|
GÖZCÜ
OZAN YUSUF POLATOĞLU
|
|
|
ozanpolatoglu@googlemail.com
|

MISRALARIN GÜCÜ
“Divan Sohbetleri-1”
Sözlerin yoğrulup aza ve öze dönüşerek kazandığı yapı dilin
inceldiği, altınlaştığı noktaları meydana getirir.
Atasözleri, vecizeler az söyleyip, çok anlatabilme
başarısını ortaya koyarlar. Bu söyleyiş ölçüye tabi olarak
ve bir ahenk arz ederek bu başarıyı sağlar. Ahengin
kazandırdığı başka özellik ise bu süzülmüş sözlerin
kolaylıkla hafızalara yerleşmesi ve yine kolaylıkla dilden
dile aktarılabilmesidir.
Divan Edebiyatımızda bu istikamette nice ince güzellikleri
görmek mümkündür. Hatta bunu kendi örneği üzerine formüle
ederek, ''Eğer maksud eserse mısra-ı berceste kâfidir''
şeklinde ifadeye döker şair.Yani, bir mısra ile dahi eser
verilebilir, bu maksud , maksad ve istidat ile ilgilidir
denmektedir. Edebiyatımızda ''Azâde'' ve
''Berceste Mısra'' olarak isim alan bu değerler
başlı başına bir güzellik unsurudur. Bunlar aynı zamanda
vecize ve atasözlerini teyid eden sözlerdir. Aşağıya
alacağımız örnekler divanlardan seçilmiş ''berceste'' ve
“azâde”lerdir. Bazı mısralar ise kendi başına bir bütün mânâ
ifade ettikleri için, divanların farklı noktalarından
alınmışlardır.
Alışkanlıklar, terkedilmeyen davranışlar, ''can
çıkmadan huy çıkmaz'' atasözündeki ifade şâirin
mısraında şöyle açıklanır:
Hayli
müşküldür kişi terk eylemek mu'tadını..
(Hayâlî)
Kastedilen elbette kötü alışkanlıklardır. Tekrar edilen her
yanlış, mu'tad hale getirilmiş, alışkanlığa dönüştürülmüş
sayılır. Burada samimiyet ve riyakârlık da devreye girer.
Özün söze uymaması da bir başka müşkülü teşkil eder. Nitekim
özün söze uyması, tutarlı insan olmakta belirleyici
unsurdur. Hak ve halk katında insanın makbulü iddialarıyla
hareketleri bütünlük arz edenlerdir. Başarının sırrı da
buradadır. Ka'lin hale uyması, yani sözün özle uygunluk arz
etmesidir istenen.. Zira, aksi müşkül neticeler doğurur.
İtimat ve güven, şüphe ve suistimalin hışmına uğrar.. Şâir
bu noktada da ikazını yapar:
Hal
müşküldür eğer uymazsa hale ka'lümüz..
(Şeyhülislâm Yahya Efendi)
Bu müşkül gerek ferd hayatında, gerekse toplum hayatında
sihhatli olmayan neticeler getirir. Riyânın, ihlası tehdit
etmesidir bu.. Şâirin sitemi bunadır:
Hazer
et sûret-i haktan görünen bâtıldan..
(Leskofçalı Gâlip Bey)
Burada Ziya Paşa'nın bir mısraı olaya nokta koymaktadır:
Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz..
İnsanlara doğrunun hatırlatılması elbette önemlidir. Lisan-ı
münasiple ikaz ve tenkit yapılmak gerekir. Ama münasip bir
şekilde.. Bir hak dostu bu konuda şöyle diyor: "Yüzüne
söylerseniz rencide olur, incinir. Arkadan söylerseniz
gıybet olur. Sözü, muhatabın duyacağı bir şekilde ortaya
söylemek lâzımdır." Yani, olay ayıp arama niyetiyle
olmamalıdır. Sadi Şirâzî, Bostan ve Gülistan'ında,
"acaba dostta kusur görüldüğü için mi muhabbet azalır, yoksa
muhabbet azaldığı için mi kusurlar görülmeye başlar"
diye bu konuya dikkati çeker. "Kul kusursuz olmaz"
sözündeki gibi, kusurların varlığı dostluğu
bitirmemelidir. Ama zaman içinde kusurlar dostluk ölçüleri
içinde aşılmalı, telafi edilmelidir. Şâir bir mısraya
indirmiştir bunu:
Noksana nazar eyleyen ahbab değildir..
(Şâir Haşmet)
Bir başka şâir bu ilişkilerin seyrindeki tecrübeyi devreye
sokar:
Yârsız kalmış dünyada aybsız yâr isteyen..
(Ahmed Paşa)
Ve.. hep kusur karşıda mıdır? İnsanın kendini de yoklaması
gerekmez mi?
Kendi
aybını bilmektir ancak hüner...
(
Keçecizâde İzzet Molla)
Zira
kişinin hatasını bilmesi bir fazilet örneğidir. çünkü
kendini bilmek, haddini bilmek burada başlar. Şâir haklıdır:
Kişi
noksanını bilmek gibi irfan olmaz..
(Talib Mehmed)
Çevreyi ve daha uzakları da bu nokta-i nazardan
değerlendirmek gerekir. Çevreyi, hattâ dünyayı değiştirmek,
kendini değiştirmekle olmalıdır, başlamalıdır denir. Şâire
göre, çevreden yapılacak şikayet önce daha yakınlarda
aranmalıdır:
Evinin haline bak devlete ta'riz eyle ..
(Keçecizâde İzzet Molla)
Şiirlerin farklı temaları işleyip yansıtmasında olduğu gibi,
mısralar da tek başına konulara anahtar olur, kapılar açar.
En küçük atomdan kainata kadar mevcudatı birbirine bağlayan
bir zincir vardır. Parçalar bütünün işaretini ve numunesini
verirler. Adını bilmediğimiz şâirin dediği gibi, damlayla
okyanusun irtibatını kurabilmek lâzımdır:
Ehl-i
dikkat katreden ummâna intikâl eder.
(Lâedrî)
Nitekim, kâinattaki herşey sahibinden izler taşır.
Herşey bir güzellik unsuru olmanın ötesinde, ayrıca
hikmetler saklar. Âlemde fazla ve noksan birşey yoktur.
Herşey tevâfuken yerli yerinde, vakti vaktindedir. Şâir
bunun farkındadır:
Yoktur cihanda nesne halk eylemiştir Mevlâ abes..
(Kuddusî)
İbret almak varken mevcudatın lüzumsuzluğunu düşünmek
gafletin ta kendisidir.. Kuddûsî'nin uyarısı bunadır:
Ey
marifetsiz kişi bir şeye deme asla abes...
Mısralar ibretten, nasihate geçerler. "Olacak"lardan
bahsetmek iknâ getirmez. Ama "olmuş" lara itiraz zordur.
Önceki zenginlerin hali, şimdiki zenginlere ibrettir. Bu
ölçüde bir soru yeter:
Mal-ı
dünyadan ne aldı gitti, var Karun'a sor...
(Hayâlî)
Konular uzar gider, her konudan söz açar bu mısralar.. Şâir,
"mezar taşı ile iftihar olmaz" derken bir gerçeği
anlatır. Bu husus toplumsal alanda da düşünülse yine
aynıdır. Irkî bir imtiyazın sihirli bir formülü yoktur; her
nesil kendisi çalışıp ortaya ehliyetini koyabilmelidir.
Nitekim şâir şöyle der:
Hüneri olmayana faidesi olmaz nesebin..
(M. Tevfik)
Bir
başka şâir az farklı açıdan bir mısra söyler:
Ademe
cübbe ve destar keramet mi verür?..
(
Şeyhülislam Yahya Efendi)
Yine
bir mısrada, "câh" ile yani makam ve mevkiyle câhile fazilet
erişmez diye, alliterasyon ile şu ifade kullanılır:
Câh
ile gelmez fazilet câhile..
(Hükmî)
İmtihan kazanmak kolay değildir. Hayat basamaklarını
fedâkârlıkla göğüslemek herkesin başaracağı iş değildir.
Yükseğe çıkmak içe sindirerek yapılmak gerekir; yoksa baş
döndürür. Lâyık olarak, liyâkat kazanarak, çilesini çekerek
ve ihlasla kaynaşarak ilerlemek asıl yoldur. Sevgilerin,
dâvâ sahibi olmaların bir neticesi vardır. Bu işler çetin
işlerdir. Şâirin dediği gibi Mansurluğa heves etmekle olmaz
bu... Sonunda asılmayı göze alabilmek gerekir. Değilse
herkes Mansur olmaya kalkar:
Dâ'vâ-i Mansur ederdi her kişi, dâr olmasa..
(Ragıp Paşa)
Yine bir başka şâir, şartlar içinde tekamül etmeden buna
niçin tevessül edilir diye sormaktadır:
Pes,
"Enelhak" niçin söyler kişi Mansur olmadan..
(Şemseddin Sivasî)
Burada, söylediğinin içinde olmak bağlayıcılık durumundadır.
Şâir samimiyet sorgulaması yapar:
Sığar
mı bir gönüle iki mahbub var düşün bir kez!..
(Kuddûsî)
Aynı
şâir samimiyet sorgusuna devam eder, sebep-sonuç ilişkisini
arar:
Lezzet mi bulur bal yemeyen, bal dese bin kez...
Nitekim ilâhî sevdaların içinde olmak, derin sevgileri
yüreğinde taşımak, sürekli bir yanışın imtihanıdır. Tıpkı
mumun ışığına sevdalanan pervanenin durumu gibi.. Kavuşunca
sevgisinin ateşine yanmak vardır; kavuşmayınca hasret
ateşine yanmak vardır:
Gönül
pervanesine vuslat ateş, beklemek ateş..
(Şeyh
Galip)
Sevda müptelâsının,hasret hastasının durumu,akan sulara
durgunluk verecek derecededir şâire göre:
Su
uyur düşman uyur, hasta-i hicran uyumaz..
(?)
Edebiyatımızda esprili mısralar da vardır. 18.yy.'ın
nüktedan şâiri Tokad'lı Kani, Silistre ve Bükreş'te divan
katipliği görevleri yapmıştır.. Bükreşte bir Romen kızıyla
evlenmesi sözkonusu olmuş, Romen kız Kânî'den dinini
değiştirip hiristiyan olmasını isteyince söylediği;
Kırk
yıllık Kânî, olur mu yâni?.
mısrası bugüne ulaşan bir espri ve nükte örneği olmuştur.
Nükteli söyleyişlerimiz her konudadır. Hani, birisinden
birşey istediğiniz zaman "işte sadece o yok"
diye esprili bir cevap alırsınız. Bu, "lâzım olduğu
için hiçbirşey yok, lâzım olmadığı için herşey var"
gibi bir tuhaflığı ortaya koyar. Mısra da buna işaret eder:
Ne
ararsan bulunur, derde devâdan gayri...
(Ragıp Paşa)
Bu mısraı, Sultan 2. Mahmud'un hekimbaşı Abdülhak Molla'nın,
saray ecza dolabının üzerine yazdırdığı söylenir.
Dilimizde "hem suçlu hem güçlü" tabiri vardır. Nefs,
gurur ve kibir sahibi insan yaptığı kötü işe dahi bir
gerekçe çıkarmaya çalışır. İnsanın kendine yontması, dilin
kemiği olmaması hakikatleri mecrasından çıkarır. Zalim
kendine acınmasını dahi isteyebilir.. Şâir bu çarpıklığı,
çarpıcı bir mısrayla ortaya koyar:
Sorsalar mağdurunu gaddâr kendin gösterir..
(Koca Ragıp Paşa)
Adaletin tecellisini ister kuvveti, ister nufuzu kullanarak
önlemeye kalkmak zulümün kendisidir. Zulmedenin zalimliği
işin bir tarafı iken, buna rıza gösteren ve alışmaya
yönelenlerin durumu da sayfanın öbür yüzüdür. Kötülerin
hakimiyeti, iyilerin vazifelerini yapmadığının
göstergesidir. Kötülerin başa geçmesinde, iyilerin ihmali ve
dolayısıyla vebali vardır. Ve şu mısra bu durumun kestirme
yansımasıdır:
Hep
karalar iş başına geçti ak utansın!..
(Çizmecioğlu Vehbi)
Kötülük yapılacaktır diye bir kaide yoktur. Yani herkes kötü
olmamaya gayret etmek durumundadır. Kötülüğü tercih etmeye
cevaz ve gerekçe aramak münasebetsiz bir arayıştır. Bunu
anlatan şu mısra vurucu değil midir?
Sana
vâcib mi olmak âleme cellad lâzımsa..
(Avni
Bey)
Ve
hep iyiyi tercihe yönelmek lâzımdır. Seviye ile basitliği
birbirinden ayırabilme basireti gerekiyor. Ölçüleri bozup,
utanacak ve övünecek yerleri birbirine karıştırmamak
önemlidir. Çingenenin merdi hırsızlığı ile övünür
anlamındaki Ragıp Paşa'nın sözü dudaklarımıza bir
istihza kondurmaktadır:
Şecâat arzederken merd-i kıpti sirkatin söyler..
Bu
temelin ve temel ölçülerin olmayışının hazin neticesidir.
Asıl olunması gerekeni olmamak, insanı hiçbir şey olamamaya,
yahut her şey olma özentisine götürür. Bunun tarifini de
yine şâire bırakalım:
İtîkadı olmayan taklid eder her meşrebe..
(Enderunlu Vâsıf)
Mısralarımızla her sohbeti başlatmak, sürdürmek ve bağlamak
mümkündür. Sohbetimize şâir Baki'nin bir mısraı ile nokta
koyabilmemiz bunu teyid edebilmektedir:
Erdi
söz gayete Bâki ne demek lâzımdır...
ozanpolatoglu@googlemail.com
Website:
ozanyusuf.net
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer yazıları:
MISRALARIN GÜCÜ
İSRAİL
AH İSRAİL
Demokrasiye
Bakın
Yeni
göç yasası... Yine güç yasası
Cumhuriyet
Halk Partisi
Bir
seçim böyle geçti
EY
367...
Merhaba
sayın Baykal
Kaosa
bak kaosa
Beyaz
Saray Bembeyaz (!)
Âşık
Yaşar Reyhânî (1)
Vicdan
Testi
Bir
taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Seçim
Şakası
”Avrupa
birliği”inden ”Ortadoğuda”ki karışıklığa
Nice
Saddam nice Bush geçti bu dünyadan
Bayram
o bayram ola
Iraktan
huzur ırak
Bağdat
Bağdat
Geldi
petrol diyarına
Amerikalı
kovboy
|