|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
BİR
"VASİYYETNAME" VE BEN
Önce bir kaç söz:
Dilimizde, her ne kadar yazan adama "yazar" denilse de -kanaatimce- her yazan insan "yazar"
olamaz. Ben de kendimi "yazar"dan ziyade yazan
olarak telâkki ediyorum. Eli kalem tutan, yazabilen insanlar
düşüncelerini başkalarıyla, yani okuyucuyla
paylaşmak için yazarlar.
Bana göre, birbirinden önemli birkaç konu kafamda şekillenir,
hatta başlıkları hazır hale gelirken,
bazen onlardan apayrı ve çok daha önemli bir konuyu
yakalamış olmanın hazzını yaşarım.
Bu sefer de öyle olduğunu ümit ediyor, takdiri size bırakıyorum.
--------------------------------
Kendi çapında -fırsat buldukça- okuyan, araştıran
ve düşünen bir insan olma gayreti içindeyim. Bazen
kendimi sorguluyor, sorularıma cevap arıyorum.
Kendim veremediğim cevabı kaynağından
almaya çalışıyorum. Bu kaynak, bazen bir kitap,
bazen de ehil kabul ettiğim bir insandır.
Dara düştüğümde, ´Gök Kubbemiz´in altında
fikriyatımın ve maneviyatımın feyz aldığı
ana kaynaklara ulaşabilmek için seyahata çıkıyorum.
Hz. Ali (A.S)`ın güzel ve hikmetli sözlerinin (hutbe,
mektup, vassiyetname) toplandığı kitap, "Nehc´ül
Belâga"nın cazibesine kendimi kaptırdım:
Hz. Ali, oğlu Hz. Hasan´a yazdığı
vasiyyetnameyi tekrar pür dikkat okurken altını çizdiğim
ilk cümle,"..sözün
hayırlısı, fayda verenidir".
Halbuki ne kadar faydasız söz etmişsem, en az
bir o kadar da faydasız söz dinlemiş veya dinlemek
mecburiyetinde kalmışımdır.
Yaptığım, daha doğrusu yapmaya çalıştığım
her ticari girişimim başarısızlıkla
neticelendi. Kendime göre, birçok yanlışımın
yanısıra, en büyük hatam; "büyük oynama"
arzusundan kaynaklandı. "Ben ilmin bahçesi, Ali kapısıdır" Hadis-i
Şerif´ine layık olan Hz. Ali´nin,
"Ticarete girişen
tehlikeye atılmıştır. Nice az vardırki
çoktan daha bereketlidir; daha verimlidir"
öğütündeki hikmeti kavrayabilseydim hiç bu kadar belâyı
başıma açarmıydım.
Bilseydim, duysaydım, okusaydım ey Müminlerin Emiri
ki; "Sakın!
tamah bineğinden, o seni helâk
suyunun başına götürür" diye oğlun
İmam Hasan´a vasiyette bulunuyorsun, beni azgın
sellerde helak eden o "tamah atı"na binermiydim
hiç.
Oturdum olmadı, yattım-kalktım olmadı. Koştum-koşturdum,
önüne geçmeğe çalıştım olmadı:
Zaman çarkını, değil durdurmak, azıcık
da olsa, yavaşlatmaya gücüm bir türlü yetmedi. Meğer,
"..bineği
geceyle gündüz olan bir kişi, dursa bile gider, oturup
dinlense bile yol
alır."mış, heyhat!
"Sen,
senden önce gidenin yolundasın" diyorsun ey
Allah´ın Arslanı! Halbuki ben bedbaht, herkesi
yolcu, kendimi hancı zannetmiştim.
"Elinde
bulunanı koruman, başkasının elinde
bulunanı istemenden daha iyidir"
Elim mi benden, yoksa ben mi elimden çok
çektim, bilemiyorum. Bildiğim tek şey var;
elimden çok şeyler geldi ve gitti. Sahip olamadım.
Neticede el açan, boyun büken ve mahcup
olan ben oldum. Ümitsizliğe
kapılınca insanlardan birşeyler talep ettiğim
günler oldu. Günü kurtarmaya çalıştım, yarını
ne düşündüm, ne de düşünmek istedim. Zaafiyet gösterdim.
Ama söz veriyorum bundan sonra
ben günahkâr da senin oğluna yazdığın
´´vasiyyetname``nden
gereken dersi alacağım:
" Ümitsizliğin acısı, insanlardan birşey
istemekten hayırlıdır"
Benim bu akılsız başım, bunca cefâdan
ve belâdan sonra, az da olsa,
akıllanmasaydı seni anlayabilirmiydim?
"En hayırlı
tecrübe, sana öğüt veren tecrübedir"
Fakat, öğüt aldığım bu tecrübeden
nasibimi maalesef çok geç ve az almışım ki,
akılsız başımın cezasını bütün
azalarım hâlâ çekiyor.
Çoğu zaman ahmaklık derecesine varan iyimserliğim,
ihtimaller üzerine plan-program yapmam yüzünden "sermaye"mi
kaybettim. Peygamber çırağı, ilim deryası
Ali, "Dileklere
kapılıp dayanmaktan sakın. Onlara kapılmak, dayanmak,
ahmakların sermayesidir", diye nasihatta
bulunurken, seni ancak şimdi ve daha iyi anlayabildim.
Dilek ve temenniler zeminine direk dikenlerin binası, çok
geçmeden, kendi başlarına yıkıldığını
artık bilenlerdenim.
Noksanlarımın başında zaman mefhumunu iyi
değerlendiremem gelir: Hep, en son an´a kalmıştır
benim işlerim. Bazen, o "en son an"ı bile
kaçırmışımdır. Nasıl olsa
acelesi yok, diyerek daha zamanımın olduğunu
zannetmişimdir.
"Kim zamandan emin
olursa zaman ona ihanet eder"
Başka türlüsü de zaten beklenemezdi: Zamanını
cömertce harcayan bu günahkâr da buyurduğun gibi,
zamanın ihanetine uğradı.
"Nice uzak vardır
ki yakından da yakındır; nice yakın vardır
ki uzaktan da uzak"
Gün oldu, çok uzak bildiğim dostlarımdan
destek gördüm. Gün oldu, çok yakın bildiklerim benden
uzak durdular.
"Bilgisizin senden
kesilmesi, seni aramaması, akıllının seni
görüp gözetmesine, gelip dolaşmasına denktir."
Bende tersine oldu ya Ali: Bilgisizlerin bilgilisi(!) ben
olunca, akıllı ve tecrübeli insanlardan mahrum
oldum.
SAYFA BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Bir
"Vassiyetname" ve Ben
AB
üyeliği çıkmaz ayın başında
Almanya
siyasi hayatında Türklerin yeri
Ülküler
öldü mü
Ölmesini
de bilmek
Kerbela
yahut Filistin
Bize
benzemiyorsun
Korkak
Modern
zamanların vatanseverliği
Çıplak
Tufan'daki
"Tufan"
Hayatı
yaşamak
İbret
Yolun
neresindesiniz?
Tadını
çıkarmak
Gençlerim
eyvah!
Düşmansız
Yaşamak
"Enternasyonal
terörizme karşı savaş"
Sahipsiz
Toplum
Meydan
Okumak
Afganistan
bombalanıyor
Medeniyetler
çatışması
veya tekerrür eden tarih
Dünyanın
gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11
eylül ve sonrası
Gönlünüz
rahat mı?
Dibe
Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU
DOĞUM" VE İNSANLIK
Dilimiz
- Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına
Özel"
Odak
Noktamızdaki İnsan
Hasbihal
- 2
Toplumun
Aynası
Hasbihal
Okuyormusunuz?
SAYFA
BASI
|