|
BAĞIMSIZLIK RUHU
Mayıs ayının bana hatırlattığı o kadar olay var ki... Evdeki
üç diplomamdan ikisi mayıs ayında alınmış. Mayıs ayında ilk
kitabım yayınlanmış.Sonra Mayıs’ ın bir Cuma gününde babam
vefat etmiş.
Türkiye’ de okurken talebe olarak on defadan fazla 19 mayıs
törenlerine katılmıştım.
Bilindiği gibi Mayıs’ ın 19’ u Türkiye için en büyük
bayramlardan biri.
Çünkü Atatürk 19 Mayıs’ da Anadolu’ yu kurtarmak için Samsun
şehrine gitmiş ve o günü de Türk gençliğine armağan etmiş.
O nedenle 19 Mayıs’ da her Türk genci yeniden kurtuluşun,
bağımsız olmanın sevincini ve gururunu yaşar.
Mayıs ayı biz Azerbaycan’ lılar için de çok önemli bir
aydır.
28 Mayıs 1918’ de İslam dünyasının ilk demokratik ve modern
cumhuriyetini Azerbaycan’ lılar kurmuşlardır.Tabii ki her
mayıs geldiğinde M. E. Resulzade, arkadaşlarını ve ayrıca
Azerbaycan Milli Marşı’ nın sözlerini yazan içli şair Ahmed
Cevad Ahundzade’ yi hatırlarım. Ahunzade’ nin kollarının
bağlı olduğu dönemde yazdığı şiirler hem beni hem de
mayısları ağlatır:
Men her gelen bir mayısta
Pek çok ümitler bağlaram
Her gelecek nisan üçün
Mayıs ağlar, men ağlaram.
Mayıs geldiğinde 28 Mayıs’ ın ümidini , her nisan geldiğinde
de işgalci Rus ordusunun kederini yüreğinde hisseden Ahmed
Cevad gibi yiğit, duygulu, vatanını canından çok seven
azizlerimiz sanki kanatlı atlara binip bizleri terk
ettiler.Ama şükür ki onların fikirleri, idealleri ve
bağımsızlık ruhu hala Azerbaycan gençliğinin yüreğinde
dipdiri yaşamaktadır. O Cumhuriyetin banisi Resulzade”nin, ‘
Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez sözü’ öylesine
söylenmiş bir söz değildi ve aradan yetmiş yıl geçtikten
sonra Azerbaycan gençliği onu haksız çıkarmayarak, onun
sözünü bir emir olarak kabul ederek o bayrağı yeniden
Azerbaycanın semaların dikti.
Bu yılın Mayıs’ ını geçmişteki mayıslarda da olduğu gibi
dolu dolu geçirmeye çalıştım.
Almanya’ ya bahar yeni yeni geliyordu.Çiçekler açmış, tabiat
canlanmıştı ama hala paltolarımızı giyiyor,
yağmurdan korunmak için şemsiyelerimizi yanımızda
taşıyorduk.
Mayısın son haftasına girerken bir ana yüzü gibi gözlerimizi
öpen güneş ve ısınan hava, soğuktan bıkmış Almanları olduğu
gibi beni de evden dışarıya attı. Yaşadığım küçücük köyden
bir süre uzaklaştım ve kendimi biraz olsun vatanda hissetmek
için Köln’ e gittim.
Tarihi Dom kilisesi ile meşhur ve Romalıların Ren Nehri
kıyısına kurmuş oldukları bu şehirde binlerce Türk yaşıyor.
Öyle caddeleri var ki gezdiğinizde kendinizi Türkiye’
deymişcesine hissediyorsunuz. Sultan kuyumcusundan, Mevlana
restoranına, istanbul fırınından, vatan marketine kadar
Türkler adeta Türkiyeyi buraya taşımışlar.
İyi ki de taşımışlar. Yoksa benim gibi hala yaşadığı yere
alışamamış 20 yıllık gurbetçi biri buralarda nasıl
yaşayabilirdi.
Köln’ de uzun yıllardan beridir Azerbaycan’ nın ve kendi
kimliğimizin temsilcileri olan Dr. Kulem Arslan ve işadamı
Behçet Pamuk’ la görüştük. 28 Mayıs Bağımsızlık Günü için
bir şeyler yapmak istiyorduk.
Azerbaycan’ dan Prof.Dr. Cingiz Abdullayev, Moskova’ dan da
Prof. Dr. Bella Musayeva Almanya’ da idiler.
Cengiz bey aynı zamana Azerbaycan
-
Almanya Dostluk Derneği Başkanıdır. Bu yüzden sık sık
Almanya’ ya geliyor.
Cengiz Abdullayev yazdığı Almanca kitaplar, çıkardığı Leyli
isimli dergi ve düzenlediği toplantılarla Almanya’ da bir
hayli tanınıyor. Ben bu kadar yıldır Almanya’ da olmama
rağmen onun Almanya’ daki tanıdıklarını duydukça doğrusu
hayret ettim.
Prof. Bella Musayeva hanımı doğrusu önceden iyi
tanımıyordum.
Tesadüfen onun bir kaç talebesi ile tanıştım ve Moskova’ da
Rus gençlerine güzel dilimizi nasıl bir çalışkanlıkla
öğrettiğinin şahidi oldum.Gencecik Rus kızlarının okudukları
Samed Vurgun şiirlerini, sonra Molla Penah Vagif’ den
bestelenmiş ‘Turnalar’ mahnısını duyduğumda kulaklarıma
inanamadım.Demek ki çaba gösterdin mi, gönülden çalıştın mı
herşey oluyormuş.Bella hanım gibi çalışkan ve kendi dilinin
aşığı hocaları Moskova gibi şehirlere gönderen Kemal Abdulla
gibi üniversite rektörlerini de tebrik etmek gerekiyor.
Köln’ deki arkadaşlarla 28 Mayıs’ ı, Azerbaycan’ ı ve
kültürümüzü tanıtmak için bir televizyon proğramı
hazırlamayı kararlaştırdık. Çünkü çağımızın en etkili silahı
medya idi ve biz de yapacağımız işler dört duvar arasında
kalsın istemiyorduk.
Güneşli bir pazar günü Köln’ den Duisburg’ a gittik. Köln’
le Duisburg arası 70 kilometredir. Yollar geniş, ferahlı ve
etrafı yemyeşildir. Yolda sürekli ülkemizden, ülkemizin
geleceğinden, ümitlerimizden, gençlerimizden ve
geçmişimizden konuştuk.Kendi gönlümüze ayna tutmak, kendi
kendimizi tanımaya çalışmak, zayıflıklarımızı,
yanlışlarımızı tesbit etmek, güzelliklerimizle sevinmek çok
güzel anlardı. Duisburg da Köln gibi Kuzey Vestfalen
eyaletinde büyük bir sanayi şehridir.Etrafındaki
fabrikalarda çalışan binlerce işçi hafta sonları Duisburg’
un ortasından geçen Ren nehrinin sahilindeki kahvelerde
oturarak hem kahvelerini içiyor, hem de yorgunluklarını
gideriyorlar. Ayrıca Duisburg çok önemli bir tarihi yer
olmasının yanısıra meşhur Alman şairi Heinrich Heine’ nın da
gençliğinde yaşadığı bir şehirdir.Cengiz bey ve Bella
hanımla Heinrich Heine’ nın yaşadığı evin önünden geçerken
onun meşhur Lorelay şiiri dilimden döküldü ve o şiirdeki
aşkı, tabiatın gücünü içimde yeniden duyumsadım.
Almanya’ ya 1959 yılından itibaren gelmeye başlayan
Türklerin çoğu o dönemde Türkiye’ de işsiz ve mesleksiz
insanlardı. Çoğunun da okuma yazması yoktu. Ama bu okuması
yazması olmayan insanlar burada çok kısa zamanda Almanya’
nın kalkınmasına büyük katkılarda bulundular ve ailelerini
de buraya getirerek Almanya’ ya yeni bir renk kattılar.
Onların çocukları en güzel üniversitelerde okudular ve
Almanya’ da en üst görevlere geldiler.Bu insanlardan biri de
benim değerli dostum Ali Paşa Akbaş’ dır. Bir işçi çocuğunun
Avrupa’ nın ortasında büyük bir televizyon kanalına sahip
olması gurur verici bir durumdur. Evet, Ali Akbaş ‘Türk
Sat’ üzerinden dünyanın her tarafına yayın yapan Kanal
Avrupa’ nın sahibidir.
Ali bey bizi Kanal Avrupa’ nın stüdyosunda büyük bir ilgi ve
alaka ile karşıladı.Trabzonlu bu insanın Azerbaycan ve Türk
dünyasına gönülden bağlığı anlatılır gibi değil. Oraya
bizden başka yine dostum Mehmet Irmak, siyaset bilimcisi
Adem Umay, Güne Azerbaycan’ lı Türkolog Işık ufuk
gelmişti.Avrupa saati ile saat 16.30’ da stüdyoya girdik.
Proğram canlı verilecekti.
Azerbaycan adını duyan Duisburg’ daki Azerbaycan sevdalıları
ellerinde bayraklarla stüdyoyu doldurmuşlardı.
Proğram başladığında hepimizi heyecan içindeydik.
Proğramda Azerbaycan tarihinden, kültüründen bahsettik.
Özellikle Prof. Cengiz Abdullayev’ in Azerbaycan’ la ilgili
anlattıkları gönüllerimize su serpti. Ümitlendik, sevindik.
Bella hanımın Moskova’ dan getirdiği görüntüleri izleyen
izleyeciler çok heyecanlandılar. Benim önceden gördüğüm
Moskova’ daki Rus talebelerinin 28 Mayıs için yaptıkları
proğramların televizyon ekranına yansıması çok ilginç
sahneler yarattı.O sahneleri Kanal Avrupa televizyonda
yönetmenlik yapan Tarıyel beyin daha profesyonelce
hazırlaması ve sunması proğramı çok canlı bir hale getirdi.
Türkiye’ den, Iğdır Üniversitesi hocalarından Turgut Öcal
bey proğrama telefonla katıldı ve bizleri Iğdır’ dada büyük
bir sevinçle izlediklerini, Türkiye’ deki bu küçük
Azerbaycan şehrinin Azerbaycan’ a olan gönül bağlarından söz
etti.Oradaki hasreti, coşkuyu o güzel üslubu ile anlatırken
stüdyodaki izleyiciler Turgut Hoca’ yı büyük bir coşku ile
alkışladılar. Turgut Hoca’ dan sonra Ankara’ da görev yapan
ve Türkiye Radyo ve Televizyonu’ nun Azerbaycan Bölümü
başkanı Seyfettin Altaylı proğrama telefonla katıldı ve daha
çok Güney Azerbaycan üzerine konuştu.
Bir televizyon proğramda tabii ki herşeyi konuşmak mümkün
değildir. Ama Adem Umay gibi genç bir araştırmacının
Azerbaycan tarihinden örnekler sunması, Mehmet Irmak bey
engin tecrübelerine dayanarak yurt dışında Azerbaycan’ la
ilgili çalışmaların önemini vurgulaması, Prof. Cengiz
Abdullayev’ in Bakü’ den adeta bizlere ümit ve güç
getirmesi, Prof. Bella Musayeva hanımın Moskova’ dan ana
dilimizin sıcaklığını ruhlarımıza aktarması ve türkolog Işık
ufuk beyin Güney Azerbaycan’ ın garipliğini yeniden
dillendirmesi hepimize tam bir Azerbaycan festivalı yaşattı.
Proğram bittiğinde hepimiz Azerbaycan doluyduk. Dili
dilimizde, sevinci yüreklerimizde, hasreti dudaklarımızda ve
geleceğinin aydınlığı da gözlerimizdeydi.
Dostlarla ayrılırken önümüzde sanki üç renkli bir bayrak
dalgalanıyordu. Ne demişti atamız
Resulzade ?
‘Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!’
Bu bayrak kıyamete kadar başımızın üzerinde dalgalanacak
bundan eminiz artık.
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
BAĞIMSIZLIK
RUHU
NERDEYDİN
SEN ZAKİR FAHRİ?
BAHTiYAR
VAHAPZADE
UYUR
İDİK UYARDILAR
GURBET
VE ŞİİR
DÖNÜŞ
BÜYÜK
YAZAR
Kutsal
Anadolu Topraklarında
Size
yakışıyor mu bay Giordano?
Bir
Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Türk
Don Juan'ı
Dedem
Korkut yom verecek
Dinle
küçük adam!
Azerbaycan’da
savaş edebiyatı
Tuna
nehri akmam, diyor
Gül
döksem yollarına
Bir
dostun ölümü
Onlar
söyledi biz de inandık!!!
Bir
roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi
Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok
acıtıyor değil mi?
Ağlama
Ne Olursun?
İnsanlık
öldü mü?
Balık
Adam
Yüreği
Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman
da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali
ile Nino hala yaşıyor
Necla
Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan
Goytisolo
Ayna
Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan
mı gösterir?
Susmak
mı bağırmak mı?
SAYFA
BASI
|