|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
YOL
AYRIMINDAKİ TÜRKİYE
İnsanoğlunun
beyni büdükçe (bilgi birikimi çoğaldıkca), ´küçülen
dünya´dan bahsedilmeye başlanır.
Dünya, aynı dünya, fakat beyin dağarcığımız
giderek büyüyor, genişliyor. Hz. Ali: Her kab doldukca
daralır, fakat beyin kabı doldukca genişler,
diyor.
Teknolojik gelişmeler, maddi imkânların artması,
insanın gözünün açılmasına, yeryüzünde ve
gökyüzünde olup bitenleri daha çok yakından takip
etmesiyle beraber muhakeme gücünün de gelişmesine
vesile olan sebeplerdir. Türk insanı da bu ilmi/teknolojik
gelişmelerden nasibini -imkânları ölçüsünde-
almaktadır.
Bizim de gözümüz açılmaya başladı artık:
Kimin ne alıp-sattığını, kimlerle
hangi ticari/siyasi ilişkiler içerisinde olduğunu,
bir başka ülke üzerine hangi dostane veya düşmanvari
emeller taşıdığını, hangi
temeller üzerine kalkınmasını bina ettiğini
görmeğe başladık. Tabiri caizse, gözümüzün
perdesi açıldı.
Herşeyden önce
milli menfaatler
Amerika Birleşik Devletleri´ne alternatif olarak
Avrupa Birliği ağırdan ağırdan dünyadaki
varlığını yeni bir güç olarak
hissettirmeğe başlıyor. Genç kıtadaki ´süper
güç´e, yaşlı
kıtanın köklü devletleri, -aynı kökten
gelmelerine rağmen-, milli menfaatleri doğrultusunda,
şimdilik ´rakip´ denmesede, dünya nimetlerinin paylaşımında
ikinci bir ´güç´ olarak ortaya çıkıyor.
Türkiye, tarihi geçmişi, coğrafik konumu ve mevcut
durumuyla bu iki ´güç´ün baskısı altında,
kendi yerini tesbit etmeğe çalışıyor.
Memleketimin işi zor! Kendi vatandaşıyla barışık
olamayan bir zihniyetin hükümran olduğu memleketimde değişim
rüzgârları estirmeğe çalışan hükümetin
de işi epeyce zor!
Temsil ettiği mevkinin ve dünya/ülke geçeklerinden
uzak dar düşünce sisteminin, siyasi idare üzerindeki
hakimiyetini "milli çıkarlar" olarak, hakim sınıfın
dayatması bizi başkalarına bağımlı
hale getiren asıl sebeplerden biridir. Türkiye, şimdi
bunun bedelini ABD´ye -Irak krizinde- boyun eğerek ödüyor.
Size çok paradoks (çelişkili) de gelse, içerdeki baskılardan,
köhnemiş zihniyetten
kurtulmanın yolunu AB´ye tam üyelikte arıyor.
Halbuki, bizim geçeklerimiz ne Amerika ve ne de Avrupa geçekleriyle
örtüşür. Türkiye, İslâm-Hıristiyan dünyası
arasında bir denge, bir diyalog, bir barış köprüsüdür.
Unutulmamalıdır ki, Türkiye kendi coğrafyasında
bir ´güç´tür. Batı, bu ´güç´ün farkındadır.
Ama Batı, bu ´güç´ü kontrol altında tutmak
gayreti içerisindedir.
Milli menfaatlerimizi kollamak demek, başkalrıyla
kavgalı olmak, manasında değildir. Bu; kendini
bilmek, rüştünü isbat etmek, milletine güvenmek
demektir. Kendi değerleri üzerinde yükselmek demektir.
Yeri ve zamanı gelince, baskıya boyun eğen değil,
baskı yapabilen bir Türkiye demektir.
Bizim milli mefaatlerimiz; komşularımızla iyi
derecede siyasi, ticari ve kültürel alışverişi
gerektirir. Tarih, din, kültür birliğimiz olan ülkelerle,
-Avrupalıların yaptıği gibi- köklü
icraatler yapma zamanıdır.
Milli menfaatlerimiz; Başbakan Abdullah Gül`ün dediği,"İçerden
ve dışardan yönendirmelere karşı"
dikkatli olunmayı gerektirir:
Yunanistan´la kavgalı olmak istemediğimiz gibi,
İran, Suriye, İrak´la da kavgalı olmak
istemiyoruz artık. Kalkınmamızın bir yolu
da bu ülkelerle, Almanya´nın Belçika´yla, Hollanda´yla,
Fransa´yla kurduğu komşuluk ilişkileri gibi,
komşu ülke münasebetlerimizi geliştirmekten geçer.
Türkiye yol ayırımındadır
Amerika kıtasındaki herhangi bir ihtilaf için
ne Türkiye´nin fikri sorulur, ne de Türkiye müdahele
edebilir. Avrupa´da da benzeri bir durum olduğunda;
Avrupalılar gerek görürlerse, -Bosna`da olduğu
gibi-, Türkiye´ye işin kenarından köşesinden
bir hamallık işi verirler. Türkiye, hiçbir zaman
kendi başına müdaheleci olmaz, olamaz. Buna müsade de etmezler.
Burnumuzun dibindeki bir mesele için Amerika, İngiltere
gibi ülkeler gelip bize direktifler yağdırıyorlar.
Kendi çıkarları için bölgemiz istikrarını
kaybediyor, sömürülüyor, masum insanların kanları
akıtılıyor. Neticede zararını o coğrafyanın
ülkelerinden biri olan Türkiye de çekiyor.
Tarihi misyonumuz buna müsade etmiyor!
İdeolojik savaş dönemi sona ermiştir ama,
emperyalizm İslâm coğrafyasını tamamiyle
kontrolu altında tutmak gayreti içerisindedir.
Türkiye bu oyunun figuranı olmamalıdır! Buna fırsat
ve imkân sağlamamalıdır.
Türkiye yol ayırımındadır: Ya, kendi değerini
kıymetini bilecek, değerlerine sahip çıkacak,
dönüş yapacak ve olduğu yerde lider ülke olmayı
hedefliyecektir, veyahutta şimdiye kadar olduğu gibi
bundan sonra da başkalarının şemsiyesi altında
varlığını devam ettirecektir(?).
SAYFA BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Yol
ayrımındaki Türkiye
Avrupa
şeffaflaşıyor mu?
AB
ne kadar samimi?
Karl
ödülünün düşündürdükleri
Ben
değişiyorum, Türkiye değişiyor
Ayak
bağı olmayın!
Bu
bayrak rüzgar bekliyordu
Avrupalı
olmak; niçin?
Türk
siyasi tarihinde yeni bir dönem
Bir
millet kurtarıcısını arıyor
Aman
ehliyetsizin elinden
Bir
"Vassiyetname" ve Ben
AB
üyeliği çıkmaz ayın başında
Almanya
siyasi hayatında Türklerin yeri
Ülküler
öldü mü
Ölmesini
de bilmek
Kerbela
yahut Filistin
Bize
benzemiyorsun
Korkak
Modern
zamanların vatanseverliği
Çıplak
Tufan'daki
"Tufan"
Hayatı
yaşamak
İbret
Yolun
neresindesiniz?
Tadını
çıkarmak
Gençlerim
eyvah!
Düşmansız
Yaşamak
"Enternasyonal
terörizme karşı savaş"
Sahipsiz
Toplum
Meydan
Okumak
Afganistan
bombalanıyor
Medeniyetler
çatışması
veya tekerrür eden tarih
Dünyanın
gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11
eylül ve sonrası
Gönlünüz
rahat mı?
Dibe
Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU
DOĞUM" VE İNSANLIK
Dilimiz
- Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına
Özel"
Odak
Noktamızdaki İnsan
Hasbihal
- 2
Toplumun
Aynası
Hasbihal
Okuyormusunuz?
SAYFA
BASI
|