|
Divan Sohbetleri
Her Perşembe
-Canlı Yayın-
Saat: 22.00
"türkshow'da"
Yine Beynim Zonkladı...
Bir Nisan ayının ortalarında, Temmuz sıcağına
yakın güneşli bir gün; üstelik Pazar günü ve üstelik
Almanya’da... Böylesi bir fırsatı değerlendirmemek için
kişinin ya aklından zoru veya başka bir derdi olması
gerekir. Hane halkının dağılması için içinden içinden dua
eden ve duası da kabul olan benim ise, Allah’a şükür
aklımdan zorum olmadığına inanıyorum. Fakat böylesi bir
günde kendini eve tıkayan benim derdim var:
Francis Fukuyama, Avrupa Müslümanları üzerine ele aldığı
makalesinde; “Çağdaş islamcılığın, kimlik politikasının bir
ürünü olduğu anlaşılırsa ....” diye başlayan cümlesinin
altını çizdikten sonra bir başka tesbit; “Avrupa’nın kendi
müslüman azınlığına yönelik uyum politikasının iflas etmesi,
her an patlamaya hazır saatli bir bombadır ve terörizme
hizmet etmektedir.”. Çok iddialı ve okurken bile insanı
ürküten bir cümle... Onun da altını çiziyorum. ABD’li meşhur
Yeni Muhafazakârlar (Neokonservative) grubuna ait Fukayama,
uzunca makalesinde yer yer Fransız yazar Oliver Roy’un
görüşlerine de yer vermiş. Almancası, “Der islamische Weg
nach Westen (Batı’ya Giden İslam Yolu)” olan Roy’un kitabını
daha okumaya yenice başlamıştım ki, “Medeniyetler Çatışması”
teorisyenlerinden Fukayama’nın Roy’a atıfta bulunması, benim
kitaba olan ilgi ve dikkatimi bir kat daha artırıyor. Kendi
ifadesiyle, adını zikrettiğimiz kitap için 10 sene hazırlığı
bile yeterli bulmayan Roy’un, “Kutsal bir kitap tanımlama
itibarıyla değişik manalar ihtiva eder, yorumlanır ve bunun
üzerinde tartışılır.” cümlesinin üzerinde biraz durup
düşündükten sonra ilerlemeye devam ederken, hem müslüman hem
de Batılı (şarkiyatçı) entellektüeli günümüz hadiseleriyle
bağlantılı olarak meşgul eden bir tesbitin yine altını
çiziyorum: “Anahtar soru; Kuran’ın ne dediği değil,
müslamının yorumuna göre Kuran’ın ne dediğidir.”.
Çağımızın yaşayan şarkiyatçılarından İngiliz Bernard
Lewis, günün birinde Avrupa müslümanlar tarafından
islamlaşacak kehanetinde bulunurken, kanaatimizce asıl
hedefi; Batı cephesinde safların sıklaştırılması, mevzilerin
terk edilmemesidir. Die Welt gazetesinin bir sorusu üzerine
Lewis, Almanya’daki Türklerin Türkiye’dekilerden daha
radikal ve devrimci olduklarını iddia ediyor. Tamamıyla
haksız olmadığı bir tesbit. Üzerinde durulması gereken bir
iddia. Lewis’den daha dürüst ve önyargısız değerlendirme
yapan İngiliz tarihçi Norman Stone ise, (Türklere karşı)
takım halinde herşeyi eleştiren Avrupalılara ve hele
azınlıklar hakkına dair vaazlar veren İskandinav ülkelerine
çok kızdığını söylüyor ve ilave ediyor: “Hele şu 1970’li
yıllara kadar Lappen (İsveç’de bir halk grubu) adlı 80.000
civarındaki azınlığı, boyları kısa olduğu ve güya çok
içtikleri için kısırlaştıran İsveçlilere bakın!....” . Bu
iddiayı, İsveç’te yaşayan bir Türk’den bir ara duymuştum ama
çok da ciddiye almamışım demekki... Ama şimdi irkiliyorum.
Nasıl olabilir? Bir anda, böyle bir insanlık dışı muameleyi
Türkler kendi içindeki azınlıkların birine yapmış
olsaydı,diye aklımdan geçiriyor ve irkiliyorum: Avrupa
kıyameti koparırdı... Ama kesme-doğrama, yok etme ve
kısırlaştırma konusunda pek mahir olan Avrupalı sözkonusu
olunca, herkes suspus...
Birdenbire şarkiyatçıların ve şarkıyatçılığın ipliğini
piyasaya çıkaran Şark kökenli Şarkıyatçı Edward Said’i
hatırlıyorum: “Bugün İslâmiyet’e ilişkin hemen hiçbir
çalışma bağımsıy ve çağdaş baskıların aciliyetinden korunmuş
değildir..... Günümüz Avrupa ve Amerikan kamuoyu nezdinde,
İslâmiyet özellikle tatsız bir haberdir. ........İslâmiyet
uzmanı akademisyenler ep bir ağızdan İslâmiyet’in Batı’yı
tehdit ettiğini haykırırlar.”
Altını çizdiğim her cümle ayrı bir yorumlama veya
cevaplama gerektiren makale konusu. Lewis’ten Fukuyama’ya,
Stone’den Roy’a gidip geldikçe kafamın zonklamaya
başladığını hissediyorum. Odanın güneye bakan penceresinden
kaybolan güneşin son ışınları batıya bakan pencereden
içeriye girdiğini farkedince, saate göz atıyorum: Eyvah!...
Bir yazı yazamadan gün akşam oldu. Halbuki “Medeniyetler
Savaşı”nda Şark cephesinin kalemşörleri tarafından yalnız
bırakılmış, Çanakkale erlerinden daha beter durumda olduğu
zannına kapılan ben, herşeye rağmen bu saldırganlara haddini
bildirecektim.
Gün döndü, gün bitti ama benim yazım, yazacaklarım
bitmedi.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|