|
Vekâletle
yaşama
alışkanlığı
90´lı
yılların ortasından buyana yasak olan islami
usul hayvan kesimi davası, en son götürüldüğü
Federal Anayasa Mahkemesi´nde karara bağlanıp, bu
kesim izni yeniden ehil olanlara verildi. Bu,
hakkını aramaktan vaz geçmeyen insanın azminin
sonucu demektir. Karar negatif de olabilirdi. Esas olan,
ihtilaflı mevzularda bütün hukuki yolları tüketerek,
hak aramada işi sonuna kadar takip etmektir.
Başka güzel bir gelişmede; Baden-Württemberg
eyaletinde ilk önceleri sadece Almanlara daha sonraları
AB üye ülke vatandaşlarına da verilen Eyalet Çocuk
Bakım Parası kararı. Baden-Württemberg´de CDU
ve daha sonraları da CDU-FDP hükümetleri, Türkleri, Türkiye
- AB ortaklık anlaşmalarına ters düşmesine
rağmen yıllardır bu haktan mahrum bıraktılar.
Bu haksızlığa sineye çekmeyip, dava açan bir,
iki vatandaşımızın inançlı hak
aramaları geçtiğimi günlerde semeresini verdi:
Eyalet çocuk bakım parası artık Türklere de
ödenecek. Türklere aynı farklı uygulamayı
yapan Bavyera eyaletide, Kassel´deki Federal Sosyal Mahkeme
tarafından Türk vatandaşlarına da bundan böyle
eyalet çocuk bakım parası ödemeye mahkum edildi.
Avrupa Adalet Divanı´ndan uzun mücadeleler sonrası
elde edilen hakların alındığı ulusal
kanunların üzerinde geçerliliği olan bir yığın
örnek kararların hepsini olmasada bir kısmını
mutlaka duymuş, okumuşuzdur. Bütün bunlar gösteriyor
ki, bazı haksız ama var olan uygulamalara karşı
hukuki mücadeleyi bıkmadan usanmadan sürdümek her halûkarda
yararlı oluyor. Fakat bizler her nedense butür biraz
karmaşık işlerimizi ve haklarımızı
takip etmekte pek fazla samimi olmamakla beraber, maddi külfetde
getirebilir endişesiyle "Olursa olsun." şeklindeki
kolaycı yaklaşıma sığınmayı
tercih ediyoruz. Bundan da zararlı çıkan yine
bizler olduğunun pek farkına varmak istemiyoruz. Ama
bir hak elde edilmişse ondan faydalanmak için bir yolunu
bulup en ön sıralara geçmeyide ihmal etmemek gibi bir
alışkanlığa sahibiz. Baden-Württemberg´deki
son kazanılan hakla ilgili müracaatların ne alemde
olduğunu öğrenmek için bir nabız yokladık:
İlgili eyalet bankasına dilekçe üstüne dilekçe
yağıyormuş. Zahmetsiz rahmet paylaşımı
kolay iş.
Asıl anlatmak istediğimiz, yukarıdaki
misallerden yola çıkarak gasbedilen diğer haklarımızıda
almanın mümkün olduğudur. Mesela, ailesi burada yaşayıp
kendisi Türkiye´bulunan çocuklara ödenen çocuk paralarındaki
eşitsizlik. Uzmanlar bu konuda açılacak örnek
davalarla, Almanya´nın ayrımcılık
politikasından kaynaklanan milyonlarca Euro miktarındaki
paranın alınabileceğini belirtiyorlar. Bu haksızlığa
maruz kalanlardan birileri çıkıp, örnek bir dava açmaktan
her nedense çekiniyor. Türkiye´deki küçük çocuklara
veya eğtim yapan 27 yaşına kadarkilere ödenmesi
gereken çocuk paraları buralarda yaşayanlara ödenen
miktarlarla eşit olması gerekiyor. Ama Almanya,
şimdiye kadarki uygulamasını sürdürürken,
milyonlarıda adeta gasbediyor. Bu durumda olan bir, iki Türk
vatandaşının açacağı davanın
daha önceki benzer davalar gibi mutlaka leyhte sonuçlanması
ihtimali neredeyse kesin gibi gözüküyor. Ama bu hakkı
almaya kimsenin niyeti yok gibi.
Başka bir hak gasbıda; hiç tavsiye etmediğimiz,
fakat Türkiye´ye geri dönen Türklerin emeklilik kasalarındaki
kesintilerini çekmeleri halinde, işveren tarafının
ödedikleri kesintilerin, çalışana ödenmeyip Alman
devletine kalması.
Butür haksızlıkların yaşandığı
daha birçok mesele saymak mümkün. Gasbedilen hakların
alınması için tabiri caiz ise; bu konuya inanmış
birkaç mağdur Türk vatandaşının ortaya
çıkıp, örnek dava açması gerekiyor. Bu o
kadar zor olmayan işe destek verecek çok kurum kuruluş
ve müessesenin hazır olduğunu bizler yaptığımız
araştırmalardan biliyoruz. Fert olarak yapmamız
gerekenleri, camide imama, dernekte başkana, işyerinde
ustaya, cemaatta abiye, mahallede muhtara, okulda başka
velilere bırakma yani; beklenti ve yetkilerimizi devretme
alışkanlığımızı yeniden gözden
geçirmek zorundayız. Rahatın vermiş olduğu
uyuşuklukla, "Biri çıkar bahsedilen hakların
alınması için gerekenleri yapar abi" diyoruz.
Çünkü bizim adımıza hak takibi ve demokrasi mücadelesi
yapacak başkaları var alışkalığı
en büyük hastalıklarımızdan olmayı sürdürüyor.
Bu mağduriyetlere son vermenin yolu yine biz fertlerden
geçiyor. O zaman ivedilikle, sahip olduğumuz en tabii
haklarımızın takibi ve gasbedilenlerinin alınması
için vekâletle yaşama alışkanlığını
bırakıp, bir fert olarak ayağa kalkıp,"Yeter
hakkımı istiyorum!" diyebilmemiz şart.
Bunun da zamanı geldi geçiyor bile...
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Esas
mesele samimiyet(sizlik)
Almanya
treni kalkıyor
Göç
Kanunu ve terör
Eğitim
mi dediniz, o da ne?
İzin
ve zorla evlilikler
Yok
saydığımız kadın sığınma
evleri
Sanal
dostları tanımak
Karelerin tamamladığı resim
SAYFA
BASI
|