A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  FİKİR MEYDANI

              Orhan Aras  

 

ORARAS@aol.com



SONBAHAR

Tam kocaman bir yabani kestane ağacının altından geçiyordum ki önüme sapsarı bir yaprak düştü. O anda ölümü düşündüm. Gurbette ölümü düşünmek o kadar zor ki dostlar! Hele bir sonbahar günü ve sararmış yapraklar arasındaysanız daha kötü... Biliyorum ne desem boş! Ölüm o kadar gerçek ve soğuk ki... Hangi kelime onu ısıtıp canlandırabilir ki?
Ama hayır, heryer sapsarı sararsa da hüznü yüreğime yaklaştırmayacağım. Bu hüzün o kadar arsız, o kadar yapışkan ki bir defa yüreğine dadandırmaya gör! Artık yakanı kurtaramazsın ondan!
Bu gurbet, bu sessiz gökyüzü, bu uzayıp giden yollar, bu benden ilgisiz insanlar oldukça hüzünlenmeğe hakkım yok benim. Hele hüzünlü şiirler, hüzünlü ayrılık türküleri aklıma getirmeyeceğim. Bir sonbahar hüznü yüreğime doğru indikçe Ahmet Hamdi Tanpınar’ ın şiirine sığınacağım:

„Durgun havuzları işlesin bırak
Yaprakların güneş ve ölüm rengi,

Sen kalbini dinle,ufkuna bak. „

Evet, evet daha yeni çiçeklenmiş kalbimi dinleyeceğim. Ve uzun uzadıya deniz rengine bürünmüş ufka, ufuklara bakacağım. Çünkü o mavilikte, o sonsuzlukta bir serinlik var...Serinlikten öte özgürlük var! Yolunda ölünesi özgürlük!
Ama ne yapayım ben, her adımda bir yaprak çıkıyor karşıma. Hem de ne yaprak! Dalından kopmuş sarı bir cenaze... Ortası kırık, etrafı çizgi çizgi, yorgun, yaşlı  bir yüz! Ne kadar unutsam da , ne kadar kendimden uzaklaştırsam da beni takip eden o, sarı bir sonbahardır işte! Ahmet Hamdi’ nin ‚kalbini dinle,’ diyen sesi yaprakların sarılığında, ölgün yüzünde yitip gidiyor gözlerimin önünden.Faruk Nafiz geliyor aklıma... Onun Bağbozumu şiiri...


Kuytu ormanları, tenhâ bağları
Geziyor mevsimin yorgun rüzgârı.
İnce dallar kırık, yapraklar sarı,
Geçmiş bu yoldan da, belli sonbahar. „

Bu yollardan hangi sonbahar ve kaç sonbahar geçti ben nerden bileyim?  Bugün o kadar yalnız, o kadar yabancıyım ki burada. Ne ben bu ağaçları tanıyorum ne de bu ağaçlar beni tanıyor! Doğru, bu yollardan çok geçmişim. Ama bu yolların yolcularına karşı vefasız olduğunu bilmeyen mi var?
Dedim ya, sonbaharın kendisi birşey değil!
Ama onun sarılığı kötü! O sarılık bana ayrılıkları, zulümleri, ölümleri hatırlatıyor. Belki de onun için sık sık şair Nevzat Çelik’ in şiiri dökülüyor dudaklarımdan.

„Bu işkence bu ayrılık bu zulüm

Sonra bu diz boyu yaprak ölüsü
Göçüp giden bu kuşlar..
Ağlamak ayıp değil işin kötüsü
Alaca bulaca yürüyor üstüme bulut
Gözlerime değerse duramam
Sevgilim sevgilim ellerimi tut!“

Sevgili! Her sevgili elden tutar mı acaba? Sonra bu yabancı yollarda, bu sapsarı kesilmiş cenazelerin üzerinde sevgiliyi gezdirmek de haksızlık olmaz mı acaba? Haksızlık, adaletsizlik, bu kahrolasıca hüzün! Yüreğimi yüreğimi yakan bu duyarlılık! İçimden yükselen ah seslerini hangi taşa çalsam acaba? Yoksa tekrar ufka, ufuklara mı baksam ? O maviliğe, o özgürlüğe başımı dayasam, bir yastık, yok yok bir omuz olarak düşünsem onu…Biliyorum, düşünsem düşünsem de birşey değişmeyecek ve bu yalnızlık bırakmayacak yakamı!

Hasan Hüseyin Korkmazgil sadece bir mısrada ne güzel anlatmış beni.

„Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç !” 

Gidenler gittiler, biz yalnız kaldık bu sonbaharda! Sonrasının hiç olduğunu böyle yüksek perdeden duymaya hiç tahammülüm yok!
Ama şair dili işte! Susar mı? Boynuna kement atsan da sözünü söyleyecek!
Şaire kızsam da  doğrusu şiire öyle susamışım ki… Öyle mısralara bağlanmışım ki…Öyle kelimelerde ölmüşüm ki… Bütün şairler böyle mi acaba? Aklıma adaşı
m Orhan Veli geliyor.Gencecik ölüp giden şair! Gözlerini kapatıp İstanbul’ u dinleyen şair! O olsa belki de gülecek benim hüznüme! Belki de o meşhur mısralarını yüzüme karşı söyleyecek ve o alaycı dudaklarıyla bir kahkaha savuracak:

“Nasırından çektiği kadar hiç bir şeyden çekmedi
Yazık oldu Süleyman efendiye..”

Ama bu alayı  ben niye üzerime alayım ki? Benim ne adım Süleyman efendi ne de nasırım var! Benim sonbaharlarda üzerime çöken, beni ölü, kırık bir yaprak gibi yerlerde süründüren hüznüm var, hüznüm! Bana Neruda lazım. Onun yalnızlığı…

“Öyle kimsesiz kaldım ki
Öyle bomboş

Yapraklar ağladılar bana
Sonra, tıpkı bir gözyaşı gibi
Düştüler son yapraklar.”

Ah! Ne kadar Mevlana Celaleddin gibi “ ah “ a kızsam da onsuz da duramıyorum. Onu dağlara, taşlara, ölgün yapraklara vurasım geliyor! Ama “ah” sız bir gurbette olmaz, bunu biliyorum.
Yürüdükçe yapraklar çoğalıyor, artıyor,ayaklarıma ayaklarıma doğru yükseliyorlar. Sonbahar acımasız bir katil gibi hep peşimde...Ne beni duyduğu ne de bana acıdığı var! Neylemeli?
Ah, şimdi bir tren geçse buradan! Çocukluğumun uzun uzun ıslık çalan, beni alıp hayalimde özgürlüklere götüren treni... O ıslık çaldıkça ben peşinden koşsam...Ardımda gurbeti, ölgün yaprakları, sonbaharları bırakarak koşsam koşsam... Ve bilsem ki o trene ulaştığım noktada ülkem olsa! Başı belalı, yüreği yaralı ülkem! Ve ben başımı yüzüne koyduğumda bir ana gibi seslense bana... Nazım Hikmet’ in seslendiği gibi....

“Günler gitgide kısalıyor,

yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın? „

SAYFA BAŞI

Yazarın diğer yazıları:

SONBAHAR
BAĞIMSIZLIK RUHU
NERDEYDİN SEN  ZAKİR FAHRİ?
BAHTiYAR VAHAPZADE
UYUR İDİK UYARDILAR
GURBET VE ŞİİR
DÖNÜŞ
BÜYÜK YAZAR
Kutsal Anadolu Topraklarında
Size yakışıyor mu bay Giordano?
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Türk Don Juan'ı
Dedem Korkut  yom verecek
Dinle küçük adam!
Azerbaycan’da savaş edebiyatı
Tuna nehri akmam, diyor
Gül döksem yollarına
Bir dostun ölümü
Onlar söyledi biz de inandık!!!
Bir roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok acıtıyor değil mi?
Ağlama Ne Olursun?
İnsanlık öldü mü?
Balık Adam
Yüreği Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali ile Nino hala yaşıyor
Necla Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan Goytisolo
Ayna Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan mı gösterir?
Susmak mı bağırmak mı?

   
SAYFA BASI

Orhan Aras
KIRMIZI GÜL
Mahmut Aşkar
Ben ve Sen ve Sen!
Yakup Yurt
Kim ateşliyor bu fitili
Nuran Yelkenci
İlk Müslüman İş Kadını Hz. Hatice
Ayten Kılıçarslan
Yeni bir skandal!
Hidayet Kayaalp
Düşünmek farz mıdır?
Üzeyir Lokman Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Ozan Yusuf Polatoğlu
Beyaz Saray
Bembeyaz (!)
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Üniversite: Girmek mi, çıkmak mi zor
Şefik Kantar
Bayrak
Osman Seçmez
Herşey çok iyiye gidiyor derken...
Yılmaz Kuzucu
İnternet, gençlik ve biz
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemiz Sorunları ve TRT
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Atatürk-Türkeş ve Ülkücü Gençlik
Sebahattin Çelebi
Hüznümü, limanlara akıttım da geldim...
Halil Gülel
Kim ateşliyor bu fitili
M. Ali Aladağ
Çağdaş Yobazlar
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç