|
FİKİR
MEYDANI Orhan
Aras
|
|
|
ORARAS@aol.com
|
SONBAHAR
Tam kocaman bir yabani kestane ağacının
altından geçiyordum ki önüme sapsarı bir yaprak düştü. O
anda ölümü düşündüm. Gurbette ölümü düşünmek o kadar zor ki
dostlar! Hele bir sonbahar günü ve sararmış yapraklar
arasındaysanız daha kötü... Biliyorum
ne desem boş! Ölüm o kadar gerçek ve soğuk ki... Hangi
kelime onu ısıtıp canlandırabilir ki?
Ama hayır, heryer sapsarı sararsa da hüznü yüreğime
yaklaştırmayacağım. Bu hüzün o kadar arsız, o kadar yapışkan
ki bir defa yüreğine dadandırmaya gör! Artık yakanı
kurtaramazsın ondan!
Bu gurbet, bu sessiz gökyüzü, bu uzayıp giden yollar, bu
benden ilgisiz insanlar oldukça hüzünlenmeğe hakkım yok
benim. Hele hüzünlü şiirler, hüzünlü ayrılık türküleri
aklıma getirmeyeceğim. Bir sonbahar hüznü yüreğime doğru
indikçe Ahmet Hamdi Tanpınar’ ın şiirine sığınacağım:
„Durgun
havuzları işlesin bırak
Yaprakların güneş ve ölüm rengi,
Sen
kalbini dinle,ufkuna bak. „
Evet, evet daha yeni çiçeklenmiş kalbimi dinleyeceğim. Ve
uzun uzadıya deniz rengine bürünmüş ufka, ufuklara
bakacağım. Çünkü o mavilikte, o sonsuzlukta bir serinlik
var...Serinlikten öte özgürlük var! Yolunda ölünesi
özgürlük!
Ama ne yapayım ben, her adımda bir yaprak çıkıyor karşıma.
Hem de ne yaprak! Dalından kopmuş sarı bir cenaze... Ortası
kırık, etrafı çizgi çizgi, yorgun, yaşlı bir yüz! Ne kadar
unutsam da , ne kadar kendimden uzaklaştırsam da beni takip
eden o, sarı bir sonbahardır işte! Ahmet Hamdi’ nin ‚kalbini
dinle,’ diyen sesi yaprakların sarılığında, ölgün
yüzünde yitip gidiyor gözlerimin önünden.Faruk Nafiz geliyor
aklıma... Onun Bağbozumu şiiri...
“Kuytu
ormanları, tenhâ bağları
Geziyor
mevsimin yorgun rüzgârı.
İnce
dallar kırık, yapraklar sarı,
Geçmiş bu
yoldan da, belli sonbahar. „
Bu yollardan hangi sonbahar ve kaç sonbahar geçti ben
nerden bileyim? Bugün o kadar yalnız, o kadar yabancıyım ki
burada. Ne ben bu ağaçları tanıyorum ne de bu ağaçlar beni
tanıyor! Doğru, bu yollardan çok geçmişim. Ama bu yolların
yolcularına karşı vefasız olduğunu bilmeyen mi var?
Dedim ya, sonbaharın kendisi birşey değil!
Ama onun sarılığı kötü! O sarılık bana ayrılıkları,
zulümleri, ölümleri hatırlatıyor. Belki de onun için sık sık
şair Nevzat Çelik’ in şiiri dökülüyor dudaklarımdan.
„Bu işkence bu ayrılık bu zulüm
Sonra bu diz boyu yaprak ölüsü
Göçüp giden bu kuşlar..
Ağlamak ayıp değil işin kötüsü
Alaca bulaca yürüyor üstüme bulut
Gözlerime değerse duramam
Sevgilim sevgilim ellerimi tut!“
Sevgili!
Her sevgili elden tutar mı acaba? Sonra bu yabancı yollarda,
bu sapsarı kesilmiş cenazelerin üzerinde sevgiliyi gezdirmek
de haksızlık olmaz mı acaba? Haksızlık, adaletsizlik, bu
kahrolasıca hüzün! Yüreğimi yüreğimi yakan bu duyarlılık!
İçimden yükselen ah seslerini hangi taşa çalsam acaba? Yoksa
tekrar ufka, ufuklara mı baksam ? O maviliğe, o özgürlüğe
başımı dayasam, bir yastık, yok yok bir omuz olarak düşünsem
onu…Biliyorum,
düşünsem düşünsem de birşey değişmeyecek ve bu yalnızlık
bırakmayacak yakamı!
Hasan Hüseyin Korkmazgil
sadece bir mısrada ne güzel anlatmış beni.
„Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç !”
Gidenler gittiler, biz yalnız kaldık bu sonbaharda!
Sonrasının hiç olduğunu böyle yüksek perdeden duymaya hiç
tahammülüm yok!
Ama şair dili işte! Susar mı? Boynuna kement atsan da sözünü
söyleyecek!
Şaire kızsam da doğrusu şiire öyle susamışım ki… Öyle
mısralara bağlanmışım ki…Öyle kelimelerde ölmüşüm ki… Bütün
şairler böyle mi acaba? Aklıma adaşım
Orhan Veli geliyor.Gencecik ölüp giden şair! Gözlerini
kapatıp İstanbul’ u dinleyen şair! O olsa belki de gülecek
benim hüznüme! Belki de o meşhur mısralarını yüzüme karşı
söyleyecek ve o alaycı dudaklarıyla bir kahkaha savuracak:
“Nasırından çektiği kadar hiç bir şeyden çekmedi
Yazık oldu Süleyman efendiye..”
Ama bu alayı ben niye
üzerime alayım ki? Benim ne adım Süleyman efendi ne de
nasırım var! Benim sonbaharlarda üzerime çöken, beni ölü,
kırık bir yaprak gibi yerlerde süründüren hüznüm var, hüznüm!
Bana Neruda lazım. Onun yalnızlığı…
“Öyle kimsesiz kaldım ki
Öyle bomboş
Yapraklar ağladılar bana
Sonra, tıpkı bir gözyaşı gibi
Düştüler son yapraklar.”
Ah! Ne kadar Mevlana Celaleddin gibi “ ah “ a kızsam
da onsuz da duramıyorum. Onu dağlara, taşlara, ölgün
yapraklara vurasım geliyor! Ama “ah” sız bir gurbette
olmaz, bunu biliyorum.
Yürüdükçe yapraklar çoğalıyor, artıyor,ayaklarıma ayaklarıma
doğru yükseliyorlar. Sonbahar acımasız bir katil gibi hep
peşimde...Ne beni duyduğu ne de bana acıdığı var! Neylemeli?
Ah, şimdi bir tren geçse buradan! Çocukluğumun uzun uzun
ıslık çalan, beni alıp hayalimde özgürlüklere götüren
treni... O ıslık çaldıkça ben peşinden koşsam...Ardımda
gurbeti, ölgün yaprakları, sonbaharları bırakarak koşsam
koşsam... Ve bilsem ki o trene ulaştığım noktada ülkem olsa!
Başı belalı, yüreği yaralı ülkem! Ve ben başımı yüzüne
koyduğumda bir ana gibi seslense bana... Nazım Hikmet’ in
seslendiği gibi....
“Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi
seni.
Niye böyle geç kaldın?
Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın? „
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
SONBAHAR
BAĞIMSIZLIK
RUHU
NERDEYDİN
SEN ZAKİR FAHRİ?
KIRMIZI
GÜL
DOĞU
TÜRKİSTAN KAN İÇİNDE
BAHTiYAR
VAHAPZADE
UYUR
İDİK UYARDILAR
GURBET
VE ŞİİR
DÖNÜŞ
BÜYÜK
YAZAR
Kutsal
Anadolu Topraklarında
Size
yakışıyor mu bay Giordano?
Bir
Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Türk
Don Juan'ı
Dedem
Korkut yom verecek
Dinle
küçük adam!
Azerbaycan’da
savaş edebiyatı
Tuna
nehri akmam, diyor
Gül
döksem yollarına
Bir
dostun ölümü
Onlar
söyledi biz de inandık!!!
Bir
roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi
Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok
acıtıyor değil mi?
Ağlama
Ne Olursun?
İnsanlık
öldü mü?
Balık
Adam
Yüreği
Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman
da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali
ile Nino hala yaşıyor
Necla
Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan
Goytisolo
Ayna
Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan
mı gösterir?
Susmak
mı bağırmak mı?
SAYFA
BASI
|