|
|
HİKAYELERİM Sizden
Biri
|
|
|
info@turkpartner.de
|
BÜLBÜLLER
ÖTMÜYORDU
Bir gül bahçesi düşünün ki, güller tarümar
bülbüller suskun. Gülü bülbülsüz, bülbülü gülsüz düşünebilirmisiniz?
Düşünemezsiniz!
Aşığı sazsız, şairi şiirsiz,
Ferhat´ı Şirin´siz düşünemediğiniz
gibi.
Gül olacak kokmayacak, bülbül olacak ötmeyecek, mümkün mü?
Bir
yaban girmiş bu bağa. Ve yaman girmiş...
Bir ramazan akşamı dostlarınızdan birinin
evine iftar yemeğine davetlisiniz. Oruç bozma saatine az
bir zaman kala, davetli olduğunuz evin kapısına
dayanıyorsunuz. Kapı açılıyor, içeriye
girer girmez mutfaktan eve yayılan yemek kokusuyla mest
oluyorsunuz. Oturma odasındaki masa en lüks
lokantalardan daha güzel hazırlanmış.
Karşınızdaki kitaplık dikkatinizi çekiyor;
oraya bir göz gezdirirken içinizden "aşina
kitaplar" diye mırıldanıyor ve bir-iki
kitap çekerek yerinize oturuyorsunuz. Kitapları karıştırırken
iftar saati de gelmiş oluyor.
"Ya Rabbi, senin rızan için tutuğum orucu,
senin verdiğin nimetlerle bozuyorum. Kabul
eyle!"diyor, ve besmeleyle bir yudum su içiyorsunuz. Kaşık,
tabak sesleri ve bazılarının çorbayı
hortlaya-fırtlaya içmesinden başka bir ses yok. Aç
kurtların sürüye dalışı gibi
masadakilerin yemeklere bir saldırışı var
ki, temaşaya değer doğrusu.
Tabaklar-bardaklar yavaş yavaş boşalmaya başlarken,
kafalar ve karınlarda ağırdan ağırdan
dikleşmeğe başlıyor.
Ve çaylar geliyor, tiryakiler cıgaralarını tüttürmeğe
başlıyorlar.
Önünüzdeki kitapları karıştırıyorsunuz.
"Bayrak Şairi" Arif Nihat Asya (rahmetli) ´nin
kitabı var elinizde. Yüksek sesle okuyorsunuz:
"Bu ufuklarda şafak, gül gül olur;
Dalların her kuşu, bir bülbül olur"
Etrafınızda yaşlı genç, mektepli
mektepsiz, ama hepsi aynı kafadan ve "dava"dan
olanlara bir göz atıyorsunuz: Kimse oralı gözükmüyor.
Biraz daha gür bir sesle :
"Kalk yiğitim, yine dağ başını
duman aldı...
Parçalandı bir kıtanın toprakları,
Aslan payını aslan olmayan aldı...
Kalk yiğitim, yine dağ başını duman
aldı"
Bu da kâr etmiyor. Bırakın
kalkmayı, kaldırmayı...yerlerinden bile kıpırdatamıyorsunuz.
Televizyonda haberler: Rusya, Çeçenistan´a yeniden girdi.
İsrail, yine Filistin topraklarını karadan
tanklar ve havadan helikopterlerle bombardumana tuttu.
Amerika, İrak´ı vurmaya hazırlanıyor.
Önünüzdeki kitaplardan biri de M.Akif´in "Safahat"ıdır:
"Ey koca Şark, ey ebedi meskenet!
Sen de kımıldanmaya
bir niyyet et.
Korkuyorum, Garb´ın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel´anet."
Aynı kafadan ve aynı "dava"dan olanlar
size, siz de onlara bakıyorsunuz.
Bakışıyor, fakat anlaşamıyorsunuz...
Kuran-ı
Kerim tefsiri dizilmiş rafa, on cilt! Mehmet Akif, Yunus
Emre, Nurettin Topçu, Ziya Paşa, Fuzuli, Ahmet Arvasi,
ve daha niceleri...
Ne okuyan,
ne de anlayan var..
Kitaplar, vitrin süsü!
Kitaplar, gösteriş için!
Benim gülistanımın gülleri bunlar! Koklayan yok! Okuyan yok!
Kitaplar içinde "ehl-i kitap"lılar, kitapsızlaşmışlar,
heyhat!
"Bir bayrak rüzgâr bekliyor"ken, kitaplar da
okuyucu bekliyor...
Gülistanımızı meğer kendimiz tarümar
etmişiz. Bülbüllerin şakımasına meğer
engel olan bizmişiz..
Aynı kafa ve aynı "dava"dan olan etrafınızdakiler
yine yükseklerden konuşurken siz, bu kitapsız konuşanlara
artık fazla aldırış etmiyor, Ziya Paşa´ca
hüküm düşüyorsunuz:
"Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz"
Yine Ziya Paşa´ya takılıyor, derinden derinden
şu iki mısrayı hafızanızın
bir köşesine yerleştiriyorsunuz:
"Dehri(*) arasan binde bir adem bulamazsın (*):Dünyayı
Adem görünen harları(**) adem mi sanırsın" (**):Eşekleri
Davetli olduğunuz mekandan helallaşarak ayrılırken,
bu sefer Ziya Paşa´yı seslendiriyorsunuz:
"İncinmemek istersen eğer mülk-i fenada(*)
(*): fani dünya
Bir kimseyi incitmemeğe hasr-ı meram(**) et"
(**): dikkat, hassasiyet
SAYFA
BASI
Diğer
yazılar:
Bülbüller
ötmüyordu
Gülistan’ımızda
güller
Bizim
gülistan
Yalnızlık
Çilesi
Bakkal
Mühendis
Vatan
kurtaranarslan-2
Vatan
kurtaran arslan
Hacı
düğünü
Uyarı
Kabına
sığmayan adam
Çocuğum
Bizim
Bey
Baba
Seyahat
SAYFA
BASI
|
|
|