A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  FİKİR MEYDANI

              Orhan Aras  

 

ORARAS@aol.com


BAHTiYAR VAHAPZADE

Sadece Azerbaycan’ ın değil Türk dünyasının en büyük şairlerinden biri olan Bahtiyar Vahapzade Bakü’ de vefat etti. O, seksendört yıllık  ömrüne binlerce şiir ve talebe sığdıran büyük bir istidattı.

Onu ben , daha doğrusu onun şiirini Türkiye’ de öğrenciliğim sırasında tanımıştım. Sağ- sol çatışmalarının en yüksek düzeyde yaşandığı yatılı okulumuzda Sovyetler Birliği’ inde yaşayan Türklerin asimile olup olmadıkları tartışılıyordu. Kimi öğrenci arkadaşlar 70 yıllık bir sosyalist geçmişten ve baskılardan sonra dinin ve dilin yok olup gittiğini iddia ediyorlardı. Sanki bana hakaret ediliyormuş hissi ile şiddetle bunun aksini savunuyordum. ‘Dinimiz, dilimiz ve kültürümüz hala yaşatılıyor,’ diye bas bas bağırıyordum.

Çok geçmeden de Türk Edebiyatı dergisinin bir sayısı imdadıma yetişmiş ve beni arkadaşların arasında haklı çıkarmıştı. O dergide merhum Vahapzade’ nin bir şiiri vardı:

‘Ateş öz özünden yanmır
Yanırsa yandıran var!
Hiç bir şey öz özünden yaranmır
Yaranmışsa Yaradan var!’

Allah’ ım o şiire nasıl da sevinmiştim! Aylarca o şiirin yazılı olduğu sayfayı cebimde gezdirmiş ve her tartışmada çıkarıp çıkarıp göstermiştim.

Sonra o heyecanlı halim ve acemi edebiyatçılığımla korka korka ona mektuplar yazmıştım. Mektupların ona ulaşıp ulaşmayacağını da bilmiyordum. Ama yazıyordum. Bir gün okulun postacısı bana üzerinde garip harflerin yazılı olduğu bir zarf getirdi. Zarfı duyan, gören her talebe arkadaşım yanıma koştu. Herkes merak içindeydi. Üzerindeki yazıları Yunan yazısına benzetmiştik ama sonradan bunu Rus kiril harfleri olduğunu öğrendik. Mektup Bahtiyar Vahapzade’ dendi.O mektubu benimle birlikte 400 kişilik bütün okul okudu.Kısa ama özenle yazılmış bir mektuptu. Bana, yazdığım sözlerden dolayı iltifatlar ediyor, ana dilimizi iyi öğrenmemi ve iyi kullanmamı tavsiye ediyordu.

Sonralar aramızda bir sürü mektuplar gitti geldi.Ama o ilk mektubun heyecanını ve gururunu asla unutmadım.

20 Ocak 1990 yılında Azerbaycan, güya ‘kardeş millet’  olan Rus ordusu tarafından şiddetli bir saldırıya maruz kaldı. Yüzlerce insan tankların önünde ezildi. Azerbaycan’ a gönül bağı ile bağlı olan bizim gibi insanlar çaresizlikten ne yapacaklarını bilemediler. Acı büyüktü. Gözlerimiz yine Azerbaycan’ ın bu büyük oğlunu arıyordu. Çok geçmeden onun yiğit ve gür sesi kulaklarımıza ulaştı:

Namert güllesine kurban giderken
Gözünü sabaha dikti şehitler!
Üç renkli bayrağı öz renkleriyle
Vatan toprağına çekti şehitler!

1990 yılının o karanlık günlerinden kısa bir süre sonra Azerbaycan’ a gitmek nasip oldu. Evinde misafir olduğum Sabir Rüstemhanlı’ dan Üstadla görüşmenin mümkün olup olmayacağını sordum. Sabir bey telefonla Üstadı aradı ve Teze Pir Camisinde bir randevu ayarladı. Beraberce gittik. Onu görür görmez çok heyecanlandım ve ellerine sarıldım. Sonra ikimiz bir köşeye çekilip uzun bir sohbete daldık. Benim o çocuksu bir heyecanla yazılmış mektuplarımı hatırladığını söyledi, çok sevindim.

B. Vahapzade çok yönlü bir şairdi. Onun şiirlerinde klasik bir hava olsa da şiire yeni bir ses, yeni bir hava getirmişti. Dilimizin bütün renklerini, makamlarını onun şiirlerinde görmek mümkündür.Sevgiyi, imanı, vatanı, milleti, tarihi birbiriyle kaynaştırmıştı şiirlerinde. Sevgiliye yazılmış bir aşk şiirinde de bile onun imanından izler görürdünüz.

En Allah’ sız dönemlerde bile Allah’ ı büyük bir imanla terennüm etmişti.

‘İnsan, tepeden tırnağa sen arzu- dileksin
Nefsinde doyumsuz, fakat aşkında meleksin
Zulmün yüzüne hakk denilen silleyi çeksen
Sillende mühürlenmiş o gayrettedir Allah!’

İmanı büyüktü. İmanını ailesinden aldığını söylüyordu. Daha küçücükken
Gök gürlemesinden korkarak anasının kucağına sığınır ve anasına gök gürlemesinin ne olduğunu sorar.
Anası o temiz inancıyla,’ Oğlum, korkma melekler gökte at koşturuyorlar!’ der.

Vahpzade çok sonraları bunları hatırladığında,  ‘Allah’ ım bu ne kadar güzel bir sözdü, gökte at koşturan melekleri hayal gözümle gördüm ve rahatladım’ diye yazacaktı.

O, Azerbaycan’ ın en güzel, dağlık ve ormanlık bölgelerinden Şeki’ de dünyaya gelmiştir.Onun kendi ifadesiyle, ‘Baştan başa palamut, karaağaç, fıstık, ıhlamur ağaçlarıyla dolu’ Şeki’ de ailesi odunculuk yaparak yaşamaya çalışır. Ama Bolşevik hainlerin Şeki’ de estirdiği terör nedeniyle onlar ailece Bakü’ ye göç ederler.

Çocuk Vahapzade Bakü’de yapayalnızdır. Bilmediği, tanımadığı bir muhit, mektepte bile hüküm süren haksızlıklar, baskı ve öğrenmek zorunda olduğu Rusçanın zorluğu onu ümitsizliğe sevk eder. Ama ailesinin, özellikle anasının sımsıcak şefkati, merhameti, bitip tükenmeyen sevgisi onu bütün tehlikelerin ve zorlukların içinden çekip çıkarır. Üstad, çocukluğunu, dedesini, amcalarını; evde hüküm süren müslüman Türk geleneğinin getirdiği saygı,sevgi, hürmet ve birliği sonraki anlatımlarında büyük bir hasretle yad eder.

Üstad Bahtıyar Vahapzade şairliği, hocalığı, yüreğinde büyüttüğü milliliği ile büyük bir insandır. Ama onun esas büyüklüğünü ortaya koyan yanı onun halkının bütün özelliklerini her dönemde hem şahsiyetinde hem de sanatında yaşatmasıdır.Sovyet döneminde yapılan propogandalar, kozmopoltleşme ve yabancılaşma karşısında bir duvar gibi durmaktan çekinmez. Sürekşi putlaşıtırılan şahsiyetlerden intikamını şiirleriyle alır:

Ebedini dünyada ben ebedi sanmadım
Bir ateşe tutuştum, bin ateşe yanmadım
Putlar ve geldi ve gitti birine inanmadım
Niye inanmalıyım? Axı dünya fırlanır! (Dünya dönüyor)

Onun şiirinde Yunus Emre’ nin çoşkunluğu, Mevlana’ nın höşgörüsü ve Köroğlu’ nun başkaldırışı, isyanı yanyanaydı.

Onunla sohbetlerimizin birinde bana şiirinin hangi köklerden geldiğini şöyle anlatmıştı:

‘Ben hep bir Mevlana aşığı oldum. İnanın Mevlana’ yı cümle cümle mütalaa edebilirim.Onunla birlikte Yunus Emre’ ye de vurgunumdur. Onun, ‘ Bir ben vardır bende, benden içeri, ‘ sözü benim hayat programım olmuştur.’

Üstad Azerbaycan’ ın manevi bakımdan en kurak bırakıldığı dönemde yetişmiş bir milli çınardı.Onu bir makale çerçevesinde anlatmak asla mümkün değildir.O ciltlerce kitaplara sığacak bir şahsiyetti. Onun insanın köküyle ilgili bir şiiri benim hep yolumu aydınlatmıştır.

Kökü var ağacın da taşın da
İnsansa kökünü gezdirir başında..

Köksüzlüğe, ruhsuzluğa, maneviyatını şeytanlara satan haramzadelere ne güzel bir cevaptır bu şiir!

O aynı zamanda büyük bir Türkiye sevdalısıydı. Çocukluğundan
 beri Türkiye diye yüreğinin attığını söylerdi. Bir dönem bazı beyinsizlerin Türkiye’ yi ve Türkçeyi yok saymak istedikleri anda ‘Bizim Türkiye’ den başka Kimimiz Var?’ isimli çok harika bir makale yazmıştı. Makale bir tokat gibiydi.O utanmaz ve köksüz yüzler kızarmış mıydı bilmiyorum.

Acımız tazedir. Onu genç kuşaklara anlatmak, onun şiirinden, hayat görüşünden, imanından dersler çıkarmak bizlerin boynunun borcudur.

Rabbim rahmetini bu büyük şairden esirgemesin.


SAYFA BAŞI

Yazarın diğer yazıları:

BAHTiYAR VAHAPZADE
UYUR İDİK UYARDILAR
GURBET VE ŞİİR
DÖNÜŞ
BÜYÜK YAZAR
Kutsal Anadolu Topraklarında
Size yakışıyor mu bay Giordano?
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Türk Don Juan'ı
Dedem Korkut  yom verecek
Dinle küçük adam!
Azerbaycan’da savaş edebiyatı
Tuna nehri akmam, diyor
Gül döksem yollarına
Bir dostun ölümü
Onlar söyledi biz de inandık!!!
Bir roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok acıtıyor değil mi?
Ağlama Ne Olursun?
İnsanlık öldü mü?
Balık Adam
Yüreği Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali ile Nino hala yaşıyor
Necla Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan Goytisolo
Ayna Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan mı gösterir?
Susmak mı bağırmak mı?

   
SAYFA BASI

Orhan Aras
BAHTiYAR VAHAPZADE
Mahmut Aşkar
Ben ve Sen ve Sen!
Yakup Yurt
Kim ateşliyor bu fitili
Nuran Yelkenci
İlk Müslüman İş Kadını Hz. Hatice
Ayten Kılıçarslan
Yeni bir skandal!
Hidayet Kayaalp
Düşünmek farz mıdır?
Üzeyir Lokman Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Ozan Yusuf Polatoğlu
Beyaz Saray
Bembeyaz (!)
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Üniversite: Girmek mi, çıkmak mi zor
Şefik Kantar
Bayrak
Osman Seçmez
Herşey çok iyiye gidiyor derken...
Yılmaz Kuzucu
İnternet, gençlik ve biz
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemiz Sorunları ve TRT
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Atatürk-Türkeş ve Ülkücü Gençlik
Sebahattin Çelebi
Hüznümü, limanlara akıttım da geldim...
Halil Gülel
Kim ateşliyor bu fitili
M. Ali Aladağ
Çağdaş Yobazlar
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç