|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Göçmen Türkün Çağdaşlık Meselesi
Yol haritamız
Böyle bir “Proje” var mı diye soranlara da, postmodern
çağı bile neredeyse geride bıraktık, sen neden
bahsediyorsun, diyenlere de anlayışla kulak kabartıyor ama
özel bir cevap vermiyoruz.. İçimizden bazılarının aklından;
“Medeniyetin göbeğinde yaşayan bizler çağdaş değil miyiz?”
gibisinden sorular da geçebilir. Akla gelebilecek bu ve
benzeri soruların cevabını konumuzun ilerleyen bölümleri
içinde bulabileceğinizi umuyoruz.
-Maddî imkânları çok sınırlı olan grup/cemiyet/cemaat veya
azınlıkların sosyal hayat içinde aktif, belirleyici,
yönlendirici görevler üstlenmeleri, böylesi görevlere talip
olmaları, diğerlerine kıyasla çok cılız ve sönük kalır.
-Varlıklı olanların da yaşadıkları ülkenin resmî dilini
konuşmakta sıkıntıları varsa; o kişi veya grupların yerli
toplumla entegre olma, sosyal hayatın içinde aktif görevler
üstlenerek kendilerinden söz ettirme şansları yok gibidir.
-Şayet sözkonusu şahıs, grup veya azınlıkların refah düzeyi
kadar yerli-çoğulcu toplumun diline hâkimiyet konusunda da
bir sıkntıları yok ama; temsil ettikleri azınlığı kimlik
(kültürel değerler) bazında layıkıyla ve hakkıyla temsil
edemiyorlarsa, göç ettikleri ülkenin resmî, gayriresmî
mercileri ve kamuoyuyla olan ihtilafların, istismarların ve
kafa karışıklığının ardı arkası kesilmez.
-Yukarıda sıralamaya çalıştığımız eksikliklerini gidermiş
bir azınlık toplumu, yerleştiği ülkeyi değerler bazında
yeterince tanımıyorsa, kendi değerlerinin yerli toplum
tarafından kabul noktasında ondan daha fazla dışlanmaya
maruz kalır.
Bununla gerçi ideal bir azınlık toplumu çerçevesi çizmiş
oluyoruz fakat sözkonusu kitleyi belirlenen hedefe taşıyacak
olan, o toplumun elitidir. Bu yazının kaleme alındığı
günlerde Almanya, Navid Kermani merkezli bir entelektüel
depremle sallanıyordu. (Daha fazla bilgi için; “Bir Ödül,
Bir Olay, Bir Şahıs: Navid Kermani”/M. Aşkar)
Elitiniz yoksa...
Navid Kermani, Şark kültürüne haiz olduğu kadar Garp’ı
da biliyor. Navid Kermani Almanca yazdığı makaleleri ve
kitaplarıyla, Alman medyasının önde gelen gazetelerinin de
teyit ettikleri gibi, bu ülkenin müslüman kimlikli önde
gelen düşünürlerindendir. Avrupa’daki müslüman göçmenlerin
sosyo-kültürel meseleleriyle ilgili her önemli toplantı,
konferans ve platform ortamlarında ilk akla gelen ve
fikirlerine başvurulan isim, Mısır kökenli İsviçre’li Prof.
Tarık Ramazan’dır. Sadece Almanya’da Türkiye kökenli
göçmenler olarak üç milyona yakın bir nüfusa sahip
olduğumuzla övünüyoruz fakat içimizden bir Navid Kermani,
bir Tarık Ramazan henüz daha çıkaramadık. Almanya’da olduğu
gibi diğer Batı Avrupa ülkelerinde de çeşitli sanat
dallarında, edebiyatta, medyada ve hatta siyasette belli
yerlere alnının akıyla gelen Türk kökenli değerler vardır.
İçlerinde istisnalar olmakla birlikte, bu elit kesimin ezici
çoğunluğu kendisinin kültürel arkaplanını yeterince
tanımıyor. Hatta Türkçe’ye bile kendi seviyelerine yakışır
derecede muktedir olduklarını söylemek mümkün değil.
Batı Avrupa Türk azınlığını, göçtüğü ülkeye kökkültüründen
gelen değerlerini yaşatarak intibak ettirecek de, onun
kendine özgü modernitesini gerçekleştirerek çağdaş hedeflere
taşıyacak da, bünyesinden çıkaracağı elit takımıyla mümkün
olacaktır.
Çağdaşlaşma yolunda birden fazla engel var, lâkin bunlardan
en büyüğü kendimiz tarafından konulmuştur.
İtaat ya da liyakat?
Bizim teşkilatçılık anlayışımızda baştakine itaat
maalesef liyakatın önüne geçmiştir. Düşünen, proje üreten
beyinler olmaksızın, Avrupa Türkü yarışı önde götüren
çağdaşını yakalaması mümkün olmaz. Diğer taraftan kendi
elitinden liyakattan ziyade itaat bekleyen toplum
öncüleriyle de bu prosüdür işlemez! O hâlde, önce yolumuza
yığdığımız taşları kendi ellerimizle temizleyerek işe
başlanmalı...
Neredeyse yarım yüzyılı geride bırakmış olan bir göç olgusu
hâlâ; “Tahta bavullu Anadolu köylüsü olarak geldiler ve
biraz para kazanıp döneceklerdi ama plan tutmadı, onun için
buralarda takılıp kaldılar” gibisinden tekerlemelerin
arkasına sığınabilir mi? En sosyalistinden en
milliyetçisine, en (ideolojik) laikinden en dindarına, bir
“Anavatan Türkiye’yi Kurtarma Planı” olanlar, ne hikmetse bu
maharetlerini bir avuç Göçmen Türk’ü kurtarmada
gösteremediler.
Dernekçilerimize, içe dönük bir mücadele dışa dönük
mücadeleden daha zahmetsiz geldiğinden, birbirlerine fark
atmayı ve caka satmayı pek severler. Bazıları, güç
odaklarına yaranmak ve oralardan (maddî-manevî) yararlanmak
uğruna kendisinden olan diğerlerinin üzerine kalem çekmekten
vicdanları sızlamaz.
Özellikle 11 Eylül 2001’den itibaren İslâm’a ve müslümanlara
karşı dünya çapında başlatılan sindirme, karalama ve
çarpıtma kampanyalarından Avrupa’daki Türkler de nasibini
aldı. Zaten öteden beri kendi nesillerini kurtarmanın
dışında herşeye kafa yoran, 1970’li yılların Türkiye’sinden
ilhamını almış, her türlüsünden siyasî, dinî ve hatta bölücü
kuruluşlarımız, hadiselere hep kendi zaviyelerinden
baktıklarından, meselelerimizi de körün fili tarif ettiği
gibi tarif ettiler. Her birinin resmî, yarıresmî merciler
veya başka güç odakları tarafından bilinen bir “yamuk”
tarafı vardı ve bundan dolayı birkaç istisna dışında hiçbir
kuruluşumuz dikine duramıyor. Biraz ileri gidene, çekmecede
bekleyen dosyasının gösterilmesi yetiyor.
Böylesi bir ortamda sayıları dört milyon civarında
zikredilen Batı Avrupa Türklerinin temsilcilerinin zikzaklı
demeçleri ve eylemleri kafa karıştırmaya devam ediyor.
Medyanın ve siyasîlerin kamuoyunu yönlendirmesiyle
(Almanya’da olduğu gibi) hedef tahtası hâline gelen Türk
azınlık, son yılların yoğun baskıları neticesinde iyice
sindirilmiş durumdadır.
İstisnalar bir kenara, bizim cemiyetçilik anlayışımızın
özünde teslimiyetçilik saklıdır. Emir-komuta zinciriyle
herkes bir ‘Baş’a, o ‘Baş’ da bir başka ‘Baş’a bağlı
olduğundan, hürmeten, sadakaten boyunlar bükük, başlar
eğikdir hep... Bu ‘Eğik Başlar’dan herhâlde uzakları
görebilmesi beklenemez.
Devam edecek
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Yol
haritamız
Göçmen
Türkün Çağdaşlık Meselesi
Kendi
Modernitesini Gerçekleştiremeyen Toplumlar
Müslüman,
Milliyetçi ve Demokrat Olmak...
Kendi
Eksenine Dönüş
Dirilin
Artık...
Toplumun
Kemâle Ermesi
Bu
Parantez Açılmalıdır
Ebuzer:
Sürgündeki Ülküdaşım
SAYFA
BASI
|