|
DOĞU TÜRKİSTAN KAN İÇİNDE
Urumçi, Kaşgar,
Turfan, Karamay şimdi matem ve kanlar içinde... Çin bir kez
daha gerçek ve acımasız yüzünü göstererek masum insanları
sokaklarda kurşunladı ve yüzlerce kardeşimizi acımadan şehid
etti.
Bu zulüm
karşısında Batı suskun. Poltikacıları ve medyası olaylara
mesafli bakıyorlar.Tabii ki her zaman yaptıklarını
yapıyorlar.Müslümanlar söz konusu olunca ‘Hümanizm’ şuarları
ortadan kayboluyor. Oysa daha bir yıl önce Tibet’ lilerin
isyanına karşı şiddetle cevap veren Çin’ i nasıl da protesto
etmişlerdi! Ama ölenler Türk olunca herkes suspus oldu.
Çin yıllardır
Türklerin en kadim yurdu olan Doğu Türkistan’ ı iliğine
kadar sömürmektedir.Sömürünün yanısıra insanlarını göç
ettirmekte ve Uygurları yaşadıkları bölgelere habire Çinli
doldurmaktadır.
Bizim medyanın
da diline doladğı ve şuursuzca kullandığı ‘Sincan’ bölgesi
kavramı Çince ‘Sömürgeleştirilimiş yeni topraklar” manasına
gelmektedir.Çin, Doğu Türkistan’ ı ‘Yeni topraklar’ olarak
görmekte ve her türlü zenginliğini sömürmekte, ayrıca da her
türlü kirli işini de (nükleer denemeler gibi) orada
gerçekleştirmektedir.
Doğu Türkistan’
da ki olayların Abdullah Gül’ ün ziyaretinden hemen sonra
başlaması da dikkati çekicidir.
Şu anda Çin
Uygur Türkleri arasında en çok korktuğu insan Amerika’ da
yaşayan Rabiye Kader’ dir.
Rabiye Kader
adını ilk kez 1999 yılında duymuştum. CNN televizyonu
haberlerinde, gözleri çekik, saçları uzun bir kadın
göstermiş ve Çin’ de bir rejim muhalifinin tutuklandığını
haberini vermişti.
Televizyonda
söylenen ad bana o kadar karışık gelmişti ki onu bir Çinli
sanmıştım.Sonra aynı haberi Alman gazetelerinde de okuyunca
onun bir Uygur Türkü olduğunu anladım ve hayatı hakkında
daha çok şey öğrenmeğe çalıştım.
Ben onun
hayatını öğrendikçe onun mücadelesini, korkusuzluğunu,
yüreğini sevdim ve onu zamanımızın bir kahramanı olarak
gördüm.Onun hayatını yazan Alexander Cavelius ise onu daha
da yükseklere kaldırdı ve kitabında onu ‘Göklerin Fırtınası’
olarak adlandırdı.
O ise kendisini
bir Türk anasına yakışır bir şekilde şöyle tanıtıyordu:
”Ben sadece Uygur halkının annesi, onların acılarını
dindiren doktoru, gözyaşlarını silen mendili ve yağmurlardan
koruyan bir şemsiyesi olmak istiyorum!“
Bir Türk
kadınının nasıl yücelebildiğini görüyor musunuz?
Bu kahraman veya
Alexander Cavelius’ un deyimi ile Göklerin fırtınası, yani
Rabiya Kader 1948 yılında, Doğu Türkistan’ daki altın
madenleri ile ünlü Altay Dağları’ na yakın bir yerde doğdu.
Doğduktan bir yıl sonra, başı belalı ülkesi Çinlilerin
ayakları altında çiğnendi.Urumçi’ de, Kaşgar’ da binlerce
azatlık savaşçısı öldürüldü.Rabiya yokluklar, acılar,
korkular içinde büyüdü.Çevresindeki insanların
milliyetçilikle suçlanarak hapislere atılmaları,
kurşunlanmaları, yok edilmeleri Rabiya Kader’ in ruhunda
derin izler bıraktı.İçinde mazlum halkına yönelik büyük bir
sevgi oluştu.Bu sevgi ile birlikte gelecekte koca Çin
devletinin birinci sıradaki düşmanı olacağını aklına bile
getirmeden kendini yetiştirdi. Gelecekte halkının
dertlerine derman olmak için gece gündüz çalıştı.
Çin’ in, Batı’
dan daha çok iktisadi yardım alabilmesi ve gelişme
sağlayabilmesi için başlattığı yumşama poltikası ile Rabiya
Kadar de kendini gösterebilme imkanı buldu.Onun
çalışkanlığı, bilgisi, çabaları sömürgeci Çin’ lilerin
gözlerinden kaçmadı.Ondan yararlanmak istediler ve onu Çin
Kominist Partisinin Siyasi Birliğine üye yaptılar.
1995 yılında
Pekin ‘ de toplanan ‘Dünya Kadınlar Kongresi’ ine Rabiya
Kader, Çin kadınlarını temsilen katıldı.1996 yılına kadar
yaptığı çalışmalar ile Uygur Özerk Cumhuriyeti Ticaret
Dairesi’ nin en gözde üyelerinden biri olmuştu.
O hem halkının
kaderini değiştirmeğe çalışıyor hem de soyu kesilmek istenen
bir toplumun içinde 11 çocuğuna annelik yapıyordu.
5-6 Şubat 1997
tarihinde Doğu Türkistan’ ın Gulca şehrinde başveren
ayaklanma Çinlilerin gözlerini oldukça korkutmuştu.Uygur
Türklerine akla hayale gelmiyecek işkenceler uyguluyorlardı.
Rabiya halkının acısına sessiz kalamazdı.Hemen dünya insan
hakları örgütleri ile temasa geçti ve halkının çığlıklarını
dünyaya duyurdu.
1999 yılının
Ağustos ayında Pekin’ de Amerikan Kongeresi üyelerine Uygur
Türklerinin dertlerini anlatmaya giderken Çin gizli
teşkilati tarafından tutuklandı ve işkenceye maruz
bırakıldı.Ondan önce eşi de tutuklanmak üzereyken ülkeyi
terk etmişti.Rabiya Kader sadece halkının haklarını
savuınuyor diye 8 yıl ağır hapse mahkum edildi.
2005 yılına
kadar hapis yattı ve korkuya kapılarak zulme asla
başeğmedi.Bütün dünya insan hakları örgütleri,kadın
kuruluşları Rabiya Kader’ in kurtulması için mücadele
ettiler.Rabiya için dünyanın her tarafından Çin’ e binlerce
mektup gönderildi. Amerikan, Alman, Fransız milletvekilleri
(Türk milletvekilleri çok meşgul oldukları için zaman
bulamadılar.) Rabiya ,için mücadele ettiler. İnsan Hakları
Örgütünün( Amnesty İnternational) isteği ve baskısı ile
Amerikan Dış İşleri Bakanı Condoleeza Rice bizzat Çinli
yetkililerden Rabiya Kader’ in serbest bırakılmasını istedi.
2004 yılında
serbest bırakıldı ve Çin cehennemini terk etmesi istendi.
Dünya barış ve
İnsan Hakları örgütleri,Kadın teşkilatları 2006 yılında bu
kahraman Uygur anasını Nobel Barış mükafatına aday
gösterdiler.
Basit bir
temizlik işçisi iken, çabası, korkusuzluğu ve halkına olan
sevgisi ile dünyanın en çok konuşulan bir insanı haline
gelen Rabiya Kader, ailesinin bir kısmından mecburen
ayrılmasına rağmen mücadelesine Amerika’ da devam
etmektedir.
Amerikan ve
Avrupa gazeteleri onun yürekler yakan hayatını
yazarlarken,dünyanın en güçlü devletlerinden birine
korkusuzca nasıl başkaldırdığını da yazmaktadırlar.Almanya’
nın en çok okunan gazetelerinden Frankfurter Algemeine
Zeitung’ un Redaktörü Wolfgang Günter Lerch, Rabiya Kader’
den övgüyle sözederken,ünlü Bunte dergisi de onu şöyle tarif
etmektedir: “ Rabiya Kader konuşurken gözlerinden şimşekler
çakıyor.Dünyanın en güçlü devletlerinden Çin’ in bir
numaralı düşmanı olan bu kadının hayatı bir Hollywood
mecarasından daha canlı ve heyecanlıdır.”
Mazlum
milletlerin daha çok Rabiya’ lara ihtiyacı vardır.
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
BAHTiYAR
VAHAPZADE
UYUR
İDİK UYARDILAR
GURBET
VE ŞİİR
DÖNÜŞ
BÜYÜK
YAZAR
Kutsal
Anadolu Topraklarında
Size
yakışıyor mu bay Giordano?
Bir
Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Türk
Don Juan'ı
Dedem
Korkut yom verecek
Dinle
küçük adam!
Azerbaycan’da
savaş edebiyatı
Tuna
nehri akmam, diyor
Gül
döksem yollarına
Bir
dostun ölümü
Onlar
söyledi biz de inandık!!!
Bir
roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi
Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok
acıtıyor değil mi?
Ağlama
Ne Olursun?
İnsanlık
öldü mü?
Balık
Adam
Yüreği
Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman
da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali
ile Nino hala yaşıyor
Necla
Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan
Goytisolo
Ayna
Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan
mı gösterir?
Susmak
mı bağırmak mı?
SAYFA
BASI
|