|
Tehlikeli
İlişkiler
Günümüzde, dünyada girişilen hertürlü ilişkinin,
geri plandaki hedefleri-görünmeyen yüzü-, olağanüstü
iletişim ve demokrasilerin gelişmesi karşısında,
devletlerin halklarına hesap verme mecburiyetleri
nedeniyle daha aleni ve anlaşılabilir hale gelmiştir..
Bir başka nedense, gerek insan ilişkilerinde,
gerekse devletlerarası münasebetlerde, çağımızda
öne çıkan temel unsur, ekonomik çıkar ve "güvenliğ"
e dayalı beraberliklerdir. Önceleri her türden
birlikteliklerde, kültürel ve ahlaki temeller ve gerekçeler
bulmak gibi bir kaygı çoğu kez önem taşırken,
günümüzde bu temellerin kayması ve yalnızlaşan
insanın güvenlik-yarın endişelerinin artması
nedeniyle, artık çıkar hedefi gizlen(e)mez olmuştur.
Yada bunu gizlemekle elde edilecek "erdemlilik"
boyutunun anlamı oldukça azalmıştır.
Bunun son çarpıcı örneklerinden biri, ABD nin Irak
işgali ise, bir diğeri şu an kapısına
dayandığımız AB müzakerelere başlama
sürecinde yaşanmaktadır. Avrupa Birliği oluşumunu
ve birliğe katılmamız konusunda önümüze
konulan, son metin ve gelişmeleri bu çerçevede ele
almak ve alıştığımız üzere, gerçeğin
sevimsiz yüzünü, duygusal bir hayal perdesiyle örterek görmezden
gelmekten vazgeçmeliyiz. Şüphesiz, projenin bazı açılardan
eleştirilecek yönleri vardır ancak, hissi nutuklar
atarken, problemin diğer tafarlarını;
alternatiflerini ve neyi hakedip-neye layık olduğumuzu;
buna karşılık neyi istediğimizi iyi
hesaplamalıyız.
Karşılıklı
güçlendirici bir işbirliğine dayanmayan, menfaat
denkliğinin olmadığı bir beraberlikte,
kendi dışımızda dikkate alınmayan
"haysiyetimiz"e rağmen,"efelenme"
huyumuz başta olmak üzere, belli tehlikeleride taşıyan
bazı fedakarlıklarıda göze almamız
gerekeceği açıktır..
Yine birçok düşünür
gibi, Sayın Mahmut Aşkar'ında ifade ettiği
üzere,17 Aralık 2004 tarihi başta ülkemiz olmak üzere
kesinlikle yeni bir dönemin ve belkide yeni bir çağın
başlangıcı olacaktır.
AB, dünyada siyasi ve ekonomik
bir birlik ve güç unsuru olma amacıyla oluşturulmuş
ve halen varolan güç ve organizasyonların belkide en
olumlusudur denilebilir. Gerçektende duruma daha soğukkanlı
bakıldığında, AB, gerek ekonomik varlık
ve bu varlığın adaletli dağıtımı,
gerekse insan hakları,demokrasi ve özgürlüklere verdiği
önem açısından kesinlikle ciddiye alınması
gerekli bir oluşumdur.Yine, insanlığın ulaştığı
akli gelişimin bir örneğini oluşturma ve güçler
dengesinde işgal ettiği çok yönlü boşluk açılarındanda
ayrıca kayda değer bir organizasyondur. Bu oluşumu,
yüzyıllardır "teba" yada "ikinci sınıf
insan" muamelesi görmüş milletin büyük çoğunluğu,gerek
sosyal güvenlik, gerekse adaletli bir yönetim ümidiyle büyük
bir sevinçle karşılamaktadır.
İçimizde bu oluşuma
karşı yükselen seslerin ise belli başlı
üç temel noktadan itirazları olduğu görülüyor:
1.Egemenlik haklarının bir bölümünden de olsa
-gururlu bir millet olarak- feragat edemeyiz.Kendi insanımıza
ne kadar insan ne kadar yaratık muamelesi yapacağımızı
biz kimseye sormayız.
2.Demokrasi ve insan hakları açılımlarının,
bölücülük tehlikesini artıracağı. Özgürlük,
öyle söylenildiği gibi herkesin kullanması şart
olanbir hak olamaz. Bizim özel şartlarımız
var.
3.Kültürümüzün eriyip kaybolacağı. Karşı
olan ve destekleyen bu iki görüşün arkasında
yatan, -herzaman olduğu gibi söylenmeyen- gerçekleri
gelecek yazımızda tartışabiliriz.
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Tehlikeli
İlişkiler
Eylül
Akşamlarının -Yada Bir Kaybın- Ardından
"Her
Gün Biraz Daha Yakın"
İçe
Kapanış 2
İçe
Kapanış 1
Bütün
Duygularım
Ölü
Canlar
Dostoyevski
Kültürel
Çözülme ve Zorlanan Kişilik
İnsan
Hakları ve İslam Ülkeleri
Şu
halimize bakın
Yüzleşme
SAYFA
BASI
|