·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


ARAŞTIRMA
                                                                              Seyfettin ALTAYLI
 
 
info@turkpartner.de



DEDE KORKUT’TA SAĞ-SOL ANLAYIŞI VE BUNUN TÜRK DEVLET GELENEĞİ YÖNÜNDEN ÖNEMİ

     Dede Korkut Destanları Türk halkının kutsallık seviyesine yükselmiş eserlerinden biridir. Ne yazık ki, şimdiye kadar ona Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’den başka hiç kimse Türk devlet geleneği yönünden bakmamıştır. Araştırmacılar ise özellikle ondaki dil, edebiyat, gelenek görenek ve hayat tarzı ile ilgilenmişlerdir.

     Türk devlet geleneğinde “devlet, istiklâl, ülke ve halk” temel taşlardır[1].

     Türk’ün hakimiyet anlayışında devlet veya imparatorluk, ona Tanrı tarafından armağan edilmiştir[2] ve o da bu büyük sorumluluğu gerektiği şekilde korumalıdır.

     Türk devlet teşkilatında Oğuz Han’la başlayan devletçilik geleneğinde devlet “Sağ ve Sol” olmak üzere iki kolda teşkilatlanmıştır[3]. Sağ taraf Türk tarihinde hep kutsal kabul edilmiştir; çünkü hakimiyet daima bu kolda olmuştur. Şecere-i Terakime’de şöyle denilmektedir:” Oğuz Han, Şam vilayetinde iken bir kölesine altın bir yay ve üç altın ok verdi. Ona dedi ki; altın yayı doğuda insan ayağının değmediyi bir yere göm ve bir tarafını dışarıda bırak, okları ise batı tarafta aynı şekilde toprağa göm ve gel. Kölesi bu emri yerine getirdikten bir yıl sonra üç büyük oğlunu doğu tarafına üç küçük oğlunu da batıya yolladı. Büyük oğulları altın yayı bulup getirdiler ve babalarını emri ile onu üçe böldüler. Üç küçük oğlu da batı taraftaki üç altın oku bulup getirdiler ve okları da onlar paylaştılar. Oğuz, yurduna döndükten sonra büyük bir toy yaptı herkesi oraya topladı. Büyük oğullarını sesleyerek şunları söyledi: Siz altın yayı bulup getirdiniz, adınız bundan sonra “Bozok” olsun, küçük ağıllarım siz de okları bulup getirdiniz sizin adınız da “Üçok” olsun. Bundan sonra Bozok neslinden her kim olabilirse o hakan olsun, onlar Sağ’da otursunlar. Üçoklar da Sol’da otursunlar ve dünya devam ettikçe emrime itaat etsinler”[4].

     Oğuz devrinde aile içinde oturma düzeninin temelini ise vezir Irkıl Hoca atmıştır. O, “orun” adlı töreyi hazırlamış ve bu kanunla aile içinde kimin nerede oturacağını belirlemiştir. Oğuz’un gökten inen bir ışık içinden çıkan kızla evlenmesinden doğan oğlu Gün Han, Oğuz’dan sonra hakan olduğu için başta oturuyordu. Onun sağında veliaht olan büyük oğlu Kayı, solunda ise Oğuz’un diğer eşinden olan oğlu yani Gün Han’ın kardeşi Gök Han otururdu[5].

     Sofra başında otururken de herkesin kendine ait yeri vardı ve kesilen hayvanın neresini kimin yiyeceği de yine “orun” adlı kanunla belirlenmişti[6].

     Hun devrinde hakanın otağının kapısı hep doğuya bakardı[7]. Göktürkler zamanında da ülkenin idaresi hep sağ ve sol olmak üzere iki taksimata ayrılırdı[8]. Sağda hakan otururdu, solda ise veliaht. Eski Türkler, kutsal kabul ettikleri doğuya yüzlerini çevirip Güney yönüne “Sağ”, Kuzey yönüne ise “Sol” diyorlardı[9]. Bu tarz bölünme ise Türklerin kosmoloji anlayışı ile ilgiliydi.

     Oğuz Han’ın vasiyeti aynen yerine getirilmiş ve nesiller boyu devam ettirilmiştir. Selçuklular da Anadolu’da Bizanslılara karşı daha iyi mücadele edebilmek için kendi hakimiyetlerindeki topraklarının doğu ve batı yönlerinin en uç noktalarında “Uç” teşkilatları kurmuşlardı[10] ki, bu anlayış da Hun-Göktürk devrinden beri devam eden geleneğin devamıdır.

     Sağ-Sol anlayışı, Türk tarihi ve kültürü yönünden son derece öneme haiz Orhun yazıtlarında da bütün azametiyle kendini göstermektedir. Bilge Han yazıtının kuzey tarafında şu ifadeler yer tutmuştur: “Benden sonra gelen küçük kardeş ve yeğenlerim, oğullarım, bütün soyum, milletim; sağdaki Şadapıt beyler, Soldaki Tarkanlar[11]...” Burada da sağ ve sola devlet geleneği çerçevesinden işaret edilmektedir.

     Altın Orda devletinin hakanı Özbek Han’ın düzenlediği bir törende yer tutma geleneği ile ilgili olarak Arap seyyahı İbni Batuta şunları söylemektedir:” Törende devletin ileri gelenleri Sağ ve Sol düzenine göre oturmuşlardı. Kadınlar da kendi nüfuzlarına göre sağda ve solda oturuyorlardı[12].

     19. yüzyılda Teke Türkmenleri arasında 14 ay iradesi dışı kalmak mecburiyetinde kalan Henri De Coulioeuf De Blocqueville, onların ev içinde nasıl oturdukları konusunda şunları söylemektedir: “Evin reisi ocağın önünde ve kapıya bakan tarafta oturuyordu. Kadınlar kapının sağında, erkekler ve misafirler ise sol tarafında, yani aile reisinin sağ tarafında oturuyorlardı[13].

     Türk devlet geleneğinde görülen, aile içinde de aynen uygulanan sağ ve sol yönler aynen Dede Korkut’ta da göze çarpmaktadır. Devlet idaresinde ve protokol kurallarında herkesin kendi yeri vardı ve bu bozulmaz kanun hükmündeydi. Özellikle kurultaylarda yer tutma ve oturma düzeni kendini bütün çıplaklığı ile göstermektedir. Kimse kimsenin yerinde oturmazdı.

     Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek boyunda; “Bayındır Han karşısında oğlu Kara Budak yayına yaslanıp durmuştu. Sağında Kazan’ın oğlu Uruz durmuştu. Sol yanında ise Kazılık Koca oğlu Bey Yeğen durmuştu”[14].

     Aynı boyda Bayındır Han’ın divanında oturan Oğuz beğlerine ve oturdukları yerlerine bir bakalım.

     “Hanın sağında Bayındır Han’ın torunu Salur Kazan’ın oğlu Uruz duruyordu. Han’ın solunda ise Kazılık Koca oğlu Bey Yeğen duruyordu”[15]. Bu düzene göre Uruz’un veliaht olduğu anlaşılmaktadır.

     Uruz’un hapsedildiği boyda şu ifadeler yer tutmaktadır: “Oğulcağızı Uruz, karşısında yaya yaslanıp ayakta durmuştu. Sa tarafında Kazan’ın yeğeni Karagüne vardı. Sol yanında dayısı Aruz oturmuştu[16].

     Yine Kam Büre Bey oğlu Bamsı Beğrek boyunda deniyor:

     “Sağda oturan sağ beğler

     solda oturan sol beğler[17].

     Destanda kendi yerini bilmeyen ve oturma düzenine uymayan Uşun Koca oğlu Eğrek’e Ters Uzamış dönerek şunları diyor: “Mere Uşun Koca oğlu, şu oturan beğlerin her biri oturduğu yeri kılıcının hakkıyla kazanmıştır. Mere sen baş mı kestin? Kan mı döktün? Aç mı doyurdun? Çıplak mı giyindirdin?[18].

     Aile, Türk Milletinin temel taşı ve Türk devletinin mikro parçasıdır[19]. Aile, tarih boyunca tabiatın her türlü deneğinden başarıyla çıkmıştır. Türkler devletlerine, aynen ailelerinde olduğu gibi saat dakikliğinde çalışan bir düzen oturtmuşlardır. Ailede verilen devletçilik şuuru asla değişmeyen bir düzen gibi tatbik ediliyordu. Hakanlık ve veliahtlık demokratik seçimlerle layık olanlara emanet ediliyordu. Ters Uzamış’ın dediği gibi herkes kendi yerini aklı, milleti ve devletine olan sadaketi ve kılıcının hakkıyla alıyordu. Sağ ve Sol, öylesine yerler anlamını taşımıyordu. Bu anlayışta cihan hakimiyeti ideali ve bu ülkü yolunda da herkes kendi becerisi ve yeteneği ile kendi yerini kazanıyordu.

     Dede Korkut meydana gelip alkış verirken diyor ki; “Koşarken akboz atın tökezlemesin!”

     Burada ifade edilen akboz renkli at da Türkün hakimiyet anlayışı ile ilgilidir. Oğuz Han’ın Çin imparatoru Kao’yu M. Ö. 200 yılında Peteng Kalesi harbinde çembere alırken ordusunu dört yönün at rengine göre tanzim etmişti. Boz atlar, kutsal kabul edilen doğu tarafta, doru atlar güenyde, beyaz atlar batıda, siyah atlar da kuzey tarafta dizilmişti[20]. Dede Korkut, altışında “akboz atın tökezlemesin” ifadesini de aynı “kutsal doğu” anlayışı ile kullanmıştır.

     Türk kosmolojisine göre hakanın otağı, sarayı veya yaşadığı şehir dünyanın merkeziydi, dört ana yön de onun hükmü altındaydı[21]. Sağ ve solun kutsal sayılmasında[22], Türk Milletinin, kainatın yaratılması ve kendinin ona hükümran olmasının Tanrı tarafından sunulduğu inancı asıl sebep olarak kendini göstermektedir.

     Dede Korkut Destanları Türk devlet geleneğinin destanlaşmış abidesidir.


 

[1] Prof. Dr. Kafesoğlu, İ, Türk Milli Kültürü, s. 232-237, İstanbul

[2] Giraud, Rene, Göktürk İmparatorluğu, s. 108, İstanbul 1999

[3] Prof. Dr. Kafalı, Mustafa, Altın Orda Hanlığının Kuruluş ve Yükseliş Devirleri, s.117, İstanbul

[4] Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime, s.243-244, Ankara 1996

[5] Ögel, Bahaeddin, Türklerde Devlet Anlayışı, s.367,368, Ankara 1982

[6] İnan, Abdülkadir, Makaleler ve İncelemeler c. I, s. 242, Ankara 1987

[7] Roux, Jean-Paul, Türklerin ve Moğolların Eski Dini, s.87, İstanbul 1994

[8] Arsal, Sadri Maksudi, Türk Tarihi ve Hukuk, s.209, İstanbul 1947

[9] Ögel, Bahaeddin, age, s.24-25

[10] Köprülü, M. Fuad,Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, s.131, Ankara 1972

[11] Orkun, Hüseyin Namık, Eski Türk Yazıtları, c. I, s. 22, İstanbul 1936

[12] Kafalı, Mustafa, age, s. 119

[13] De Blocqueville, Henri De Couliboeuf, Türkmenler Arasında, s.55, Ankara 1986

[14] Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı I, s. 117, Ankara 1997

[15] Gökyay, Orhan Şaik, Dede Korkut Hikayeleri, s. 55, İstanbul 1985

[16] Ergin, Muharrem, age, s. 154

[17] Gökyay, O. Şaik, age, s.74

[18] Ergin, Muharrem, age. S. 225

[19] Ögel, Bahaeddin, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 239, İstanbul 1988

[20] Ögel, Bahaeddin, Hun İmparatorluğu Tarihi, c.I, s.406, Ankara 1981

[21] Esin, Emel, Türk Kosmolojisi, s.18, İstanbul 1979

[22] Sümer, Faruk, Oğuzlar, s. 165, İstanbul 1992


DEDE KORKUT’TA SAĞ-SOL ANLAYIŞI VE BUNUN TÜRK DEVLET GELENEĞİ YÖNÜNDEN ÖNEMİ

SAYFA BAŞI


   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Bu Günden Korkuyordum
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemizden çalınan tarihi eserlerimize sahip çıkalım
Prof. Dr. Ümit Özdağ
12 Eylül Öncesi Hesaplaşması ve Sol Kültürel Terör
Haldun Çancı
Türkiye'nin Batı Sorunu
Tevfik Abdin
İstanbul’da BENİ HEP ALDATTILAR...
Yakup Yurt
Kısır Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Fikret Ekin
Oyun İçinde Oyun mu?
Üzeyir Lokman Çaycı
Yolcular
M. Ali Aladağ
Çağdaş Yobazlar
Hasan Kayıhan
Ayrılığın Rengi Hüzün
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Yeni Yıl Bilim ve Üniversitelere Ne Getiriyor, Ne Götürüyor?
Şefik Kantar
Ey Alman, Titre ve Kendine Dön !
Ayten Kılıçarslan
Türkler şiddet kurbanı
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç