek ve büyük ölçüde medyanın da desteğini alarak, muhalif veya temkinli yaklaşan kesime galebe çalsa da, önümüzdeki yıllar, Türkiye aydınının kendi içindeki değerler çatışmasına gebedir. Daha şimdiden eski milliyetçilerin belli bir kesimiyle yeni ulusalcıların fikir, eylem ve cephe birliğine şahit olmaktayız. "Siyasi İslamcılar"ın da, AKP yanında ve karşısında olmak üzere ikiye bölündüğünü müşahade etmek mümkün.

"Medeniyetler Savaşı", münevverler savaşı demektir, çünkü; bu savaş, kitap ve gazete sayfalarında, televizyon ve radyolarda ve değişik platformlarda vuku bulmaktadır. Münevverinin desteğini alamamış milli politikaların başarılı olması, hedefi yakalaması mümkün değildir. Ülkemiz, önümüzdeki yıllarda Türk entellektüelinin varlığını daha fazla hissederek, onu ciddiye almak mecburiyetinde kalacaktır. Eskiden olduğu gibi kaf dağının arkasındaki hedefler için değil, burun buruna olduğu Türkiye ve dünya gerçekleri karşısında tavrını almak, tesbitini yapmak mecburiyetinde olacaktır.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi (şayet olursa) "medeniyetlerin buluşması" olmayacaktır! Keşke arzu edildiği, söylendiği gibi olabilse... Çünkü Batı, kendi medeniyet değerlerinin dışındakileri kabullenmek olgunluğunu hiçbir zaman göstermeyecektir. Bu, onun tarihten gelen en karakteristik özelliğidir. Türkiye böylesine karmaşık ortam ve şartlarda biryerlere yaranmaya ve yamanmaya çalışılmaktadır.

ABD'de yapılan seçimleri yeniden Bush kazandı. Bush'u kazandıran en büyük etken; "İslamcı Terör"e karşı verdiği kararlı mücadele olarak yorumlanmaktadır. Bundan ABD'nin ne anladığı ise; bugünlerde İslam Coğrafyası'na bakıldığında fazla izaha gerek kalmadan, kolayca anlaşılmaktadır. Tarihi misyonu/mirasıyla ve yetişmiş insan potansiyeli/birikimiyle bu coğrafyaya kök salmış medeniyetin en önemli ülkesi olan Türkiye, illâ da ABD veya AB arasında bir tercih yapmak mecburiyetinde midir? Bu tercihin bedelini ödeyebilir, şartlarını kabullenebilir miyiz?

Batı, kendi medeniyetinin üstünlüğünü koruyabilmek için yeni fetihlere ihtiyacı var. Bu da, İslam dünyasını kontrol altında tutabilir, asimile edebilirse mümkündür. Batı, bizim kadar saf ve iyi niyetli değildir. Türkiye bu oyuna gelmemeli, kendini inkâr derecesinde "evetçi" olmamalıdır. Türkiye'nin AB'ye veya ABD'ye bu derece yanaşması/yamanması, zannedildiği gibi uzun vadede dünya barışına kat
kı sağlamaz, çünkü; her geçen gün  ABD'nin şahsında Batı'nın bütün çirkinlikleri ve sinsi emelleri İslâm aleminde biraz daha iyi teşhis edilerek, aradaki uçurum gittikçe büyümektedir. Bu yara ancak, ABD ve müttefiklerinin müslümanları rahat bırakmasıyla ve zamanla sağalabilir, dostluk köprüleri bir sonraki nesiller tarafından kurulabilir.

Türkiye'nin tercihi ise; hem milli, hem de bölge menfaatleri ve dünya barışına katkıda bulunmak için (Batı'yı örnek alarak) kendi gerçeklerine gölge düşürttürmeden, bulunduğu coğrafyada varlığı ve ağırlığını korumak olmalıdır.


YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
ABD ve AB arasında Türkiye
Üzeyir Lokman  Çaycı
Suçlar vadisi
Hidayet Kayaalp
İletişim kanalları ve farklı davranışlar
Şensel Aşkın
Medeniyetler Buluşması
Betül Parlar
Medeniyet insanların lisanında saklıdır
Şefik Kantar
Bizi bekleyen Avrupa
M. Ali Aladağ
Gurbet düğünleri
Muhsin Ceylan
Erbakan ve partisine psikolog değerlendirmesi
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sebahattin Çelebi
Adını bilmeyen şehirler…
Yılmaz Kuzucu
Bugünlerde...
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Serdar Çelebi
Mostar köprüsü açıldı
Ali Kılıçarslan
Utandıran Pano
Mustafa Can
Delilerle Arkadaşlık 1
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
Fikret Ekin
Bir Konuşmaya Notlar..
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Ozan Yusuf Polatoğlu
Seçim Şakası
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Ayten Kılıçarslan
Azınlık Türk kadın hareketi var mı?
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bili