A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMİ  
·  POLİTİKA  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  KADIN & YAŞAM  
·  SAĞLIK  
·  MUTFAK  
·  ÇOCUKLAR  


  FİKİR MEYDANI

              Orhan Aras  

 

ORARAS@aol.com



NERDEYDİN SEN  ZAKİR FAHRİ?

Mektepte bir hocamız vardı. ‘Bir iş yaparken iyice düşünün ve o işi yaptıktan sonra da asla  pişmanlık duymayın, ‘ derdi. Güzel bir öğüttü.Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?

Bir kaç yıl önce köye gitmiştim. Bir hafta kalıp dönecektim.Bilenler bilir,gurbetin çocuklarının vakti vatanda çok çabuk geçer.Benim günlerim de öylece çabucak geçip gitmişti.Üzerimde gurbetin bin yıllık yükü ve hasretiyle köyden Iğdır’ a giderken dağa, taşa, çiçeğe, böceğe, gence, kocaya daha dikkatli bakıyor, herşeyi hafızama kaydetmeğe çalışıyordum.Beni yolcu etmeğe bacım da gelmişti.Otobüse binerken bacımla aceleyle görüştük ve ben  otobüse bindim.Otobüs hareket edene kadar bacım bir söğüt ağacının altında durup boynunu bükerek bana baktı ve hazin hazin ağladı.Bir an aşağı inip söğüdün yanında duran bacıma doğru koşmak ve ona sıkı sıkı sarılarak alnından, saçlarından öpmek, ellerimle gözyaşlarını kurulamak ve teselli etmek istedim.Ama babamdan bana geçen o ‘erkek soğukluğu’ bunu yapmama engel oldu ve otobüs hareket edene kadar yerimde oturup bacıma baktım.

Otobüs hareket etti ve Kars’ a doğru yol almaya başladık. Yol boyu her gördüğüm ağacın dibinde ağlayan bacımı gördüm ve yerimde deli gibi kıvrandım, inildedim, acılara boğuldum. ‘keşke aşağı inseydim, keşke ellerini tutsaydım, keşke gözyaşlarını silseydim, keşke can bacı diye saçlarını okşasaydım’ diye diye kendi kendimi yedim bitirdim.Kars’ ta uçağa bindiğimde gözyaşlarımın her damlası bir zehir damlası gibi hala içime akıyor ve beni pişmanlıklar içinde delirtiyordu.

Zakir Fexri  ile de görüşten sonraki duygularım da aynen böyle oldu.Kahır, pişmanlık ve lanet olasıca keşkeler...

525. Gazetinin bürosuna gitmiştik.Dostlarım Galip Toğrul, Yaşar ve Tofig abi ile biraz sohbet ettikten sonra ikinci kata Tofig abinin çalıştığı büroya çıktık.Hava soğuktu ve ben üşümeyeyim diye Tofig abi odasındaki klimayı çalıştırmaya çalışıyordu. Aniden içeriye siyah giyimli,uzun boylu,saçları, kaşları beyaz bir adam girdi.Tanıştırdılar. İsmi Zakir Fexri’ dir, dediler.Adını bir kaç defa duymuştum ama ne kadar Avrupa’ da Azerbaycan edebiyatını bilen biri diye kendimi aldatsam da özellikle edebiyatımızın yetiştirdiği birbirinden değerli şair ve yazarlarının çoğunu tanımayan ve cahilliğimden de biraz utanan biri olarak onun hakkında pek fazla bir şey bilmiyordum.

Karşı karşıya oturduk ve ordan burdan konuştuk.Bu adam yaşlı gibi duruyordu ama gençti. Bu adam asabi gibiydi ama gözlerinden sevgi akıyordu. Bu adam şair gibi durmuyordu ama sanki şiire hükmediyordu. Bu adam farklı biriydi. Sohbetimizin konusu Türklüktü. Türk, Türkiye, Azerbaycan,  dünya ve lanet olasıca adaletsizlikler...

Bir ara yerinden asabi bir şekilde kalktı ve iki dakika sonra elinde kalın bir kitapla geriye döndü.Kitabın üzerinde otların arasında kırık ve eski bir  teker resmi vardı. İsmi ise dünyaya ağız dolusu bir sitemdi adeta: Qalmaz bele, qalmaz dünya...

Bu adamın dünya ile derdi neydi? Bilmiyorum. Sormadım da. Sadece kitaba bakıp gülümsedim, teşekkür ettim. Tofig abi adamla ilgili bir iki cümle tanıtıcı sözler söyledi.’Çok iyi bir şairdir,’  dedi.Sonra öylesine bir görüşme ile ayrıldık ordan.

Vaktim azdı.Azerbaycan’ da çoğu insanın derdinden bizar olduğu ve kızdığı benim ise taşına, toprağına vatandır diye vurgun olduğum şehir Bakü’ ye doyamadan ayrılmak zorundaydım.Öğle vakti uçağa binerken içimde garip duygular vardı.Ayrılıklara hiç tahammülüm yoktu ama adeta ayrılıklara da mahkum edilmiştim. Oradan oraya sürüklenen kalbim her ayrılıkta bir başka derdin içinde boğuluyordu. Uçakta  yerimde oturdum ve  gözlerimi  uçağın daracık penceresine diktim.Hava kapalıydı.İçim öfke doluydu.Kendime mi, havaya mı yoksa ayrılığa mı kızmıştım bilmiyordum. Bütün duygularım birbirine karışmıştı.O öfke ve rahatsızlıkla uçak havalanmadan son defa dışarıya baktım, cep telefonumdan son mesajımı yazdım ve cep telefonumu kapatıp çantama attım.Çantamı kapatırken yeniden otlar arasındaki o eski kırık tekeri gördüm.Qlamaz bele, qalmaz dünya.. Ve aniden gözlerimin önünde o ak saçlı adam belirdi.O da benim gibi öfkeli ve ayrılıklardan bizardı.O öfkeyle kitaba sarıldım, sayfalarını bir biri ardına çevirdim.

Kitabın daha ilk sayfasında yine o adam vardı.O kocaman elleri koynundaydı ve gözleri yaşlıydı.Bu adam niye ağlıyordu? Gencecik bir çocuğa bakıyordu.Ama nasıl bir bakışla? Hasret, kahır ve yanıklı bir bakışla...

Qemlerin yeddi qatından
Qeriblerin ovqatından
Qemlerimin çatından
Keçip sineme tuş geldin
Xoş geldin derdim, xoş geldin!

Kimsin sen Zakir Fexri? Kim? Bu seni tuş eden dert de ne? Sorular beynimi esir aldıkça öfkemi kitaba boşaltıyordum.
Sayfalar açılıyor önümde. Zakir Fexri dolu sayfalar. Yok, yok! Bu Zakir Fexri değildir. Bu Zakir Fexri adlı odlanmış kızgın bir tekerdir...Galiba kitabın kabındaki tekeri saran da Zakir Fexri’ nin alevli sinesiydi.
Çok geçmeden o sinenin içinde yanan ateşin neden olduğu derdin adını da okuyorum. Onun adı Sadık! 17 yaşlı genç! Babasının ardından ağıt yaktığı,hasretini bir bomba haline getirerek edebiyatın kucağına koyduğu bir oğul!

De hara getdin baş alıb?
Yerin yurdun bilinmedi
Gördüm ki, dünya boşalıb
Neydi derdin, bilinmedi.

Bilinmeğen dertler, bilinmeğen dünya, bilinmeğen Zakir Fexri’ nin kocaman yüreği...O yürek benim önümde açıldıkça açılıyor.Kah yazılardan, kah şiirlerden o yüreğin sırlarını öğrenmeğe çalışıyorum. Uçak hızlanıyor.Bulutlar arasında ben, Zakir Fexri ve Şehriyarımızın o bal kadar tatlı diliyle desek bu qocamış dünya...

Dünya bir gemidi, sükanı derddi
Ağılın, kamalın ünvanı derddi
Müqeddes ruhun da mekanı derddi
Cavid Qemberoğlu, yalandı dünya
Gözel qız cildinde ilandı dünya!

Ah, Zakir Fexri ah! Bu yalanı dillendirmenin manası nedir kardeşim? Bu yalan nice insanı aldatarak, onu firavun yapıyor bilmiyor musun? Bu yalanı kendisini aldatarak bir ebedilik gibi sinesine saranlar var, görmüyor musun?Ah Zakir Fexri Ah! Niye açıyorsun bu sırrı sen? Bırak bu yalan dünyada yalana put gibi tapınanlar biraz daha aldansın ve onunla oyalansınlar!

Biliyorum, sen o yalanlara tahammül edemiyorsun.Biliyorum, elinde Mikailin suru olsa çıkıp onu çalacak ve herşey yalan diye aleme ses salacaksın ama yorulma! Herkes öyle sağır ki aziz Zakir Fexri ! Herkes öyle duygusuz ki... Kimseler seni duymayacak bundan emin ol! Herkes bir yalan tekerinin peşine düşmüş gidiyor işte...Dünyanın kanunu bu. Sen yine yalnızlığına sarıl, yalnızlılığınla teselli bul.

Zakir Fexri, hicran boş yuvam olub
Yaşaram gah dündüz, gah axşam olub
Pervane soraqlı dilsiz şam olub
İçimde ney kimi melerem sensiz!

Bir ney sesi kulaklarıma hücum ediyor...Beni benden alan, beni sarhoş eden, beni bulutların arasında göklere savuran bir ses...Bu ses kah Zakir Fexrinin sesi, kah kendimin...Sanki kendim kendimi çağırıyorum. Sanki uyumuşum ve uykumda kendime sesleniyorum.Ses, ben, sen, alem...Harun Reşid bir Allah dostuna, ne olur Allah’ ı anarken beni de hatırla beni de yad et, demiş. Allah dostu gülmüş.Demiş ben Allah’ ı andığımda kendimi unutuyorum seni nasıl hatırlıyayım?

Herkes kendi derdinin peşinde.Herkes kendi ümidinin hayalinde, herkes kendi aşkının narında...
Daldığım hayallerden pilotun sesi ile kendime geliyorum.Türkiye üzerindeyiz.Türkiye...Zakir Fexri’ nin de aşık olduğu Türkiye...Kah gururdan bizleri havalarda uçurtan, kah bizi gözyaşlarına boğan Türkiye...Uçsuz bucaksız Anadolu toprakları, o topraklarda koşan, çalışan, vuruşan, binbir belaya ve derde bile şükreden insanlar, kahraman, candan bizim insanlarımız! Zakir Fexri de orda doğmasa da o insanlardan biri.Onun dert dolu kitabını kapatıp göğsüme bastırıyorum.Gözlerim bulutlarda. Yurdumuzu düşünüyorum. Tebrizi ile, İstanbulu ile, Bakü’ sü ile yurdumuzu...Ve bacımın gözyaşlarıyle dolu hüzünlü yüzü gelip gözlerimin önünde duruyor.Pişmanlıklar, pişmanlıklar...
Niye biraz daha durmadım orda? Niye o ak saçlı, o sert bakışlı adamla biraz daha konuşmadım? Niye o adamla birlikte bu yalan dünyanın yalanını haykırmadım? Kitap göğsümde ve üzerindeki o kırık eski teker sanki yüreğimi ezerek dönüyor.Bir ney sesi ve benim sesim:

Nerdeydin sen Zakir Fexri, nerde?


SAYFA BAŞI

Yazarın diğer yazıları:

NERDEYDİN SEN  ZAKİR FAHRİ?
KIRMIZI GÜL
DOĞU TÜRKİSTAN KAN İÇİNDE
BAHTiYAR VAHAPZADE
UYUR İDİK UYARDILAR
GURBET VE ŞİİR
DÖNÜŞ
BÜYÜK YAZAR
Kutsal Anadolu Topraklarında
Size yakışıyor mu bay Giordano?
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Türk Don Juan'ı
Dedem Korkut  yom verecek
Dinle küçük adam!
Azerbaycan’da savaş edebiyatı
Tuna nehri akmam, diyor
Gül döksem yollarına
Bir dostun ölümü
Onlar söyledi biz de inandık!!!
Bir roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok acıtıyor değil mi?
Ağlama Ne Olursun?
İnsanlık öldü mü?
Balık Adam
Yüreği Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali ile Nino hala yaşıyor
Necla Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan Goytisolo
Ayna Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan mı gösterir?
Susmak mı bağırmak mı?

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Bu Vebal Kimin?
Bilgiye muhtacız, bilge başımızın tacı... Lâkin arınmış, durulmuş bilgi ve arındıran bilge! Devam

Yakup Yurt

14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Devam

Hidayet Kayaalp

OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
„Gülelim-oynıyalım“  şeklinde deyim üreten belki de az millet bulunur yeryüzünde. Devam

Ali Kılıçarslan

TÜRKİYE GÖÇ VAKFI
Göç hareketi yarım yüzyıllık bir süreçten sonra, özellikle göç edilen ülkelerde yeni bir boyut kazanmıştır. Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Leman Kuzu

SEVGİ  ZAMANI!..
SEVGİ  İNSANLARA VERDİĞİNİZ SÜRECE SEVGİDİR...   Devam

Yakup Tufan

GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

İsrail'in Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir. Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Köpekler ve İnsanlar
Hepimiz farklı zaman ve mekânlarda keşke dedik. Hem de bir defa değil binlerce kez söyledik…
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat