|

Bitlis’de 5 Minare İsviçre’de 4 Minare
“Yüksek minarede ezan okunur
Okunur da sesi bana dokunur”
(Halk Türküsü)
Hayatın beklentileri ile, hayatın gerçekleri daima
bir denge arayışı içinde olmuştur. Bundan dolayıdır ki
“temenniler başka realiteler başkadır” diye bir formül
cümle akıllarımızdadır hep. Bu açıdan bakıldığı zaman
Avrupalıların ve bu günlerin konusu olması itibarıyla
İsviçrelilerin hiç akıldan çıkarmamaları gereken bir
husustur bu. Yani bu farklılığı içinden istememek başka
şey, buna hayat hakkı tanımamak yine başka şeydir.
İsviçre'de yüz bin civarında Türk ve diğer kökenlileri
de hesap edince beş yüz bine yakın Müslüman yaşamaktadır. Ve
İsviçre bir hukuk devletidir. Burda bu kadar Müslüman
varsa bunların ibadethanesinin olması da doğal değil midir?
Camiin binasına razı olup, içine razı olup dışındaki
minareye razı olmamak, “içi seni yakar dışı beni yakar”
deyiminin esprisine boğulup kalmaktadır.
Akıllı Avrupalılara akıl öğretmek zor ama yine de
diyeceğiz ki, aklı olan ne kendine ne de başkasına zulmeder.
Göçmenleri ve onlara ait varlıkları görünce içinden huzursuz
olan Avrupalı kendine işkence ediyor demektir. Aklı olan
kendine bunu reva görmez.
Halbuki durum olağan şekliyle kabul edilse, artık bu
ülkelerin kopmaz bir parçası olmuş bu insanlar ve varlıkları
buraya ait bir renk olarak düşünülebilse, Avrupalı kendi
içinden de kendi kendini kemirmeyecektir. Bu durumda
sevgiyi kalbi hislerinde duyamayan Avrupalılar, bari mantık
ve akıl ile bakıp bu ayrımcı bakışın kendilerini de,
göçmenleri de huzursuz eden bir yanlış tutum olduğunu
anlamalıdırlar.
Bu mantık böyle giderse çözümsüzlük devam eder ve bunun
kazananı da olmaz. Göçmenleri dışlayan bu “temenniler”
(!) var olan “realite”yi aşamayacaktır. Akıllı
olup anlamsız sorunları başa sarmanın mantığı yok..
Almancada , “Warum nicht gleich” diye güzel bir deyim
vardır. Sonradan anlayıp kabul edilecek şey neden şimdiden,
daha zor olmadan görülmesin ki. Zira aşılmaz gerçekler var
: Bu insanların emeği var, hukuk var, insan hakları var.
Minarenin inanca ait bir değer olduğuna kendini kani
edemeyen İsviçreli, ona bir mimari sanat gözüyle baksa ne
olur? Kendileri İstanbul’da Sultanahmet camiini ziyaret
ederken namaz niyetine mi giriyorlar içeri?. Tabii ki
hayır. O sanatı, o mimariyi o iç kültürü anlamak ve görmek
için yapıyorlar bunu. Bu bütünlüğe Sultanahmet camiinin
minareleri de dahil değil mi?
Uzun yıllar önce İsviçreli Profösör Max Frisch'in
“Biz iş gücü istedik insanlar geldi” sözünü tekrar
hatırlıyoruz bu vesile ile. Max Frisch'in bu sözü o zaman
bir hayret ifadesi miydi, yoksa geç kalarak da olsa iyi
niyetli bir hak teslim etmek miydi? Ve şimdi bilinç altı ses
yankılanıyor sanki: “Vay be bu insanların bir de mimarisi
varmış iyi mi!”
Cevabı olmayan, sorulmaması gereken sorular vardır.
İnsana ve insan haklarına saygı olsun mu, olmasın mı diye ne
bir soru olur ne de bunun cevabı olur. Minare konusunu
referanduma götürecek kadar kafa karışıklığı yaşayan
İsviçre'nin işi gerçekten zordur. Bu anlayış ile nereye
varılabilir?.
Konjonktürel şartlar ve politize atmosfer bazen vahim
sonuçlar doğurabilir. Hitler dahi o kritik dönemde bütün
Yahudileri sınır dışı edelim mi diye referandum yaptırsa
idi, o baskı ve korku döneminde yüksek oranda “evet”
çıkardı. Bunlar çok abes şeyler. Yani demek ki hassasiyet
gösterilmesi gereken durumlarda, yanlışlıklara önayak
olmamak lazım.
Anlamsız yasaklar Avrupalıyı küçültürken, özgürlükleri
suiistimal etmek de göçmenlerin sorumsuzluğu olur. Akıl,
hukuk, hoşgörü ile orta yolu bulmak bilinç dahilinde bir
vazifedir. Bu ortak aklı hepimiz birden kabul edip gereğini
yapmalıyız. Bu ülkelerde artık ortak kaderi, ortak geleceği
paylaşıyoruz. Göçmen kökenliler de artık bu ülkeleri
sevmeyi, onarmayı, üretimine-yükselişine katkı vermeyi
önemli sayacaklardır. Ve elbette ki kurallar olacaktır,
uyum ve entegrasyonun önemi hep vardır. Ama bu akılıcı,
hoşgörülü, samimi olmanın ve hukuka uymanın neticesinde
gerçekleşebilecektir.
… … ….
Olayın ironik boyut kazandığı su götürmez bir
gerçektir. Deyimler, fıkralar türküler çağrışım yapıp
duruyor zihnimizde. Bir Anadolu türküsü, “Bitlis’te beş
minareyi sevgi ile selamlıyor da koca İsviçre dört minareyi
taşıma olgunluğu gösteremiyor.”
Anadolu’da başta Sivas ve Erzurum olmak üzere „Çifte
Minare“ olan bir çok şehir vardır. Minare konusunda
İsviçre’ye düşen de „çifte standart“ olmuştur
Nasrettin hoca yabancı bir memlekete gitmiş, onunla
dalga geçmek isteyen çocuklar minareyi işaret edip,
"Hoca bu nedir" diye sormuşlar. Hoca minareye bakmış
" kuyuyu ters çevirmişler, ıslak kuyudur bu, kurusun diye
asmışlar" diye cevap vermiş. İsviçre’nin Müslümanların
yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye
hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi
sanıyorlar fıkradaki gibi…
Yine Nasreddin hoca hamamda türkü mırıldanırken kubbede
sesin farklı yankı yapmasından dolayı birden kendi sesinin
güzel olduğuna hükmeder. Bu cesaretle bir gün minareye
çıkar ve ezan okumaya başlar. Bozuk sesi duyanlar hocaya
karşı hoşnutsuzlukarını belli ederler. Hoca durumu anlar ve
“ah siz beni bir de hamamda dinleseniz de sesimi o zaman
görseniz” diye mukabele eder.
İsviçre'nin kendi içinde güzel sandığı sesi minareye
yansıyınca hiç de hoş çıkmamıştır.
İsviçre bu durumu Avrupa’ya da anlatamadı. Yani,
“hazırladığı kılıf minareye uymadı.”
ozanpolatoglu@googlemail.com
Website:
ozanyusuf.net
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer yazıları:
Bitlis’de
5 Minare İsviçre’de 4 Minare
ZULÜM
KENDİNE ÖLÜMDÜR
BİR ALPEREN YÜKSELDİ
28
ŞUBAT’a Yeniden Bakış
MISRALARIN GÜCÜ
İSRAİL
AH İSRAİL
Demokrasiye
Bakın
Yeni
göç yasası... Yine güç yasası
Cumhuriyet
Halk Partisi
Bir
seçim böyle geçti
EY
367...
Merhaba
sayın Baykal
Kaosa
bak kaosa
Beyaz
Saray Bembeyaz (!)
Âşık
Yaşar Reyhânî (1)
Vicdan
Testi
Bir
taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Seçim
Şakası
”Avrupa
birliği”inden ”Ortadoğuda”ki karışıklığa
Nice
Saddam nice Bush geçti bu dünyadan
Bayram
o bayram ola
Iraktan
huzur ırak
Bağdat
Bağdat
Geldi
petrol diyarına
Amerikalı
kovboy
|