|
BİR SES Muhsin
Ceylan
|
|
|
mceylan@turkpartner.de
|
Ayaktakımı
arasında
Yine yaptılar yapacaklarını.
Benim şahsen, Türkiye Cumhuriyeti'ne dair, hakikaten hiçbir
umudum kalmadı.
Türkiye'de yaşayan kadınların yüzde 70'inin
başı bağlı.
Siz isteseniz de öyle,
istemeseniz de.
Beğenseniz
de, beğenmeseniz de.
Ter ter tepinseniz de.
Görmezden gelseniz de.
Evinize gelen temizlikçinin, kapıcının karısının
filan başının örtülü olmasında hiçbir
sakınca yok.
Hem görmezden gelirsiniz zaten onları; hem de alt sınıflara
'yakışır' baş bağlamalar.
Paryalar, dokunulmazlar vs.
Öyle sınıflar 'kaldırır.'
Ama iş, bu kast toplumunda yükselmeye geldi mi, üst sınıfların
arasına karışmaya: doktor olmaya, avukat, hâkim
olmaya, milletvekili, başbakan mazallah da, başbakan
eşi, TBMM Başkanı'nın eşi olmaya
geldi mi-
Portakal. Orda kal.
Haddini bil. Yükselemezsin öyle ta oralara kadar başörtülü
başörtülü halinle.
Esasında başörtülülerin devletin en tepesindeki 'resepsiyonlarda'
filan baş (örtüsü) gösteriyor olmalarına gösterilen
abartılı tepkilerde; böyle hiçbir zaman adı
konulmayan, etiketi doğru yapıştırılmayan,
sınıfsal ve hatta 'kast'sal bir hınç, bir
kabullenememe hali de var.
AYAKLAR BAŞ OLDU!
Evet: Başörtüsünün yarattığı temel
hissiyat, geriden gelenin, altlardan gelenin, kırsaldan
gelenin, onların DIŞINDAN gelenin; kendi değerlerini,
inançlarını, hadi onların arzuladığı
kelimeyi söyleyelim 'sembollerini' onlara dayatmaları.
'Territorial' bir içgüdü dahi söz konusu burada. Karasularına,
sınırlarına yabancı varlıkları
sokmama.
O resepsiyon, kokteyl salonları, o Meclis sıraları,
tüm o ilim irfan yuvaları, karargâhlar: yüce yüce
yerler, MAKAMLAR makamlar -ONLARA AİT.
O yüce, 'Cumhuriyet'in Hakiki Bekçileri' sınıfına.
Onların annelerinin, ninelerinin, rahmetlilerin başı
bağlı olmuş olsa da; köyde kasabada kalmış
teyzeleri, yeğenleri filan hâlâ başörtüsü takıyor
olsa da, onlar Yüksekokullar'a sıçrayarak, onlar Parasız
Yatılı sınavlarını kazanarak, onlar
Askeriye'ye girerek 'yırttılar.'
Onların o düşük kitlelerle, Cumhuriyet Eliti'nin
üstün standartlarına göre yetiştirilmemiş
her nevi çapulcu sürüsüyle, kırsalın ve düşük
sınıfların adetleriyle filan işi kalmadı.
İŞLERİ OLMAZ.
Şimdi bunca aşırı tepki vermeleri, hiçbir
şeyi bir türlü (mesela bu milletin OYLARINI) içlerine
sindirememeleri, atılan bunca geri adıma, verilen
bunca tavize karşın Nuh deyip peygamber dememeleri-
PRENSİPli olmak adına, TUTARLI olmak adına, ÇELİKTEN
olmak adına; bunca münafıklık yaratabilme
yeteneklerinin özünde, bu duygu da yatıyor.
İçgüdüsel bu hazin duygu. Çıktığı
kabuğu beğenmeme duygusu. Geride bıraktığına
hissedilen ikrah duygusu. Altta kalana ve onun sembollerine derin bir hınç duygusu.
Zira bunca reaksiyon, bunca afra tafra, bunca leğende fırtına;
milleti germe, milletin tercihlerini iplememe.
Bunca İRRASYONALİTE-
Evet öylesine irrasyonel ki tepkileri, burda psikolojik olana
da bakmak lazım. Bu kadınlar, senin toplumuna dair.
Bu kadınların senin yaptığın mantık
ve izan dışı 'kamusal alan', 'kamusal olmayan
alan' tanımları uyarınca, evlerinde kilitli
tutulmaları mı doğrusu?
Bu kadınların, eşlerin, annelerin YOK sayılmaları?
Evet onları YOK saymaya dair bu güçlü temaül tamam
ortada.
Ama bu kadınlar BU TOPLUM'un kadın nüfusunun ezici
bir çoğunluğunu temsil etmekte.
'Sembolik' değreleriyle -öyle.-
Eşleri, EN YÜKSEK'e erişmiş bulunan eşleri
de öyle.
Oylarla, BU milletin oylarıyla oraya gelmiş
bulunuyorlar.
Bir gece ansızın bir darbeyle: 'Heyt, bu memleket
bizim. Bizim gücümüzden sual mual de olunmaz. Biz kurduk,
biz ettik. Ş'edersek de, biz ş'ederiz. Siz ne anlarsınız. Çekilin kenara şöyle be,' diye de
tepemize çökmüş değiller.
Bizzat demokrasinin kuralları içinde.
Seçimle. Adaletli oylamayla ve sayımla vs., vs.
Ama şimdi İrrasyonalite'nin Efendileri fokur fokur
kaynıyorlar.
Üstün Standartları'ndan verilen 'tavizler' onları
deli ediyor.
Tüm o başörtülü kadınlar, onların kocaları,
AYAKTAKIMI
onlara neleri, neleri (geldikleri YERLERİ) hatırlatıyorlar.
Bu iş artık sosyal psikolojinin sınırlarını
da zorlayıp psikiyatrinin sınırlarına
dayandı.
Ciddi psikiyatrik yardım gerekiyor. Perihan Mağden 260403
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Ayaktakımı
arasında
Gurbet
ve devlet
Menfaat
karşılığı susmak
Sevmeme
hakkını kullanmak
Temizlikçi
Erika´nın oğlu Başbakan
Kazıktan
yakınan kazıkcı!
İzin,
zorla evlilik ve boşanmalar
Sayın
Schily´e kim cevap vere(bile)cek?
Yaz
gazeteci yaz" demesi kolay!
Günümüzün
modası, değişmek ve dönüşmek!
"İmparator"ları
da oyuna getirirlermiş
Tiyatroyu
seven muhafazakarlar
Oylarımıza
sahip çıkalım
Vekâletle
yaşma alışkanlığı
Çay,
zeytin, helva, kurufasulye ve rakı
Esas
mesele samimiyet(sizlik)
Almanya
treni kalkıyor
Göç
Kanunu ve terör
Eğitim
mi dediniz, o da ne?
İzin
ve zorla evlilikler
Yok
saydığımız kadın sığınma
evleri
Sanal
dostları tanımak
Karelerin tamamladığı resim
SAYFA
BASI
|