A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




Göçmen Türkün Çağdaşlık Meselesi

Yol haritamız


Böyle bir “Proje” var mı diye soranlara da, postmodern çağı bile neredeyse geride bıraktık, sen neden bahsediyorsun, diyenlere de anlayışla kulak kabartıyor ama özel bir cevap vermiyoruz.. İçimizden bazılarının aklından; “Medeniyetin göbeğinde yaşayan bizler çağdaş değil miyiz?” gibisinden sorular da geçebilir. Akla gelebilecek bu ve benzeri soruların cevabını konumuzun ilerleyen bölümleri içinde bulabileceğinizi umuyoruz.

-Maddî imkânları çok sınırlı olan grup/cemiyet/cemaat veya azınlıkların sosyal hayat içinde aktif, belirleyici, yönlendirici görevler üstlenmeleri, böylesi görevlere talip olmaları, diğerlerine kıyasla çok cılız ve sönük kalır.

-Varlıklı olanların da yaşadıkları ülkenin resmî dilini konuşmakta sıkıntıları varsa; o kişi veya grupların yerli toplumla entegre olma, sosyal hayatın içinde aktif görevler üstlenerek kendilerinden söz ettirme şansları yok gibidir.

-Şayet sözkonusu şahıs, grup veya azınlıkların refah düzeyi kadar yerli-çoğulcu toplumun diline hâkimiyet konusunda da bir sıkntıları yok ama; temsil ettikleri azınlığı kimlik (kültürel değerler) bazında layıkıyla ve hakkıyla temsil edemiyorlarsa, göç ettikleri ülkenin resmî, gayriresmî mercileri ve kamuoyuyla olan ihtilafların, istismarların ve kafa karışıklığının ardı arkası kesilmez.

-Yukarıda sıralamaya çalıştığımız eksikliklerini gidermiş bir azınlık toplumu, yerleştiği ülkeyi değerler bazında yeterince tanımıyorsa, kendi değerlerinin yerli toplum tarafından kabul noktasında ondan daha fazla dışlanmaya maruz kalır.

Bununla gerçi ideal bir azınlık toplumu çerçevesi çizmiş oluyoruz fakat sözkonusu kitleyi belirlenen hedefe taşıyacak olan, o toplumun elitidir. Bu yazının kaleme alındığı günlerde Almanya, Navid Kermani merkezli bir entelektüel depremle sallanıyordu. (Daha fazla bilgi için; “Bir Ödül, Bir Olay, Bir Şahıs: Navid Kermani”/M. Aşkar)

Elitiniz yoksa...


Navid Kermani, Şark kültürüne haiz olduğu kadar Garp’ı da biliyor. Navid Kermani Almanca yazdığı makaleleri ve kitaplarıyla, Alman medyasının önde gelen gazetelerinin de teyit ettikleri gibi, bu ülkenin müslüman kimlikli önde gelen düşünürlerindendir. Avrupa’daki müslüman göçmenlerin sosyo-kültürel meseleleriyle ilgili her önemli toplantı, konferans ve platform ortamlarında ilk akla gelen ve fikirlerine başvurulan isim, Mısır kökenli İsviçre’li Prof. Tarık Ramazan’dır. Sadece Almanya’da Türkiye kökenli göçmenler olarak üç milyona yakın bir nüfusa sahip olduğumuzla övünüyoruz fakat içimizden bir Navid Kermani, bir Tarık Ramazan henüz daha çıkaramadık. Almanya’da olduğu gibi diğer Batı Avrupa ülkelerinde de çeşitli sanat dallarında, edebiyatta, medyada ve hatta siyasette belli yerlere alnının akıyla gelen Türk kökenli değerler vardır. İçlerinde istisnalar olmakla birlikte, bu elit kesimin ezici çoğunluğu kendisinin kültürel arkaplanını yeterince tanımıyor. Hatta Türkçe’ye bile kendi seviyelerine yakışır derecede muktedir olduklarını söylemek mümkün değil.

Batı Avrupa Türk azınlığını, göçtüğü ülkeye kökkültüründen gelen değerlerini yaşatarak intibak ettirecek de, onun kendine özgü modernitesini gerçekleştirerek çağdaş hedeflere taşıyacak da, bünyesinden çıkaracağı elit takımıyla mümkün olacaktır.

Çağdaşlaşma yolunda birden fazla engel var, lâkin bunlardan en büyüğü kendimiz tarafından konulmuştur.
                                                                                

İtaat ya da liyakat?

Bizim teşkilatçılık anlayışımızda baştakine itaat maalesef liyakatın önüne geçmiştir. Düşünen, proje üreten beyinler olmaksızın, Avrupa Türkü yarışı önde götüren çağdaşını yakalaması mümkün olmaz. Diğer taraftan kendi elitinden liyakattan ziyade itaat bekleyen toplum öncüleriyle de bu prosüdür işlemez! O hâlde, önce yolumuza yığdığımız taşları kendi ellerimizle temizleyerek işe başlanmalı...

Neredeyse yarım yüzyılı geride bırakmış olan bir göç olgusu hâlâ; “Tahta bavullu Anadolu köylüsü olarak geldiler ve biraz para kazanıp döneceklerdi ama plan tutmadı, onun için buralarda takılıp kaldılar” gibisinden tekerlemelerin arkasına sığınabilir mi? En sosyalistinden en milliyetçisine, en (ideolojik) laikinden en dindarına, bir “Anavatan Türkiye’yi Kurtarma Planı” olanlar, ne hikmetse bu maharetlerini bir avuç Göçmen Türk’ü kurtarmada gösteremediler.

Dernekçilerimize, içe dönük bir mücadele dışa dönük mücadeleden daha zahmetsiz geldiğinden, birbirlerine fark atmayı ve caka satmayı pek severler. Bazıları, güç odaklarına yaranmak ve oralardan (maddî-manevî) yararlanmak uğruna kendisinden olan diğerlerinin üzerine kalem çekmekten vicdanları sızlamaz.

Özellikle 11 Eylül 2001’den itibaren İslâm’a ve müslümanlara karşı dünya çapında başlatılan sindirme, karalama ve çarpıtma kampanyalarından Avrupa’daki Türkler de nasibini aldı. Zaten öteden beri kendi nesillerini kurtarmanın dışında herşeye kafa yoran, 1970’li yılların  Türkiye’sinden ilhamını almış, her türlüsünden siyasî, dinî ve hatta bölücü kuruluşlarımız, hadiselere hep  kendi zaviyelerinden baktıklarından, meselelerimizi de körün fili tarif ettiği gibi tarif ettiler. Her birinin resmî, yarıresmî merciler veya başka güç odakları tarafından bilinen bir “yamuk” tarafı vardı ve bundan dolayı birkaç istisna dışında hiçbir kuruluşumuz dikine duramıyor. Biraz ileri gidene, çekmecede bekleyen dosyasının gösterilmesi yetiyor.

Böylesi bir ortamda sayıları dört milyon civarında zikredilen Batı Avrupa Türklerinin temsilcilerinin zikzaklı demeçleri ve eylemleri kafa karıştırmaya devam ediyor. Medyanın ve siyasîlerin kamuoyunu yönlendirmesiyle (Almanya’da olduğu gibi) hedef tahtası hâline gelen Türk azınlık, son yılların yoğun baskıları neticesinde iyice sindirilmiş durumdadır.

İstisnalar bir kenara, bizim cemiyetçilik anlayışımızın özünde teslimiyetçilik saklıdır. Emir-komuta zinciriyle herkes bir ‘Baş’a, o ‘Baş’ da bir başka ‘Baş’a bağlı olduğundan, hürmeten, sadakaten boyunlar bükük, başlar eğikdir hep... Bu ‘Eğik Başlar’dan herhâlde uzakları görebilmesi beklenemez.



Devam edecek



 YAZARIN DİĞER YAZILARI:


Yol haritamız
Göçmen Türkün Çağdaşlık Meselesi
Kendi Modernitesini Gerçekleştiremeyen Toplumlar
Müslüman, Milliyetçi ve Demokrat Olmak...
Kendi Eksenine Dönüş
Dirilin Artık...
Toplumun Kemâle Ermesi
Bu Parantez Açılmalıdır
Ebuzer: Sürgündeki Ülküdaşım
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Yol haritamız
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç