Senin saçların Yıldızlar Ülkesi'nden almıştı
rengini... Aydede sana masallar anlatırdı, pencerenin kenarında...
Tenin, Anadolu'dan almıştı aydınlığını
bebeğim... Bunları bil... Sen; benimmemleketimin evladısın...
Bir yanın hüzne mahkum, bir yanın yarım da olsa gülecek bebeğim...
Ağlamayı, ağlama tadında.. ve gülmeyi gülme tadında
hiçbir vakit yaşayamayacaksın. Yaşadığın her
anın, bir tarafı hep eksik kalacak bebeğim. Belki hiçbir zaman
koşamayacaksın ipi kopmuş bir uçurtmanın arkasından...
Bir pencere önünden seyredeceksin, özgürlüğünü yaşayan
herşeyi... Belki senin gökyüzünde uçmayı düşleyen hayallerin
hiç olmayacak... Akranların koştururken, sen dolu gözlerle
seyredeceksin. Belki zaman zaman isyan da edeceksin... Senin bebeklerin olacak..
dünyan çok küçük olacak bebeğim...
Şakaklarında sancılar var memleketimin bebeğim...
Şafaklarında umutlar filizlenir ülkemizin... Uçsuz bucaksız bir
rahmetin ümidi içinde seni beklerken, memleketimin bereketli buğday
tarlalarının kokusunu keşke getirebilseydim sana...
Dedemin Cumhuriyet hatırası şapkasını.. benim
yaşadığım çocukluğun güzel yüzünü; damında,
tarhana kuruttuğumuz köy evimizin kırık penceresinden, dedemin
ekin ektiği tarlaları gösterebilseydim... Bağ yolunda, fasülye
bahçeleri içinden geçen o soğuk pınarın suyundan bir avuç
olsun yüzüne serpebilseydim...
Sana köy mezarlığında yatan atalarının kabirlerini gösterip;
Türkmen illerinden Anadolu'ya nasıl geldiğimizi, dedemden
dinlediğim gibi anlatabilseydim...
Sana çocukluğumun silinmez iz bırakan kahramanlarını;
"Kadıoğlu"nu "Abdışık"ı ve
"Allahverdi"yi ve onların bazen güldüğüm, bazen ağladığım
hikayelerini anlatabilseydim...
Sana Domuz Çukuru'nda pusuya düşürülen aşıkların
hikayesini daha anlatmamıştım oysa. Yoksul
aşıkların kanlarının arıklardan
aktığını bilseydin, ülkemin sevdalarının, ne
denli büyük olduğunu sen de anlardın bebeğim...
Gözpınarların suyunu Kızılırmak'tan alır
bebeğim, sen bilmezsin! Ve döktüğün yaşlar, Fırat'a akar,
bütün acılarını önüne katıp. Memleketin, ruhunu
nakış nakış işlemiştir; Galu Bela'dan beri,
Anadolu evladısın bebeğim...
Şakaklarında sancılar var memleketimin bebeğim...
Kaldır o hüzünlü başını ve uzat ellerini ülkemizin başı
dumanlı dağlarına... Bağlarına, bahçelerine yaz gelmiş
memleketimin, buğdaylar bereket türküsü söylüyor bebeğim...
Lastik ayakkabı giymiş çocuklar, ellerinde sopalarla koyun
güdüyorlar bak... Okulsuz köyleri, anasız, babasız büyüyen
yetimleri düşün bebeğim...
Şakaklarında sancılar var memleketimin bebeğim...
Sana türkülerini öğretecektim memleketinin... Her biri yürekte
bestelenmiştir... Sakın unutma...
Sana Fuzuli'den, Baki'den, Nedim'den Yunus'tan şiirler okuyacaktım
oysa... Gılgamış
Destanı'nı ilk ben anlatacaktım... Osman Gazi'yi, Fatih'i,
Kanuni'yi, Cem Sultan'ı benden dinleyecektin... Yıldırım'a
sen de benim gibi ağlayacaktın...
Sana Medine'den çekilişimizi, Malta'da dikenli teller arasında dimdik
duran o onurlu Osmanlı Paşa'sının, Fahrettin Paşa
olduğunu anlatacaktım... Paşa'mızın, acısına
dayanamadığım için kaldırdığım,
çerçevelenmiş resimlerini.. sana kaybettiğimiz toprakları gösterecektim
bebeğim... "Sen istersen, tekrarı hayal değildir"
diyecektim... Ecdadının ne denli yiğit olduğunu daha
duymamıştın...
Şakaklarında sancılar var memleketimin bebeğim...
Ninelerimizden dinleyerek büyüdüğümüz, Osmanlı askerlerine
yazılmış ağıtları.. Sarıkamış'ta
donarak ölen askerlerimizin ülkemizi nasıl yangın yerine çevirdiğini..
her eve bir ateş düştüğünü öğrenecektin... Anadolu'da
şehitsiz ev olmadığını söyleyecektim sana bebeğim...
Sana güzel dininden bahsedecektim bebeğim... Sen Nebi'nin ümmetisin...
Muhammedî'sin... Taif'den Nebi'nin kovuluşunu her okuduğunda, sen de
ben gibi kendini tutamayacaktın bebeğim... Sana Ebu Bekir'in gözyaşlarını,
Ömer'in fedailiğini, Osman'ın cömertliğini, Ali'nin cesaretini
anlatacaktım... Uhud'a benim gibi sen de ağlayacaktın
bebeğim... "Hamza gitti" diyecek ve iki büklüm olacaktın...
Bebeğim!
Memleket gülüm!
Bu yazıyı dilerim yıllar sonra bile okumazsın... Okursan,
acizliğimi, çaresizliğimi anlayacaksın... Ve acın
karşısında "baban" olmanın ne kadar zor
olduğunu; biliyorum, hiçbir zaman anlayamayacaksın...
Dünyanın bir yüzü hep karanlıktır bebeğim... Bir
yanında bahar çiçekleri, diğer yanında çöller... Bir yüzü
muştularla dolu, bir yüzünde yaslar...
Günler geceden kalmadır bebeğim... Gece nasılsa, gün de
öyledir... Hayat da böyledir...
Aslında hayatın.. ve artık benim de hayatımın, bir
yanı felçli bebeğim...