|
FİKİR
MEYDANI Orhan
Aras
|
|
|
ORARAS@aol.com
|
AZERBAYCAN’ DA SAVAŞ
EDEBİYATI
Savaş edebiyatı konusunda Batı’ da İkinci Dünya Savaşı’
ından sonra ki örneklere baktığımızda, kitaplara egemen olan
hususların yorgunluk ve bıkkınlık olduğunu görürüz.
Kaybedişlerden ve yokoluşlardan kaynaklanan eziklik,
suçluluk duygusu Savaş sonrası Batı edebiyatının ana
konularındandır. Ünlü Fransız yazarı ve filozofu Jean Paul
Sartre’ nin İkinci Dünya Savaş’ ından sonra kaleme aldığı
romanlarında bu durum apaçık kendini göstermektedir. Ayrıca
Savaş sonrası Batı edebiyatında Amerikalı Ernest Hemingway’
ın romanlarındaki güncel ve canlı hayatı çıkarırsak hemen
hemen hepsinde durgunluğun ve yenilginin getirdiği ve ne
yapacağını bilemeyen insanın mistik psiklojisinin ortaya
çıktığını da tesbit ederiz. Buna en güzel örnek şüphesiz
Almanya’ nın Nobel ödüllü yazarı Heinrich Böll’ ün ‘O Hiç
Birşey Demedi’ adlı eseridir. O romanda 2.Dünya Savaşı’ nın
getirdiği yıkımlarından sonra ruhuyla çökmüş, düşünceleri
darmadağın olmuş insanın ölgün gölgesini çok net bir
birçimde adım adım takip edebiliriz.
Bizde (Türkiye’ de) savaş sonrası eserler önceleri hep
‘Hatıra’ tarzındaydı. Özellikle savaş komutanlarının kalem
aldıkları eserlerde, savaşların bir komutanın gözlerinden
görünen tarafı okuyucuya ulaştırılmaya çalışılırdı.
İstiklal Savaşı sırasında kaleme alınmış eserlerin
içinde en canlıları Halide Edip Adıvar tarafından kaleme
alınmıştır. Büyük bir mücadele kadını olarak o dönemdeki
‘kurtuluş’ safhasında yerini alan Halide Edip, bizzat
Mustafa kemal Paşa’ nın yanında bulunmuş ve gözlemlerini
‘Türkün Ateşle İmtihanı, Vurun Kahbeye’ gibi eserleriyle
okuyucuya ulaştırmıştır.
O dönemin edebi açıdan en çok dikkati çeken eseri ise
yine o dönemin en kaliteli yazarlarından olan Yakup Kadri
Karaosmanoğlu tarafından yazılmıştır.Onun yazdığı ‘Yaban’
isimli romanda sadece savaşın acımasızlığını değil, o
dönemdeki Türk köylüsünün savaşa bakışı ile birlikte
cehaletle kaypaklığın yanyana duruşu ve Türk aydını ile Türk
köylüsü arasındaki uçurumun da derin tahilleri yapılmıştır.
Azerbaycan’ da bir savaş sonrası edebiyattan
bahsedilebilir mi? Bu durum bazılarına göre erken bir
‘beklenti’ dir. Bazılarına göre ise geç kalınmış bir
meseledir. Oysa savaşın üzerinden hemen hemen 15-16 yıl
geçmektedir ve acılar gittikçe zihinlerde daha soğukkanlı
bir değerlendirme yoluna girmeye başlamıştır.
Elime geçen bazı hikayelerde gördüğüm kadarıyla, savaş
göçmenlerinin yerleştikleri‘Çadır şehircikleri’nin
psikoljisini anlatan kısa metinlerin yanısıra , milli
duyguları, vatan toprağının önemini vurgulayan bazı edebi
eserler ağır ağır Azerbaycan edebiyatı sahasında da yerini
almaya başlamıştır. Savaşın beslediği kin ve düşmanlık
hisleri, ekonomik durgunluk, vatan toprağının
kaybedilişindeki suçluluk psikolojisi Azerbaycan insanın
yüreğinde yer ettiği gibi aydının kaleminde de yerini
almaması tabii ki normal olmayan bir durumdur.
Son dönemlerde elime geçen kitaplar arasında , hem
poltikacı hem gazeteci olan Aqil Abbas’
ın yazdığı ‘ ‘Çadırda Üzeyir Hacıbeyli
Doğamaz’ isimli eseri , bütün tezcanlılığına, heyecanına ve
eksikliklerine rağmen savaş edebiyatı alanında dikkati
çeken bir eserdir.
Aqil Abbas’ ın kaleminden, üslubundan da anlaşıldığı
gibi yazar bu eseri edebi bir kaygıdan çok vicdani ve milli
bir borç duygusuyla yazmıştır. Eserdeki yılgın, yorgun,
ateşli ‘Öğretmen’ aslında yazarın kendisinden başkası
değildir. Milli şuur sahibi ve derin tarih bilgisiyle
‘kaybetme’ nin, yenilmenin ne olduğunu bütün ruhuyla duyan
‘Öğretmen’i her yerde takip eden yazar, onun omuzlarına
sadece göçmenliği, göçmenliğin getirdiği kederleri,
dertleri, işssizliği, yabancılığı değil, gelecekle ilgili
planları ve yapması gereken görevleri de yüklemiştir.
Öğretmen’ le birlikte acılar çeken, Öğretmen’ le birlikte
öfkelenen, küfreden yazar, bazı yerlerde adıyla, Aqil Abbas
olarak da Öğretmen’ in karşısına çıkar. Bu üslup bize
tanıdık gelmektedir. Ahmet Mithad’ ın eserlerinde yazarın
kahramanla birlikte okuyucunun karşısına çıkması çok sık
rastlanan bir durumdur.
Yazarın üslubu Karabağ, Karabağ’ın en tarihi ve güzel
mekanlarından biri olan Şuşa insanın üslubudur. Dil oldukça
akıcı ve temizdir. Konuşma şekilleri, diyaloglar, hatta
küfürler bile ‘Şuşa’ dan zorla göçürülmüş bir insanın
isyancıl duruşundan ibarettir. Hatta eserin ismi ‘Çadırda
Üzeyir Hacıbeyli Doğulabilmez’ sözü bile Öğretmen tarafından
Cumhurbaşkanı’ na ulaştırılan bir itiraz hakırışıdır.
Azerbaycan’ daki bütün siyasi, iktisadi gelişmeler,
toplumdaki değişmeler ve dejenerasyon hep Öğretmen’ in
çevresinde dönmektedir. Bize mahsus kalın çizgiler ve
dışlanma gerekçeleri (Örneğin, Öğretmen’ e iş vererek
yardımcı olan kahveci Abbas’ ın bir zamanlar Halk Cephesi’
ne mensup olmasıyla suçlanması gibi) kitapta çok canlı bir
şekilde verilmiştir. Sovyetler Birliği’ nin etkisinin insan
ruhunda bıraktığı izler de akıcı bir üslupla yansıtılmıştır.
Bunlar, sürekli içkiye kurtuluş olarak sığınma, siyasilerden
korku ve çekingenlik, görevliler karşısında yalana başvurma
şeklinde görülebilir.
Öğretmen’ in bütün dünyası doğup büyüdüğü ,vatan için
talebeler yetiştirdiği Şuşa şehridir. Onun için Şuşa biraz
da Azerbaycan’ ın tarihi hafızası ve vatanın bütünlüğüdür.
Öğretmen’in orda, yani Şuşa’ da geçirdiği mutlu günler,
talebelerine anlattığı Şah İsmail’ ler, Cengiz Han’ lar,
Timur’ lar ve diğer milli, tarihi kahramanlar onun ruhunun
tamamlayıcı parçalarıdır ve bütün ruh dünyasını oluşturur.
Öyle ki, çadırda bir göçmen, bir savaş sürgünü olarak
yaşadığı yerde, tekrar öğretmenlik yapmak teklifi ile
karşılaştığında, bunu ‘Tarihi şuuruna’ dayanarak ve
talebelerin önünde küçük düşeceğini, ruh dünyasında at
koşturan kahramanlara saygısızlık olacağını düşünerek
reddeder ve kahvede çaycılık yapmayı tercih eder.
Öğretmenin bütün hayallerini kaybedilmiş toprakların
özlemi sarmıştır. Hatta arada bir nükseden hastalıklarının
bile Şuşa’daki çeşmelerin suyunda iyi olacağına
inanmaktadır. Dönüş hayali onun için vazgeçilmez, unutulmaz
ve uğrunda ölünesi bir duygudur. Dönüş içinse bütün
çözümlerin için de en ideali savaşla vatanı geri almaktır.
Bunun dışındaki bütün öneriler, ‘Ağızalara çalınmış bir
parmak bal’ dan başka birşey değildir. Bu nedenle yazarın ve
kahramanın bütün yönü kaybedilmiş vatanın yollarına
dönüktür. Oraya dönülmezse gelecekle ilgili bütün hayallerin
suya düşeceği ve hatta geleceğin yok olacağı
düşünülmektedir.
Öğretmen bütün tehlikeleri göze alarak yola çıkar.
Elindeki tek silahı oğlundan aldığı bir el bombasıdır.
Suskunluğu, nefreti ve heycanıyla yola düşen Öğretmen, doğup
büyüdüğü Malıbeyli köyüne gider. İlk uğradığı yer, yıllarca
ders verdiği okuldur. Okulun yıkılmış, dökülmüş, darmadağın
edilmiş binasını, sahipsizlikten otlara bürünmüş bahçesini
büyük bir kederle gözden geçirir. Bir zamanlar
öğrencilerinin sesleriyle cıvıl cıvıl olan sınıfta
yırtılmış, yerlere saçılmış Sabir’ in,Mirza
Celil’ in
resimlerinin parçalarını toplar ve ders verdiği günlerde
olduğu gibi Şah İsmail’i hatırlar.
Öğretmen’ in hatıralarında bir bıçak ucu gibi kendini
gösteren ihanet, onun hayatla ilgili bütün ümitlerini
yitirişinin de belirgin bir sınırıdır. İhaneti en üst
perdeden yaşamış bir insan için gidilecek en son yer
ihanetin gerçekleştiği yerden başka neresi olabilir ki?
Öğretmen’de öyle yapar. Evini yakan, hanımının elini
bilekten kesilemesine neden olan eski tanıdığı Aşot’u bulmak
ve ona ihanetinin acısını yaşatmak, kaybedilmiş yurdunun
intikamını almak Öğretmen için olmazsa olmaz bir duygudur.
Ve düşmanı Aşot, öğretmenin tek silahı olan el bombasının
hedefi olurken, gelecekte Karabağ’ da ortaya çıkacak bir
savaşın da habercisi gibidir.
Yazar Aqil Abbas’ ın bu eserinde öne çıkan en önemli
unsur vatan sevgisidir. Vatan sevgisi kitabın hemen hemen
her cümlesinde derinlemesine yer almıştır. Hikayenin
akışındaki eksiklikler, yapılmış üslup hataları belki de bu
sevginin coşkunluğundan ve heyecanından kaynaklanmıştır.
Türkiye Türkçesinde de yayınlanmış bu eserin Türkiye
okuyucusuna daha tanınmış bir yayınevi tarafından ve iyi bir
aktarma yapılmadan ulaştırılması bence bir kayıptır.
Azerbaycan’daki göçemenlerin durumunu, savaşın getirdiği
problemlerin ve yurtlarını kaybeden insanların
psikolojilerini Türkiye okuyucularının da öğrenmeleri
açısından ‘Çadırda Üzeyir Hacibeyli’ ler Doğamaz’ gibi
eserler mutlaka çok iyi bir yayın ve dağıtım poltikasıyla
Türkiye’ de de kitapçı vitrinlerinde yerlerini bulmalıdır.
Bu konuda çok ama çok geç kalınmıştır.
*Aqil Abbas, Çadırda Üzeyir Hacıbeyli Doğamaz, Aydınlar
Yayınları, Ankara (Yazar Aqil Abbas 1953 yılında Azerbaycan’
ın Boyat köyünde doğmuştur. Azerbaycan devlet Üniversitesini
bitirmiş, çeşitli gazetelerde yazarlık ve yöneticilik
yapmıştır. Kısa hikalerin
Mirza Celil, (1869-
1932)Azerbaycan’ lı yazar
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Azerbaycan’da
savaş edebiyatı
Tuna
nehri akmam, diyor
Gül
döksem yollarına
Bir
dostun ölümü
Onlar
söyledi biz de inandık!!!
Bir
roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi
Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok
acıtıyor değil mi?
Ağlama
Ne Olursun?
İnsanlık
öldü mü?
Balık
Adam
Yüreği
Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman
da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali
ile Nino hala yaşıyor
Necla
Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan
Goytisolo
Ayna
Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan
mı gösterir?
Susmak
mı bağırmak mı?
SAYFA
BASI
|