A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  FİKİR MEYDANI

              Orhan Aras  

 

ORARAS@aol.com



BAĞIMSIZLIK RUHU


Mayıs ayının bana hatırlattığı o kadar olay var ki... Evdeki üç diplomamdan ikisi mayıs ayında alınmış. Mayıs ayında ilk kitabım yayınlanmış.Sonra Mayıs’ ın bir Cuma gününde babam vefat etmiş.
Türkiye’ de okurken talebe olarak on defadan fazla 19 mayıs törenlerine katılmıştım.
Bilindiği gibi Mayıs’ ın 19’ u Türkiye için en büyük bayramlardan biri. Çünkü Atatürk 19 Mayıs’ da Anadolu’ yu kurtarmak için Samsun şehrine gitmiş ve o günü de Türk gençliğine armağan etmiş. O nedenle 19 Mayıs’ da her Türk genci yeniden kurtuluşun, bağımsız olmanın sevincini ve gururunu yaşar.
Mayıs ayı biz Azerbaycan’ lılar için de çok önemli bir aydır.
28 Mayıs 1918’ de İslam dünyasının ilk demokratik ve modern cumhuriyetini Azerbaycan’ lılar kurmuşlardır.Tabii ki her mayıs geldiğinde M. E. Resulzade, arkadaşlarını ve ayrıca Azerbaycan Milli Marşı’ nın sözlerini yazan içli şair Ahmed Cevad Ahundzade’ yi hatırlarım. Ahunzade’ nin kollarının bağlı olduğu dönemde yazdığı şiirler hem beni hem de mayısları ağlatır:
Men her gelen bir mayısta
Pek çok ümitler bağlaram
Her gelecek nisan üçün
Mayıs ağlar, men ağlaram.
Mayıs geldiğinde 28 Mayıs’ ın ümidini , her nisan geldiğinde de işgalci Rus ordusunun kederini yüreğinde hisseden Ahmed Cevad gibi yiğit, duygulu, vatanını canından çok seven azizlerimiz sanki kanatlı atlara binip bizleri terk ettiler.Ama şükür ki onların fikirleri, idealleri ve bağımsızlık ruhu hala Azerbaycan  gençliğinin yüreğinde dipdiri yaşamaktadır. O Cumhuriyetin banisi Resulzade”nin, ‘ Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez sözü’ öylesine söylenmiş bir söz değildi ve aradan yetmiş yıl geçtikten sonra Azerbaycan gençliği onu haksız çıkarmayarak, onun sözünü bir emir olarak kabul ederek o bayrağı yeniden Azerbaycanın semaların dikti.
Bu yılın Mayıs’ ını geçmişteki mayıslarda da olduğu gibi dolu dolu geçirmeye çalıştım.
Almanya’ ya bahar yeni yeni geliyordu.Çiçekler açmış, tabiat canlanmıştı ama hala paltolarımızı giyiyor, yağmurdan korunmak için şemsiyelerimizi yanımızda taşıyorduk. Mayısın son haftasına girerken bir ana yüzü gibi gözlerimizi öpen güneş ve ısınan hava, soğuktan bıkmış Almanları olduğu gibi beni de evden dışarıya attı. Yaşadığım küçücük köyden bir süre uzaklaştım ve kendimi biraz olsun vatanda hissetmek için Köln’ e gittim. Tarihi Dom kilisesi ile meşhur ve Romalıların Ren Nehri kıyısına kurmuş oldukları bu şehirde binlerce Türk yaşıyor. Öyle caddeleri var ki gezdiğinizde kendinizi Türkiye’ deymişcesine hissediyorsunuz. Sultan kuyumcusundan, Mevlana restoranına, istanbul fırınından, vatan marketine kadar Türkler adeta Türkiyeyi  buraya taşımışlar. İyi ki de taşımışlar. Yoksa benim gibi hala yaşadığı yere alışamamış 20 yıllık gurbetçi biri buralarda nasıl yaşayabilirdi.
Köln’ de uzun yıllardan beridir Azerbaycan’ nın ve kendi kimliğimizin temsilcileri olan Dr. Kulem Arslan ve işadamı Behçet Pamuk’ la görüştük. 28 Mayıs Bağımsızlık Günü için bir şeyler yapmak istiyorduk.
Azerbaycan’ dan Prof.Dr. Cingiz Abdullayev, Moskova’ dan da Prof. Dr. Bella Musayeva Almanya’ da idiler. Cengiz bey aynı zamana Azerbaycan - Almanya Dostluk Derneği Başkanıdır. Bu yüzden sık sık Almanya’ ya geliyor. Cengiz Abdullayev yazdığı Almanca kitaplar, çıkardığı Leyli isimli dergi ve düzenlediği toplantılarla Almanya’ da bir hayli tanınıyor. Ben bu kadar yıldır Almanya’ da olmama rağmen onun Almanya’ daki tanıdıklarını duydukça doğrusu hayret ettim.
Prof. Bella Musayeva hanımı doğrusu önceden iyi tanımıyordum.
Tesadüfen onun bir kaç talebesi ile tanıştım ve Moskova’ da Rus gençlerine güzel dilimizi nasıl bir çalışkanlıkla öğrettiğinin şahidi oldum.Gencecik Rus kızlarının okudukları Samed Vurgun şiirlerini, sonra Molla Penah Vagif’ den bestelenmiş ‘Turnalar’ mahnısını duyduğumda kulaklarıma inanamadım.Demek ki çaba gösterdin mi, gönülden çalıştın mı herşey oluyormuş.Bella hanım gibi çalışkan ve kendi dilinin aşığı hocaları Moskova gibi şehirlere gönderen Kemal Abdulla gibi üniversite rektörlerini de  tebrik etmek gerekiyor.
Köln’ deki arkadaşlarla 28 Mayıs’ ı, Azerbaycan’ ı ve kültürümüzü tanıtmak için bir televizyon proğramı hazırlamayı kararlaştırdık. Çünkü çağımızın en etkili silahı medya idi ve biz de yapacağımız işler dört duvar arasında kalsın istemiyorduk.
Güneşli bir pazar günü  Köln’ den Duisburg’ a gittik. Köln’ le Duisburg arası 70 kilometredir. Yollar geniş, ferahlı ve etrafı yemyeşildir. Yolda sürekli ülkemizden, ülkemizin geleceğinden, ümitlerimizden, gençlerimizden ve geçmişimizden konuştuk.Kendi gönlümüze ayna tutmak, kendi kendimizi tanımaya çalışmak, zayıflıklarımızı, yanlışlarımızı tesbit etmek, güzelliklerimizle sevinmek çok güzel anlardı. Duisburg  da Köln gibi Kuzey Vestfalen eyaletinde büyük bir sanayi şehridir.Etrafındaki fabrikalarda çalışan binlerce işçi hafta sonları Duisburg’ un ortasından geçen Ren nehrinin sahilindeki kahvelerde oturarak hem kahvelerini içiyor, hem de yorgunluklarını gideriyorlar. Ayrıca Duisburg çok önemli bir tarihi yer olmasının yanısıra meşhur Alman şairi Heinrich Heine’ nın da gençliğinde yaşadığı bir şehirdir.Cengiz bey ve Bella hanımla Heinrich Heine’ nın yaşadığı evin önünden geçerken onun meşhur Lorelay şiiri dilimden döküldü ve  o şiirdeki aşkı, tabiatın gücünü içimde yeniden duyumsadım.
Almanya’ ya 1959 yılından itibaren gelmeye başlayan Türklerin çoğu o dönemde Türkiye’ de işsiz ve mesleksiz insanlardı. Çoğunun da okuma yazması yoktu. Ama bu okuması yazması olmayan insanlar burada çok kısa zamanda Almanya’ nın kalkınmasına büyük katkılarda bulundular ve ailelerini de buraya getirerek Almanya’ ya yeni bir renk kattılar. Onların çocukları en güzel üniversitelerde okudular ve Almanya’ da en üst görevlere geldiler.Bu insanlardan biri de benim değerli dostum Ali Paşa Akbaş’ dır. Bir işçi çocuğunun Avrupa’ nın ortasında büyük bir televizyon kanalına sahip olması gurur verici bir durumdur. Evet, Ali Akbaş ‘Türk Sat’  üzerinden dünyanın her tarafına yayın yapan Kanal Avrupa’ nın sahibidir.
Ali bey bizi Kanal Avrupa’ nın stüdyosunda büyük bir ilgi ve alaka ile karşıladı.Trabzonlu bu insanın Azerbaycan ve Türk dünyasına gönülden bağlığı anlatılır gibi değil. Oraya bizden başka yine dostum Mehmet Irmak, siyaset bilimcisi Adem Umay, Güne Azerbaycan’ lı Türkolog Işık ufuk gelmişti.Avrupa saati ile saat 16.30’ da stüdyoya girdik. Proğram canlı verilecekti.
Azerbaycan adını duyan Duisburg’ daki Azerbaycan sevdalıları ellerinde bayraklarla stüdyoyu doldurmuşlardı. Proğram başladığında hepimizi heyecan içindeydik.
Proğramda Azerbaycan tarihinden, kültüründen bahsettik. Özellikle Prof. Cengiz Abdullayev’ in Azerbaycan’ la ilgili anlattıkları gönüllerimize su serpti. Ümitlendik, sevindik. Bella hanımın Moskova’ dan getirdiği görüntüleri izleyen izleyeciler çok heyecanlandılar. Benim önceden gördüğüm Moskova’ daki Rus talebelerinin 28 Mayıs için yaptıkları proğramların televizyon ekranına yansıması çok ilginç sahneler yarattı.O sahneleri Kanal Avrupa televizyonda yönetmenlik yapan Tarıyel beyin daha profesyonelce hazırlaması ve sunması proğramı çok canlı bir hale getirdi.
 Türkiye’ den, Iğdır Üniversitesi hocalarından Turgut Öcal bey proğrama telefonla katıldı ve bizleri Iğdır’ dada büyük bir sevinçle izlediklerini, Türkiye’ deki bu küçük Azerbaycan şehrinin Azerbaycan’ a olan gönül bağlarından söz etti.Oradaki hasreti, coşkuyu o güzel üslubu ile anlatırken stüdyodaki izleyiciler Turgut Hoca’ yı büyük bir coşku ile alkışladılar. Turgut Hoca’ dan sonra Ankara’ da görev yapan ve Türkiye Radyo ve Televizyonu’ nun Azerbaycan Bölümü başkanı Seyfettin Altaylı proğrama telefonla katıldı ve daha çok Güney Azerbaycan üzerine konuştu.
Bir televizyon proğramda  tabii ki herşeyi konuşmak mümkün değildir. Ama Adem Umay gibi genç bir araştırmacının Azerbaycan tarihinden örnekler sunması, Mehmet Irmak bey engin tecrübelerine dayanarak yurt dışında Azerbaycan’ la ilgili çalışmaların önemini vurgulaması, Prof. Cengiz Abdullayev’ in Bakü’ den adeta bizlere ümit ve güç getirmesi, Prof. Bella Musayeva hanımın Moskova’ dan ana dilimizin sıcaklığını ruhlarımıza aktarması ve türkolog Işık ufuk beyin Güney Azerbaycan’ ın garipliğini yeniden dillendirmesi hepimize tam bir Azerbaycan festivalı yaşattı.
Proğram bittiğinde hepimiz Azerbaycan doluyduk. Dili dilimizde, sevinci yüreklerimizde, hasreti dudaklarımızda ve geleceğinin aydınlığı da gözlerimizdeydi.
Dostlarla ayrılırken önümüzde sanki üç renkli bir bayrak dalgalanıyordu. Ne demişti atamız
Resulzade ?
Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!
Bu bayrak kıyamete kadar başımızın üzerinde dalgalanacak bundan eminiz artık.

SAYFA BAŞI

Yazarın diğer yazıları:

BAĞIMSIZLIK RUHU
NERDEYDİN SEN  ZAKİR FAHRİ?
BAHTiYAR VAHAPZADE
UYUR İDİK UYARDILAR
GURBET VE ŞİİR
DÖNÜŞ
BÜYÜK YAZAR
Kutsal Anadolu Topraklarında
Size yakışıyor mu bay Giordano?
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Türk Don Juan'ı
Dedem Korkut  yom verecek
Dinle küçük adam!
Azerbaycan’da savaş edebiyatı
Tuna nehri akmam, diyor
Gül döksem yollarına
Bir dostun ölümü
Onlar söyledi biz de inandık!!!
Bir roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok acıtıyor değil mi?
Ağlama Ne Olursun?
İnsanlık öldü mü?
Balık Adam
Yüreği Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali ile Nino hala yaşıyor
Necla Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan Goytisolo
Ayna Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan mı gösterir?
Susmak mı bağırmak mı?

   
SAYFA BASI

Orhan Aras
KIRMIZI GÜL
Mahmut Aşkar
Ben ve Sen ve Sen!
Yakup Yurt
Kim ateşliyor bu fitili
Nuran Yelkenci
İlk Müslüman İş Kadını Hz. Hatice
Ayten Kılıçarslan
Yeni bir skandal!
Hidayet Kayaalp
Düşünmek farz mıdır?
Üzeyir Lokman Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Ozan Yusuf Polatoğlu
Beyaz Saray
Bembeyaz (!)
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Üniversite: Girmek mi, çıkmak mi zor
Şefik Kantar
Bayrak
Osman Seçmez
Herşey çok iyiye gidiyor derken...
Yılmaz Kuzucu
İnternet, gençlik ve biz
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemiz Sorunları ve TRT
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Atatürk-Türkeş ve Ülkücü Gençlik
Sebahattin Çelebi
Hüznümü, limanlara akıttım da geldim...
Halil Gülel
Kim ateşliyor bu fitili
M. Ali Aladağ
Çağdaş Yobazlar
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç