|
BAHTiYAR VAHAPZADE
Sadece Azerbaycan’ ın değil Türk dünyasının en büyük
şairlerinden biri olan Bahtiyar Vahapzade Bakü’ de vefat
etti. O, seksendört yıllık ömrüne binlerce şiir ve talebe
sığdıran büyük bir istidattı.
Onu ben , daha doğrusu onun şiirini Türkiye’ de öğrenciliğim
sırasında tanımıştım. Sağ- sol çatışmalarının en yüksek
düzeyde yaşandığı yatılı okulumuzda Sovyetler Birliği’ inde
yaşayan Türklerin asimile olup olmadıkları tartışılıyordu.
Kimi öğrenci arkadaşlar 70 yıllık bir sosyalist geçmişten ve
baskılardan sonra dinin ve dilin yok olup gittiğini iddia
ediyorlardı. Sanki bana hakaret ediliyormuş hissi ile
şiddetle bunun aksini savunuyordum. ‘Dinimiz, dilimiz ve
kültürümüz hala yaşatılıyor,’ diye bas bas bağırıyordum.
Çok geçmeden de Türk Edebiyatı dergisinin bir sayısı
imdadıma yetişmiş ve beni arkadaşların arasında haklı
çıkarmıştı. O dergide merhum Vahapzade’ nin bir şiiri vardı:
‘Ateş öz özünden yanmır
Yanırsa yandıran var!
Hiç bir şey öz özünden yaranmır
Yaranmışsa Yaradan var!’
Allah’ ım o şiire nasıl da sevinmiştim! Aylarca o şiirin
yazılı olduğu sayfayı cebimde gezdirmiş ve her tartışmada
çıkarıp çıkarıp göstermiştim.
Sonra o heyecanlı halim ve acemi edebiyatçılığımla korka
korka ona mektuplar yazmıştım. Mektupların ona ulaşıp
ulaşmayacağını da bilmiyordum. Ama yazıyordum. Bir gün
okulun postacısı bana üzerinde garip harflerin yazılı olduğu
bir zarf getirdi. Zarfı duyan, gören her talebe arkadaşım
yanıma koştu. Herkes merak içindeydi. Üzerindeki yazıları
Yunan yazısına benzetmiştik ama sonradan bunu Rus kiril
harfleri olduğunu öğrendik. Mektup Bahtiyar Vahapzade’
dendi.O mektubu benimle birlikte 400 kişilik bütün okul
okudu.Kısa ama özenle yazılmış bir mektuptu. Bana, yazdığım
sözlerden dolayı iltifatlar ediyor, ana dilimizi iyi
öğrenmemi ve iyi kullanmamı tavsiye ediyordu.
Sonralar aramızda bir sürü mektuplar gitti geldi.Ama o ilk
mektubun heyecanını ve gururunu asla unutmadım.
20 Ocak 1990 yılında Azerbaycan, güya ‘kardeş millet’ olan
Rus ordusu tarafından şiddetli bir saldırıya maruz kaldı.
Yüzlerce insan tankların önünde ezildi. Azerbaycan’ a gönül
bağı ile bağlı olan bizim gibi insanlar çaresizlikten ne
yapacaklarını bilemediler. Acı büyüktü. Gözlerimiz yine
Azerbaycan’ ın bu büyük oğlunu arıyordu. Çok geçmeden onun
yiğit ve gür sesi kulaklarımıza ulaştı:
Namert güllesine kurban giderken
Gözünü sabaha dikti şehitler!
Üç renkli bayrağı öz renkleriyle
Vatan toprağına çekti şehitler!
1990 yılının o karanlık günlerinden kısa bir süre sonra
Azerbaycan’ a gitmek nasip oldu. Evinde misafir olduğum
Sabir Rüstemhanlı’ dan Üstadla görüşmenin mümkün olup
olmayacağını sordum. Sabir bey telefonla Üstadı aradı ve
Teze Pir Camisinde bir randevu ayarladı. Beraberce gittik.
Onu görür görmez çok heyecanlandım ve ellerine sarıldım.
Sonra ikimiz bir köşeye çekilip uzun bir sohbete daldık.
Benim o çocuksu bir heyecanla yazılmış mektuplarımı
hatırladığını söyledi, çok sevindim.
B. Vahapzade çok yönlü bir şairdi. Onun şiirlerinde klasik
bir hava olsa da şiire yeni bir ses, yeni bir hava
getirmişti. Dilimizin bütün renklerini, makamlarını onun
şiirlerinde görmek mümkündür.Sevgiyi, imanı, vatanı,
milleti, tarihi birbiriyle kaynaştırmıştı şiirlerinde.
Sevgiliye yazılmış bir aşk şiirinde de bile onun imanından
izler görürdünüz.
En Allah’ sız dönemlerde bile Allah’ ı büyük bir imanla
terennüm etmişti.
‘İnsan, tepeden tırnağa sen arzu- dileksin
Nefsinde doyumsuz, fakat aşkında meleksin
Zulmün yüzüne hakk denilen silleyi çeksen
Sillende mühürlenmiş o gayrettedir Allah!’
İmanı büyüktü. İmanını ailesinden aldığını söylüyordu. Daha
küçücükken
Gök gürlemesinden korkarak anasının kucağına sığınır ve
anasına gök gürlemesinin ne olduğunu sorar.
Anası o temiz inancıyla,’ Oğlum, korkma melekler gökte at
koşturuyorlar!’ der.
Vahpzade çok sonraları bunları hatırladığında, ‘Allah’ ım
bu ne kadar güzel bir sözdü, gökte at koşturan melekleri
hayal gözümle gördüm ve rahatladım’ diye yazacaktı.
O, Azerbaycan’ ın en güzel, dağlık ve ormanlık bölgelerinden
Şeki’ de dünyaya gelmiştir.Onun kendi ifadesiyle, ‘Baştan
başa palamut, karaağaç, fıstık, ıhlamur ağaçlarıyla dolu’
Şeki’ de ailesi odunculuk yaparak yaşamaya çalışır. Ama
Bolşevik hainlerin Şeki’ de estirdiği terör nedeniyle onlar
ailece Bakü’ ye göç ederler.
Çocuk Vahapzade Bakü’de yapayalnızdır. Bilmediği, tanımadığı
bir muhit, mektepte bile hüküm süren haksızlıklar, baskı ve
öğrenmek zorunda olduğu Rusçanın zorluğu onu ümitsizliğe
sevk eder. Ama ailesinin, özellikle anasının sımsıcak
şefkati, merhameti, bitip tükenmeyen sevgisi onu bütün
tehlikelerin ve zorlukların içinden çekip çıkarır. Üstad,
çocukluğunu, dedesini, amcalarını; evde hüküm süren müslüman
Türk geleneğinin getirdiği saygı,sevgi, hürmet ve birliği
sonraki anlatımlarında büyük bir hasretle yad eder.
Üstad Bahtıyar Vahapzade şairliği, hocalığı, yüreğinde
büyüttüğü milliliği ile büyük bir insandır. Ama onun esas
büyüklüğünü ortaya koyan yanı onun halkının bütün
özelliklerini her dönemde hem şahsiyetinde hem de sanatında
yaşatmasıdır.Sovyet döneminde yapılan propogandalar,
kozmopoltleşme ve yabancılaşma karşısında bir duvar gibi
durmaktan çekinmez. Sürekşi putlaşıtırılan şahsiyetlerden
intikamını şiirleriyle alır:
Ebedini dünyada ben ebedi sanmadım
Bir ateşe tutuştum, bin ateşe yanmadım
Putlar ve geldi ve gitti birine inanmadım
Niye inanmalıyım? Axı dünya fırlanır! (Dünya dönüyor)
Onun şiirinde Yunus Emre’ nin çoşkunluğu, Mevlana’ nın
höşgörüsü ve Köroğlu’ nun başkaldırışı, isyanı yanyanaydı.
Onunla sohbetlerimizin birinde bana şiirinin hangi köklerden
geldiğini şöyle anlatmıştı:
‘Ben hep bir Mevlana aşığı oldum. İnanın Mevlana’ yı cümle
cümle mütalaa edebilirim.Onunla birlikte Yunus Emre’ ye de
vurgunumdur. Onun, ‘ Bir ben vardır bende, benden içeri, ‘
sözü benim hayat programım olmuştur.’
Üstad Azerbaycan’ ın manevi bakımdan en kurak bırakıldığı
dönemde yetişmiş bir milli çınardı.Onu bir makale
çerçevesinde anlatmak asla mümkün değildir.O ciltlerce
kitaplara sığacak bir şahsiyetti. Onun insanın köküyle
ilgili bir şiiri benim hep yolumu aydınlatmıştır.
Kökü var ağacın da taşın da
İnsansa kökünü gezdirir başında..
Köksüzlüğe, ruhsuzluğa, maneviyatını şeytanlara satan
haramzadelere ne güzel bir cevaptır bu şiir!
O aynı zamanda büyük bir Türkiye sevdalısıydı. Çocukluğundan
beri Türkiye diye yüreğinin attığını söylerdi. Bir dönem bazı
beyinsizlerin Türkiye’ yi ve Türkçeyi yok saymak istedikleri
anda ‘Bizim Türkiye’ den başka Kimimiz Var?’ isimli çok
harika bir makale yazmıştı. Makale bir tokat gibiydi.O
utanmaz ve köksüz yüzler kızarmış mıydı bilmiyorum.
Acımız tazedir. Onu genç kuşaklara anlatmak, onun şiirinden,
hayat görüşünden, imanından dersler çıkarmak bizlerin
boynunun borcudur.
Rabbim rahmetini bu büyük şairden esirgemesin.
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
BAHTiYAR
VAHAPZADE
UYUR
İDİK UYARDILAR
GURBET
VE ŞİİR
DÖNÜŞ
BÜYÜK
YAZAR
Kutsal
Anadolu Topraklarında
Size
yakışıyor mu bay Giordano?
Bir
Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Türk
Don Juan'ı
Dedem
Korkut yom verecek
Dinle
küçük adam!
Azerbaycan’da
savaş edebiyatı
Tuna
nehri akmam, diyor
Gül
döksem yollarına
Bir
dostun ölümü
Onlar
söyledi biz de inandık!!!
Bir
roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi
Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok
acıtıyor değil mi?
Ağlama
Ne Olursun?
İnsanlık
öldü mü?
Balık
Adam
Yüreği
Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman
da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali
ile Nino hala yaşıyor
Necla
Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan
Goytisolo
Ayna
Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan
mı gösterir?
Susmak
mı bağırmak mı?
SAYFA
BASI
|