|
GÜNDEMİNÖZÜ
Ş
e f i k K a n t a r
|
|
|
skantar@turkpartner.de
|
DAVUL
TOZU, MİNARE GÖLGESİ
Milli Eğitim Bakanı
Sayın Hüseyin Çelik, atama yapmak isterken karşılaştıkları
zorlukları ortaya koyduğu bir konuşmasına,
‚atayacağınız kişilerle ilgili olarak
neredeyse davul tozu, minare gölgesi, Hazreti İsa'nın
nefesi gibi şeyler isteniyor. Yönetici atayamıyorsunuz.’
diye dert yanıyordu.
Aynı bakan üç gün önce yaptığı açıklamasında,
elinde olsa Patrikhane’ye ait Ruhban Mektebi’ni 24 saat içerisinde
açacağını söylerken bir karşılaştırma
yapıyor ve Avrupa’da vatandaşlarımızın
500’ün üzerinde cami açmalarını emsal olarak gösteriyor.
Okul konusunda da Rotterdam’daki İslam Üniversitesi’nin
varlığına dikkati çekiyor.
Avrupa’daki camiler, son zamanlarda Fener Patrikhanesi yanlıları
ve misyonerlere sonsuz haklar verilmesini savunanların ağızlarından
düşürmedikleri bir konudur. Bu söylemi kullananların
bir çoğu, Avrupa’daki ‚cami’ dedikleri kurumların
mahiyetini bildikleri halde açıkça yalan söylemekte,
milleti kandırmaya çalışmaktadırlar.
Avrupa’da sayı olarak en çok ‚cami’ Almanya’dadır.
Sayıları 1200 civarındadır. Bunların
içerisinde, Türkiye’den ve diğer İslam ülkelerinden
bildiğimiz minareli, kubbeli formatta olanların sayısı
çok azdır. Kiliselerin alınıp cami yapıldığı
konusu ise, çok konuşulan ancak örneklerini pek göremediğimiz
bir ‚abartma’dan ibarettir. Bu abartılı konuşmaların
bir yansıması olsa gerek, geçtiğimiz
haftalarda kullanılmadığı ve ihtiyaç
kalmadığı için protestan kilisesi tarafından
satışa çıkarılan kilise ve değişik
külliyelerin satış şartnamesinde ‚müslümanlara
satılmaz’ ibaresi yer almaktaydı. (İlk yıllarda
müslümanların ibadet edebilmeleri için bayram namazında
Köln Katedrali’ni vermekten çekinmeyen, hatta onunla
gururlanan kilise teşkilatlarının daha sonra niçin
uzaklaştıkları ayrı bir yazı
konusudur.)
Almanya’da cami diye adlandırılan mekanların
tamamına yakını dini literatürde ‚mescid’
denilen kategoriye girmektedir. Bunlar, satın alınan
veya kiralanan eski fabrika, atölye, depo gibi alanların,
duvarlarının badana edilmesi, bir minber, bir kürsü
eklenmesi ve altına halı, kilim serilmesi suretiyle
ibadet edilebilir hale getirilerek yapılmaktadır.
Avrupa’daki en büyük dini kuruluşumuz Diyanet
İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB)’nin
Köln’deki merkezi ve camisi, eski bir atölyeden bozmadır.
Bu ibadet yerleri, kurumsal olarak dernekleşen vatandaşlarımızın,
aralarında topladıkları paralarla, ne Türk ne
Alman devletinden her hangi bir maddi yardım almaksızın
ortaya çıkarılmaktadır. Bu mekanların
tamamına yakını ‚resmen’ ibadet yerinden
ziyade ‚göz yumulan’ ibadet yeri konumundadırlar.
Alman Anayasası’nın İslamiyeti ‚resmi’
din kabul etmemesinin ve dini cemaatlerden herhangi birisinin
kendisini tanıtamamasının sonucu olarak, bu düzen
kırk yıldır böyle gitmektedir.
Diğer yandan bu kurumlar, sadece ibadet edilen
mekanlardan değil genelde çeşitli sosyal ihtiyaçların
da karşılandığı birimlerden oluşmaktadır.
Bir çok kurumda, vatandaşların günlük ihtiyaçlarının
karşılandığı berberden markete,
seyahat acentasından tercüme bürosuna kadar çeşitli
hizmet birimlerini de görmek mümkündür.
Türkler tarafından hizmete sokulan ibadet yerlerinin
tamamına yakınının cemaatini, bu ülkede
yaşayan insanlarımız oluşturmaktadır.
Arap ülkelerinden, İran’dan, Pakistan’dan gelen müslümanların
da kendilerine ait ibadet yerleri vardır. Tüm İslam
ülkelerinden gelenlerce ortak kullanıldığını
söyleyebileceğimiz ibadet yeri sayısı yok
denecek durumdadır. Bunda etkin amil, nüfus yoğunluğudur.
Aynı şekilde, Fransa’da Arap kökenliler sayıca
ön plandadırlar. Alman müslümanların da
kendilerine ait ibadet ettikleri mekanlar, sayılarıyla
ve kesafetleriyle orantılı şekilde mevcuttur.
Anlaşılacağı gibi, ibadet mekanlarının
varlığı, ülkedeki müslümanların ihtiyaçlarını
karşılamaya yöneliktir. Ne misyonerlik düşüncesi
söz konusudur, ne de Almanya’yı belli konularda
uluslararası platformlarda köşeye sıkıştırma
gibi art niyetler vardır. Almanların arasına
nifak sokmak, Alman çocuklarını kandırarak müslümanlaştırmak
gibi gayeler yoktur. Almanya’da İslam Cumhuriyeti düşüncesi
de mevcut değildir. Halbuki misyonerlik faaliyetlerinin
ve Fener Patrikhanesi’nin konumu ve hedefi tamamen başkadır.
Ruhban Okulu etrafında koparılan gürültü, işin
arkasında masum niyetler ve hedefler olmayışındandır.
Kaldı ki, Fener Patrikhanesi’nin sicili parlak değildir.
Türkiye’ye karşı olanların içteki uzantısı
rolünü oynamaktan geri kalmamıştır.
Halbuki tüm zorluklara rağmen, Almanya’da yaşamakta
olan müslümanlar, çalışıp karınlarını
doyurdukları ülkenin kamu düzeninin gerektirdiklerini
uygulama hususunda yeterli hassasiyeti göstermek bir yana, hiç
bir platformda Almanya’yı zor durumda bırakabilecek
yakınmalara da tevessül etmemişlerdir. Bu yakınmama,
her şeyin güllük gülistanlık oluşundan
kaynaklanmadığı gibi, Türkiye’deki bir kısım
Patrikhane yanlısının söyledikleri hususlarla
da paralellik arzetmemektedir.
Almanya’da gerçek cami formatındaki ibadet yerlerinin
azlığı, Alman idari makamlarının
çıkardığı güçlüklerle, Alman siyasi
organlarının oynadıkları iki yüzlü
oyunlardan dolayıdır. Almanya, tüm özgürlükçü
tutumuna rağmen, camiler sözkonusu olduğunda bir yığın
idari ve siyasi gerekçenin arkasına saklanarak cami yapımlarını
engellemeye çalışmaktadır. Bu husustaki en güzel
örneklerden birisi 125 binden fazla müslümanın yaşadığı
Köln’de, hem kentin hem müslümanların şanına
yaraşır bir caminin ‚hala’ yapılamamış
oluşudur. Tüm büyük Türk kuruluşlarının
merkezinin yeraldığı Köln’de müslümanlar
ibadetlerini hala atölyeden bozma mekanlarda, bodrum katlarında,
depodan bozma yerlerde yapmaktadırlar. Şimdiye kadar
tüm cami yapım teşebbüsleri burada detayına
girmeyeceğimiz siyasi oyunlar ve eften püften sebeplerle
engellendi. (Umarız yeni teşebbüsler başarılı
olur da, Türkiye AB’ye girene kadar Köln camisine kavuşur.)
Peki, cami yapılan yerlerde nasıl oldu? Tek
kelimeyle çok zor oldu. Minarenin uzunluğundan tutun,
minarenin gölgesinin düşeceği yere kadar problem
haline getirildi. Örnek olarak; Neuss’ta yapılan
caminin minaresi uzun yapıldığı ve gölgesi
komşunun arsasına düştüğü için yıktırılıp
yeniden yaptırıldı.‚ Minare gölgesi’
deyimi de böylece literatürdeki yerini sağlamlaştırmış
oldu.
Görüleceği gibi, her şeye rağmen
Almanya’daki müslümanlar kanunun üstünlüğüne
inanmakta, ona uygun davranmaktan geri durmamaktadırlar.
Halbuki Fener Ruhban Okulu için kanunların öngördüğü
hususların uygulanmaması istenmekte, bunun için
uluslararası desteklerin arkasına sığınılmakta,
Sayın Hüseyin Çelik’te kanunsuzluğa taraf olmak
için can atmakta olduğunu ortaya koymaktadır.
Almanya’da gerek cami gerekse mescid olsunlar; müslümanların
ibadet yerleri tamamen korumasız haldedirler. Zaman zaman
depreşen terörist saldırılara karşı
korumasızlığın yanında, ölçüsüz
ve gereksiz devlet gücü karşısında da korumasızdır.
11 Eylül bahanesi ile, bir çok cami ve mescide baskınlar
yapılmakta, bu baskınlarda bir ibadethaneye gösterilmesi
gereken saygı sınırlarının dışına
çıkılmakta, somut bir şey elde edilemeyen bu
baskınlarla sanki müslümanlar rencide edilmeye, aşağılanmaya
çalışılmakta, adeta provokasyonlara davetiye
çıkarılmaktadır. Bazı cami önlerinde
Cuma günleri yapılan kimlik kontrolleri, insanlara ister
istemez Filistin’deki, Kudüs’teki uygulamaları hatırlatmaktadır.
Camilere ve masum cemaate karşı girişilen bu tür
davranışların aslında teröristlere
yarayacağını hesap etmeyen Alman yetkililer,
şimde de ısrarla camilere kamera konmasından
bahsetmektedirler.
Sayın Bakan’ın bahsettiği Rotterdam’daki
İslam Üniversitesi de Hollanda kanunlarına göre
kurulmuş bir okuldur; uluslararası baskı ve bazı
Hollandalı yetkililerin kanunları gözardı
etmeleriyle değil. Bu yönüyle Ruhban Okulu ile bir
paralelliği ve benzerliği yoktur.
Milli Eğitim Bakanı’nın olsun, diğer
yetkili ve siyasilerin olsun bu gerçekleri bilmemesi mümkün
değil. Bu nedenle, toplumu aldatmak için örnekleri saptırmaya
tevessül etmesinler. Zira;
‚Aldatan bizden değildir.’
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Davul
Tozu, Minare Gölgesi
Türklerin
ve AB’nin geleceği
Bizi
bekleyen Avrupa
Almanya’da
Türk Adası
Schröder’le
AB trenine binmek mümkün mü?
Gündemi
Avrupa’ya taşımak
Terörün
yeni yüzü
AB
ilerleme raporun’da unutulan bazı hususlar
Son
ziyaret üzerine
Yaşasın,
kurtulduk ! (mu)?
Önemli
bir başarı !
Politikasızlık’
politika olursa...
ABD
Hamburg’ u bombalar mı?
Terör
ve Yeni Dünya Düzeni
Biri
bizimle dalga geçiyor
Türkçesinin
Türkçesi
Kelleci politikaların sonu
Sağlam imzalara
bak!
SAYFA
BASI
|