|
Juan
Goytisolo
"Hepsi boşuna imiş ey vatanım!
Henüz vakit varken gel dostca ayrılalım."
Yıllar önce soğuk bir Şubat günü İstanbul´dan
uçağa bindiğimde gözlerim dolu doluydu.Uçakta
yerimi alpı almaz, uçağın küçücük
penceresinden dışarıya baktım. Karlarla
kaplı meydanı, meydanda koşturup duran insanlarımızı
bakışlarımla kucakladım, öptüm.
Uçak havalandı. Doğup büyüdüğüm, ekmeğini
yediğim, suyunu içtiğim güzel ülkem gerilerde kalıyordu.
O an aklıma, daha öğrenciyken ülkesinden ayrılan
Juan Goytisolo ve o ünlü ayrılık şiiri geldi:
"Hepsi boşuna imiş ey vatanım!
Henüz vakit varken gel dostca ayrılalım."
O an niçin Juan Goytisolo ve onun şiiri aklıma
gelmişti bilmiyorum. Ama ayrılıkta bizi
birbirimize bağlayan bir duygu onun şiirini dilime döktürmüştü.
Bugünler yine Juan Goytisolo´yu hatırladım. Bu kez
sebep ülkemden ayrılış değil.
Bu kez sebep, ülkemize ve insanlarımıza karşı
haksızlığın ve önyargıların
ayyuka çıktığı bir anda, belki de bir
dost sese sığınma arzusudur.
Her yerden yurdumuza, halkımıza, inanclarımıza
yönelik, iftiralar, yalanlar, önyargılar bir sel gibi
yağarken arada bir dost sesi duymak, toplumlar ve inançlar
arasındaki barışa olan ümidi yenilemeye yardımcı
olmaktadır.
Alman oryantalist Hans Peter Raddatz´in "Ist die Türkei
Gefahr," kitabını okurken veya yine onun
"Schlange im Schleier" kitabını hatırlarken,
bilimin nasıl yanlışlıklar komedisine dönüştürüldüğünü
düşüne düşüne yine Juan Goytisolo´yu hatırlamadan
edemedim.
Onun, Türkiye´ye olan sevgisini, Saraybosna´daki acılı
notlarını, Çecenistan´daki gözlemlerini bir
şemsiye gibi ruhuma tuttum ve "Avrupa, sadece
Raddatz´ların Avrupası değildir," diyerek
içime ümit pompaladım.
Juan Goytisolo 1931 yılında İspanya´da doğmuş.
1953´de hukuk okurken haksızlıklara başkaldırmış,
tahsilini yarıda birakmış, yurdunu terketmiş.
Yurt sevgisi yüreğini yaksa da," Sürgünün dili
gerçek vatanıdır," diyerek yabancı ülkelerde
dilinin sıcaklığına sığınmış.
Ülkesinde yazıları, kitapları yasaklanmış.
Adı, dillerden kazınmaya çalışılmış.
O ise ülkeler gezmiş, ezilenlere, yok edilmek istenen
halklara kalemiyle yardım etmeye çalışmış.
Sovyetler Birliği´ne yaptığı yolculuk sımsıkı
bağlı olduğu ideolojisini içinde yerle bir
etmiş.
Gitmiş Fas´a yerlesmiş. Çölün sıcaklığına,
imkansızlığına, bedevilerin sabrına
ve inanclarının dirayetine sığınmış.
1993´de Bosna´ya koşmuş. Ordaki acımasızlığı,
dehşeti, insanın insana yaptığı zulmü
izlemiş. Düşüncelerinden fışkıran sözleri,"Saraybosna´dan
Notlar" adıyle kitaplaştırmış,
zulmü ve adaletsizliği kör ve sağır bir dünyaya
anlatmaya çalışmış.1996´da ise Çeçenistan´ın
derdine ortak olmuş."Bir Savaşın Manzarası"
onun Çeçenlere yapılan mezalime tuttuğu bir aynadır.
Yaptığı sadece bunlar değildir.
Cesaretle ve vicdanla yazdığı kitaplarının
yanısıra, patavatsız politikacılara da karşı
durmayı bilmiştir. 11 Eylül saldırısının
ardından yayılan kin ve nefrete herkesin ortak
olmaması için elinden geleni yapmıştır.
11 Mart´ta Madrit´te yapılan terör eylemini kınamak
yerine müslümanları karalayan politikacılara,
"Bizim politikacılar, elmalarla armutları karıştırarak
karışıklık yaratmayı marifet bilirler,"
demiştir.
Bütün dünyada bizlere karşı önyargıların
en yüksek perdeden depreştiği, dinimizin,
geleneklerimizin, insani ilişkilerimizin "ilkel,
yetersiz, fanatik," gibi nitelemelerle aşağılandığı
bu dönemlerde Juan Goytisolo gibilerin soğukkanlılığına
ve tarafsızlığına bizim değil Avrupa´nın
ihtiyacı olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.
Evet, Juan Goytisolo bir Avrupalıdır
Bir katolik aileden doğmuştur.
Evet bir marxistti.
Ama vicdanlıdır! Dürüsttür!
Adam gibi adamdır yani!
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Juan
Goytisolo
Ayna
Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan
mı gösterir?
Susmak
mı bağırmak mı?
SAYFA
BASI
|