|
|
HİKAYELERİM Sizden
Biri
|
|
|
info@turkpartner.de
|
VATAN
KURTARAN ARSLAN – 2
Yanlız başına yola devam ederken kafası Türkiye
gerçeklerine çarpmıştı:
Daha işin başındayken "piyasa puştu"
olmuş arkadaşının söylediklerini hatırladı,
"sen sudan çıkmış balıksın".
Kendikendine acı bir tebessümle, "haklıymışsın"
dedi. Sudan çıkmış balık, yenilmeye mahkûm,
yani ölüme mahkûm! Demekki çevremdekiler benim bittiğime
kanaat getirdiler, yorumunu yaptı.
Bir de babasının bir tarihde söylediklerini hatırladı:
Oğlum, başarılı olursan sana güvenen,
inananlar hem sevinecek hem de çorbada onlarında tuzu
olmasından dolayı kendilerine pay çıkaracaklar.
Eğer başarısız olursan, herkes iki adım
geri çekilecek ve tek sorumlu sen olacaksın. Yenilgiye
kimse sahip çıkmaz. Sen de mağlup olmamaya gayret
et.
Emaneti korumak, güvene layık olmak, ümitleri boşa
çıkarmamak ve mağlup olmamak.....Omuzlarındaki
yükün ağırlığını dizleri taşıyamaz
hale geldi. Şakağından soğuk terler akıyor,
beyni zonkluyor, yürüyemiyordu.
Dünyanın neresinde nazının geçebileceği
dostu, arkadaşı, akrabası varsa hepsini aradı.
Kendi aklınca son bir hamle daha yapacak, borç alıp
borç kapatacak ve işi düze çıkaracaktı. Bir
kere adama, sen aslan, sen yiğit, sen vatan kurtarıcmızsın,
demişlerdi. Yine kendisine son emri verdi: Hodri meydan!
Rica-minnetle aldıklarını dağıttı
yetmedi. Hanımı nişan ve düğün hatıralarını
bir sabah masanın üzerine koydu; onlar da gitti.
Giden dünyalıkların yanına telafisi mümkün
olmayanlar da eklenmeğe başlamıştı:
Memleketim, vatanım, insanlarım derken gönül
telleri ayrı bir titreşim yapan kahramanımızın
sevgi-itimat dünyası ciddi sarsıntılarla karşıkarşıyaydı.
Pazarcının torbaya doldurduğu yarısı
sağlam yarısı çürük domatesi, bir cuma namazından
çıkarken cami avlusunda "çiçek balı"
diye aldığı, bal yerine glikoz şekeri, sütçünün
"taze süt" diye sattığı sulandırılmış
sütü, bütün haftayı yalan-dolan, faiz-tefecilik
hesaplarıyla geçirirken dilinden Allah-vallah`ı, iş
yerinden ayet-hadis´li yaldızlı tabelâları
eksik etmeyen esnafın cumadan cumaya sergilediği
sulandırılmış imanı, devleti temsilen
masadaki şahsın "bizi de gör" deyişindeki
aşağılık halleri, kahramanımızın
"son"unu yaklaştırıyordu. Bu son, bir
kara sevdalının sevdiği tarafından terk
edilişinden daha beter bir "son" olacaktı:
Ölümün bile bir kurtuluş olarak düşünüldüğü
bir "son". Yılların "birikimi",
hiçbir ard niyet olmadan verilen bir mücadelenin ve mücadele
dolu hayatın sağlamış olduğu
"kredi"nin "acaba?" sorusuyla muhatap olma
seviyesine inmiş olması, memleket sevdalısı
aslanımızın "hayatımın en büyük
hatası" diyeceği itiraf noktasına getirdi.
Vatan kurtarmak için vatan cephesine giden aslanımız,
cepheden perişan ve mağlup bir halde geri döndü.
Yaşadığına sevinmedi, sevinemedi. Acı
tecrübelerden başka hiçbir kazancı olmadı.
Hep kaybetti... Kendisinden başka kimseye küsmedi. O
hakkı ve yetkisi de yoktu zaten. Adîl olduğuna,
emanete ihanet etmediğine, fedakârlığı üzerine
düşenden daha fazla yaptığına ve hiçbir
şahsi hesabı olmadan samimiyetle mücadele ettiğine
olan inancı ve iman gücü onun ayakta durmasına en
büyük destek oldu.
Kahramanlıktan(..) perişanlığa dönüşen
hayat serüveninde ona en çok ızdırap veren hadise;
kendisiyle beraber, tahammülü güç olan bu mücadelede
sevenlerinin de çile çekmelerine vesile olmasıdır.
O´nun için bundan sonraki dünya haytı bir çile yumağından
ibaret olarak "son gün"e kadar devam edeceğe
benziyor.
---------------------------------------------------------------------------------------
("Hacının Düğünü" başlıklı
yazımızla ilgili düşüncelerini belirten
"Mustafa" adlı okuyucumuzun ilgisine teşekkür
ederim. Benim kim olduğumu hem soruyor hem de tahminde
bulunuyor. Kanaatimce benim kim olduğumdan ziyade, ne
yazdığım önemlidir, diye düşünüyorum.
İllâ da merak ediyorsanız aha ben: SİZDEN BİRİ)
SAYFA
BASI
Diğer
yazılar:
Vatan
kurtaran arslan
Hacı
düğünü
Uyarı
Kabına
sığmayan adam
Çocuğum
Bizim
Bey
Baba
Seyahat
SAYFA
BASI
|
|
|