|
|
HİKAYELERİM Sizden
Biri
|
|
|
info@turkpartner.de
|
ÇOCUĞUM
Bir lokma kuru ekmeğe muhtaç olmayı bilirmisin?
Senin sofrandan arta kalan kaç lokma kuru ekmek bilirmisin ki,
kaç tane aç karın doyurabilir? Yavrular, hem de
milyonlar, yüz milyonlarca yavrular sabahtan akşama
kadar bir parça kuru ekmek için annesinin arkasıca, eğer
varsa annesi, göz yaşı döküyor.
Bilirmisin çocuğum?
Bir yudum su! Toprak, enine boyuna susuzluktan yarık yarık.
Çıplak ayakları ateş gibi toprak yakar. Toprak
suya hasret; ayaklar, bırak ayakkabıyı, yumuşak
ve serin toprağa hasret. Dudaklar, suya hasret toprak
gibi, enine yarık, boyuna yarık.Senin musluğundan
günün yirmidört saatinde akan suyun bir yudumu bir can
kutarabilir, bilirmisin?
Bilemezsin çocuğum, nerden bileceksin..
Sen, suyun "Rahmet" olduğunu nasıl
bilebilirsinki? Sana, içeceklerin şişelerde gelir.
Sarılı, kırmızılı ,beyazlı..Rengarenk!
Elmalı, muzlu, kolalı, limonlu sular.
Çeşit çeşit..Sen, suyu beğenmez, suyu
içmezsin. Halbuki su; yokluk, su; bolluk, su; felaket ve su;
hayat demektir.
Gözlerimin içine öyle manasızca bakıp durma! Bana
inanmıyorsan Somali´deki, Sudan´daki, Habeşistan´daki
çocuklara sor! Onlara da inanmıyorsan Afganıstan´daki
hemyaşlarına sor!
Bu gördüklerin filim değil çocuğum!
Bu gördüklerin, "bizim üstün medeniyetimiz" diye
göğüs gerenlerin Afrika ve Asya´daki sömürüden arta
kalanlarıdır.
Eve biraz geç geldiğimizde ödünüz patlıyor,
korkuyorsunuz. Çeçenistan´da, Bosna´da ve daha nice
-istanlarda gidip de gelmeyen analar-babalar vardır.
Onların da gözü yaşlı, gönlü buruk, gözü
yollarda yavruları vardır. Yavrucuğum!
Daha acısı, Filistin´de baba kucağındadayken
minnacık yüreği kurşun sesinden durma noktasına
gelmeden önce, o minnacık yüreğine kurşun
yiyenler de vardır.
Yavrucan! Bu gördüklerin "Holywood" filmi değildir.
Bu akan gözyaşları gerçek! Şu akan kanın
gerçek olduğu gibi.
Benim, çarşıda giyecek, sofrada yiyecek beğendiremediğim
çocuğum! Cepte telefon, evde bilgisayar-oyuncaklı
çocuğum! Parfümlü, joleli çocuğum!
Çeçenistan´ın dağları sarp, kışı
serttir. Afganistan da öyledir. Yavrular, bir parça çula,
bir sıcak yuvaya, birazcık barışa, birazcık
ziyaya ihtiyaçları vardır. Bir de huzura ve
hürriyete.Herşeyden önemlisi de; anaya ve babaya! Rahat
bıraksınlar, başka ihsan istemiyorlar. Anaları
feryat etmesin, babaları öldürülmesin. Bir de şu
gözü kör olası mayınlar var ya; ayaklarını
topal, gözlerini kör eyledi yavrucakların. Onların
da gözleri kör olur inşallah! "Medeniyet"in
ve "medeniler"in bombaları yuvalarını
başlarına yıktı yavruların. Onların
da yuvaları başlarına yıkılsın!
Ama çocuklarına bir de analara birşey olmasın.
Çünkü, onların kabahatı yok. Maalesef çocuğum,
maalesef böyle bir dünya da var. Bu dünya, başka bir
dünya değil. O dünya, yine bu dünyadır. Bu dünya
da iki yüzlü bir dünyadır. Bir yüzünde sen, diğer
yüzünde onlar yaşıyor. Bu iki dünyanın ortasında
veya arasında bir de bizim vatanımız var.
Anadolu´nun da yazları kavurur kışları
dondurur. Büyük şehirlerde Anadolu çocukları su
satar, ayakkabı boyar. Eve ekmek götürür. Köy yolları
kışın çetin olur. O yavrular, bir harf öğrenmek
için nice fedakârlıklar, nice çileler çekerler
bilirmisin?
Bilemezsin, nerden bileceksin çocuğum. Sen, onu bana sor.
Vatanımızda, var ile yok bir arada, çile ile sefa
yanyana. Memleketimiz de dünyamız gibi iki yüzlüdür
çocuğum. Bil artık bunları! Bilmeni istiyorum.
Hissetmeni, görmeni, duymanı istiyorum.
Vasiyetimdir sana; yetimler, açlar,
yoksullar, garipler sana emanet.
Ve istikbâl sana emanet çocuğum.
SAYFA
BASI
Diğer
yazılar:
Hacı
düğünü
Uyarı
Kabına
sığmayan adam
Çocuğum
Bizim
Bey
Baba
Seyahat
SAYFA
BASI
|
|
|