A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


ARAŞTIRMA
                                                                              Seyfettin ALTAYLI
 
 
info@turkpartner.de



BİR KURULTAYIN ARDINDAN

     Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı’nın onuncusu 18-20. 9. 2006 tarihlerinde Antalya’nın Kemer kasabasında yapıldı.

      Kurultayda kardeş Türk cumhuriyetlerinden Azerbaycan’ın Devlet Başkanı tarafından ve büyük bir heyetle temsil edilmesi Azerbaycan’ın Türkiye’ye duyduğu güven ve yakınlığı teyit etme noktasında güzel bir tablo idi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı tarafından temsil edilmesi bütün dünyaya, Türkiye-Kuzey Kıbrıs birlikteliğinin önemini tekraren vurgulamak açısından önemli bir mesajdı. Kazakistan ve Kırgızistan’ın yüksek devlet delegasyonu tarafından temsil edilmesi de kurultaya ayrıca bir önem kazandırıyordu. Özbekistan ve Türkmenistan’ın kurultaya katılmaması büyük bir eksiklikti ve Türkiye’nin bu devletlerle daha yakın temas kurmasının gereğine, ayrıca Türk Dünyasında bir birlik oluşturmanın o kadar da kolay olmayacağına, bunun son derece zor ve uzun soluklu bir süreç olacağına, bu konuda yılmadan çalışılmasının gereğine de işaret ediyordu.

      Yeri gelmişken bir noktaya temas etmek istiyorum. Avrupalılar sanayi devrimini yaptığından, kendilerinde yeterli gücü bulduğundan beri iki şeyi, sömürge siyaseti ve İslam perdesi altındaki Türk düşmanlığını asla ve asla unutmamıştır. Osmanlı Devleti’ni yıkmak için kurdukları misyoner okullarını şimdi de Avrupa Birliği ve Türkiye’de mantar biter gibi kurdurdukları kiliselerle yapmak düşüncesindeler. Tarihten bir örnek vermek, dost ve müttefik dediğimiz ülke ve halkların gerçek yüzünü daha iyi anlatır düşüncesindeyim: Fransa Kralı I. Fransuva, Avusturya-Macaristan İmparatoru Şarlken’e işgalci siyasetin ardınca koşma uğrundaki mücadelede esir düşmüş ve hapse tıkılmıştır. Fransuva’nın annesi Osmanlı Sultanı Kanunî Sultan Süleyman’a mektup yazarak oğlunun hapisten kurtarılmasını rica etmiş ve Kanunî de dünyanın ikinci büyük imparatorluğu ile savaşı göze alacak cesareti göstererek Şarlken’e adeta ultimatom yollayarak Fransuva’nın hürriyetine kavuşmasını ve halkının başına geçmesini sağlamıştır. Bugün Fransa, sözde Ermeni soykırımının yalan olduğunu bile bile Türkiye’yi adeta bu tarihî yalanı kabule mecbur etmek için elinden geleni esirgememektedir. Diğer Avrupalı devletlerin ve müttefik olarak kabul ettiğimiz, dost dediğimiz ülkelerin Fransa’dan hiçbir farkı yoktur, çünkü bu düşüncemi doğrular nitelikte hemen hemen her gün Avrupalıların verdiği çeşitli beyanatlarla karşılaşmaktayız… Her Türk evladı bunu adı gibi bilmelidir. Bizim hiçbir halka ve devlete karşı husumetimiz yoktur, ancak dost ve müttefik dediğimiz ülkelerin ve halkların da bizi sırtımızdan hançerlemesine göz yumamayız, yummamalı, çelebi siyaseti uygulamamalıyız. Türk siyasileri bu olguların ışığında yeni stratejiler geliştirmelidir.

       Azerbaycan’ın işgal altındaki toprakları ve 1,5 milyonluk kaçkın kitlesi insanlığın yüz karası olarak ortada durmaktadır. Rusya, sebep olduğu bu insanlık dramının çözülmesine her vesile ile engel olmakta ve bazı Avrupa’lı devletleri de kendi çizgisinde yürütmektedir. Kıbrıs konusu, Rum-Yunan ikilisinin marifetiyle çözümsüz olarak beklemektedir. Rusya Federasyonu içindeki Türklük, Rus asimilasyon politikasıyla yavaş yavaş erimektedir. Elbette bu gidişata karşı çıkanlar oluyor; ancak bu güzide insanlar Rus şovenizminin amansız takibine maruz kalmaktadır. Ahıska-Ahılkelek Türkleri‘nin kendi ana yurtlarına dönmeleri BM kararlarına rağmen yılan hikâyesine dönmüştür. Dostumuz, müttefikimiz Amerika’nın marifetiyle 4,5 milyonluk Irak Türklüğü Amerika-İsrail-İngiliz menfaatleri doğrultusunda kullanılan ve kobaylaştırılan Talabani-Barzani kabilelerinin siyasî kaprislerine adeta kurban edilmiştir. Afganistan Türklüğü, Taliban döneminden beri daha insafsızca ezilmeğe devam etmektedir. Gagauzlar adeta Rusların, Moldovanların ve Ukraynalıların insafına terk edilmiştir. Balkan Türklüğünün derdine bir de Kosova eklenmiştir.

      Bütün bu problemler Türkün yaşanan gerçekleridir ve iç karartıcıdır. İyi şeyler de vardır. Sorumlu ve şuurlu Türk insanları Türk yurtlarında gurur verici çalışmalar yapmaktalar, Rusya, Çin, İran, Irak, Afganistan, Gürcistan, Ukrayna vb. ülkelerde adeta onların korkularını tekzip edecek faaliyetler yürütmektedirler. TRT vasıtasıyla Türk yurtlarında Türkiye Türkçesi artık yerleşmeğe ve iletişim dili olarak kullanılmaya aday olmuştur. Kurultaya katılan ve Türk dünyasının çeşitli yerlerinden gelen delegeler bu defa Rusça değil kendi ana dillerinde konuşmuşlardır ki, bu da üzerlerindeki menfur korkuyu atmaya başladıklarının işaretidir.

      “Bu kurultay ışığında Türkiye ne yapmalıdır?” sorusunun birinci cevabı Türkiye, Atatürk’ün gösterdiği yolda yürümeğe başlamalıdır.Atatürk, “İslamcıyız dedik İslamcılık yapmadık, Turancıyız dedik Turancılık yapmadık ve düşmanlarımız uyanıp ayaklandılar, üzerimize çullandılar devletimizi yıktılar!” diyerek hedefi göstermiştir. “Çin Seddi’nden Adriyatik sahillerine” nutukları atmak Atatürk’ün yukarıdaki mesajına aykırılık teşkil eder ve başımıza bela açar. Türkiye’nin ve Türk Dünyasının geleceğini düşünerek yeni stratejiler geliştirmek, bütün ülkelerle dostluk ve müttefiklik ilkelerini ön plana çıkararak, yerinden yurdundan edilen, şoven siyasetlerle ezilen ve asimilasyonla karşı karşıya olan Türk topluluklarına uluslar arası toplumun sahip çıkmasını, bu kardeşlerimizin de asimile olmadan insanca yaşama hakkını elde etmelerini sağlamalıyız. Türk Birliği’nin oluşturulmasının dünyanın menfaatine olduğunu dünya halklarına ve devletlerine bütün açıklığı ile anlatmalıyız, bunu başarmalıyız.

      Türk Birliği’nin temeli dil birliğinden, alfabe ve terminoloji birlikteliğinden geçmektedir. Türkiye’nin bu devirde bile 29 harfli alfabede diretmesi, bu düşüncesini kardeş Türk halklarına ve topluluklarına dayatması yanlıştır. Türkçe, sesli harflerin çokluğu ile temayüz etmiş bir dildir. Bir zamanlar dilimizde 16 sesli harf vardı, bugün bu sayı Türk Dünyasında 11’e inmiştir. 29 harfte ısrar edip 3 sesli harfi ortadan kaldırmaya çalışmak Türkçeye zarar verir. Eğer Atatürk yaşamış olsaydı bir kalemde 29 harfli alfabeyi geliştirir ve Türk Dünyası alfabesini onun yerine ikame ederdi. Türkiye’de Türk Dünyası alfabesinin kullanılması dilimize zenginlik katar ve herhangi bir kargaşa da yaratmaz. Üstelik bu sesler Türkiye Türkçesi’nde yoksa zaten kullanılmayacak ve bize bir külfet getirmeyecektir, ancak Türkiye’nin böyle bir adımı attığını ispat edecek, kafalarda oluşmuş veya oluşturulmuş menfi düşünce ve yargıları yok edecektir. Diğer taraftan Türk Dünyasında kullanılacak bir terminolojiyi oluşturmaya mecbur ve mahkûmuz. Bunun için, bölge ve yurtlarında ilmî seviyesi ile temayüz etmiş bilim adamları davet edilmeli ve Türk Terminolojisi sözlüğü hazırlanıp kabul edilmeli ve bu sözlük basın yayın vasıtalarında çalışanlardan tutun, ilgili sahalarda çalışan kimselere kadar bedava dağıtılmalı ve bu birliktelik kısa zamanda oluşturulmalıdır.

      Türk dünyasıyla ortak üniversiteler ve ilmî merkezler kurulmalıdır. Türk dünyasındaki beyin göçüne engel olunmalıdır, çünkü onlar Türklüğün en nadide değerleri ve geleceğimizi yetiştiren mirasımızdır, mirasımızın yağma edilmesine müsaade edilmemelidir. Bunun için de Türk yurtlarındaki özel kurumların işlerlik kazandırılması Türkiye’nin önderliğinde olmalıdır. Örnek olarak, Azerbaycan’ın Şamahı bölgesindeki Pirgulu rasathanesi ve Almatı’daki hızlandırıcı laboratuarı Türkiye ile müştereken veya Türkiyeli elemanların da katılımı ile daha akılcı kullanılabilir. Yıllardır Amerika, Japonya, Almanya vb. gibi ülkeler atom hızlandırıcıları üzerinde çalışmaktadır, çünkü bu yolla nerdeyse bedava enerji kaynağı geliştirmek düşüncesindeler. Tarih boyunca asla ve asla bağımsız bir devlet kuramamış Hayların (Ermeniler), İngiltere ve Rusya’nın marifetiyle kurdukları Ermenistan bile, Sovyetlerin parçalanmasıyla bağımsızlığını kazanır kazanmaz 1000 kişilik bir uzman kadrosunu hızlandırıcı üzerinde çalışmaya ayırmıştır. Türkiye ise bu konuya hâlâ kayıtsız yaklaşım göstermektedir. Almatı’daki laboratuarda birlikte çalışma bu konudaki açığı kapatmada önayak ve itici güç olur kanısındayım. Kısacası Türkiye artık Türk cumhuriyetlerine yüzünü dönmeli hem Türkiye hem de diğer Türk yurtlarından adeta çalınıp götürülen beyin göçüne engel olmalı ve bu değerlerin kendi halkları içinde yaşayarak onlara faydalı olmasını sağlamanın yollarını gelecek adına bulmalıdır, bulmaya da mecbur ve mahkûmdur.

      Türk Dünyası’nda Türklüğün gelişmesi uğrunda çalışanlara verilmek kaydıyla bir Türk Nobeli niteliğindeki mükâfatın oluşturulması ve bu kurultaylarda verilmesi bir gelenek hâlini almalıdır. Böylelikle Türklük yolunda çalışma hem teşvik edilmiş olur hem de bu sayede bütünleşme yolunda muazzam mesafeler kat edilir.

Bir Kurultayın ardından
DEDE KORKUT’TA SAĞ-SOL ANLAYIŞI VE BUNUN TÜRK DEVLET GELENEĞİ YÖNÜNDEN ÖNEMİ

SAYFA BAŞI


   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar
Bu Günden Korkuyordum
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemizden çalınan tarihi eserlerimize sahip çıkalım
Prof. Dr. Ümit Özdağ
12 Eylül Öncesi Hesaplaşması ve Sol Kültürel Terör
Haldun Çancı
Türkiye'nin Batı Sorunu
Tevfik Abdin
İstanbul’da BENİ HEP ALDATTILAR...
Yakup Yurt
Kısır Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Fikret Ekin
Oyun İçinde Oyun mu?
Üzeyir Lokman Çaycı
Yolcular
M. Ali Aladağ
Çağdaş Yobazlar
Hasan Kayıhan
Ayrılığın Rengi Hüzün
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Yeni Yıl Bilim ve Üniversitelere Ne Getiriyor, Ne Götürüyor?
Şefik Kantar
Ey Alman, Titre ve Kendine Dön !
Ayten Kılıçarslan
Türkler şiddet kurbanı
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç