BAKÜ MEKTUPLARI
Tevfik
Abdin
|
|
|
atofiq@hotmail.com
|
İstanbul’da BENİ HEP ALDATTILAR...
doğrudur geçimimi sağlıyorum daha
ama inanın bu bir raslantı yalnız
yaptığım hiç bir şey doyma hakkını vermiyor
bana
rast gele korunmuşum
(talihim dönüverse yokum)
Bertolt
Brect
Tabii her hangi bir
fikirle iç-içe olduğunda,bir kadın bir çocuğa hamile kaldığı
gibi sen de o hamile kadın timsalinde olursun. Yazı işi de
böyledi. Beklenmedik bir anda,
beklenmedik
bir ortamda “ben gelmişim der “ ve sen bu mevzuya yüklenirsin
ta ki... onu yazıp tamamlayana değin yakanı bırakmaz. Şimdi
bütün günü başka bir yazı düşündüm ve beklenmedik bir misafir
gibi bu mevzu çöktü yakama ki, beni yaz...
beni yaz...
beni yaz...
Yazıyorum işte....
Ama benim
amacım kimseyi kırmak,
kimseyi
tedirgin etmek,
kimseyi
azarlamak değil. Sadece bu da bir yazıdır yazıyorum. Belki de
benim bu yazdığım yazı mevzusu İstanbul ortamı için çok doğal
bir şeydir,
yani bu o
kadar doğal ki,
kimse
kimseden incimiyor,
kimse
kimseden kırılmıyor bu olaylarda. Ama ben böyle şeylere bir o
kadar da alışık olmadığımdan çanım çok sıkılıyor ve bir az da
talihimi kınıyorum ve bir az da kendimden kuşkulanıyorum:
acaba belki de ben kendim kötü birisiyim ki, benim de karışıma
böyle insanlar çıkıyor: ya öyledir ya böyle... böyle, yani
nasıl: o tür ki, bu güzelim İstanbul ortamında artık insanlar
böyle şeylere alışıktırlar,
böyle şeylere
doğal bakıyor ve vız geliyor böyle şeyler bu gelişmiş,bu
Avrupalaşmış,
bu Batılaşmış
kent insanlarına bu yalan konuşmak...
Böyle düşünüyorum ki, yalan konuşmakta bir az beceriksizlik,
bir az zorunlu olarak kötü olmamak için geri çekilme denen bir
şeyler var...
Nasıl
oluyorsa olsun düşünüyorum: beni neden aldatıyorlar?
Türlü-türlü insanlar,
çeşit çeşit
kişiler aldattı beni bu İstanbul’da. Yani belki de onlara göre
bu aldatma değil, ama bana göre aldatmanın ta kendisidir ki,
var.
Başta bir kaç gazeteci arkadaş geliyor. Bunların arasında
Türkiye’nin çok tanınmış Köşe yazarları var bile. Benim saygı
duyduğum ve sevdiğim insanlar, yazılarına vurgun
olduğum,yazılarını izleyip okuduğum bir nicesi var. Tabii ben
bunların adını söylemeyeceğim o açıdan ki, belki hiç böyle bir
olay da olmayıp ben kendimden uydururum bunları ve kimse
düşünmesin, acaba bu ben değilim ki?...Hayır,hayır hakiketen
ben hiç kimseyi zor duruma sokmak fikrinde değilim ve hiç
kimse de bana borçlu değil, benim babama borçlu değil.
Birisi var,
hep söylüyor:
yahu sen bir
gel de benim yanıma. Gel oturalım konuşalım,bakalım ne var,
ne yok. Sen gel mutlak gel.
Yahu bilmiyorum ki, ne konuşacağız,ne tartışacağız,ne gerek
var bu görüşmeye. Kaç defa oturmuşuz,kaç kere konuşmuşuz. Her
şey ortada. Ben diyelim ki, bir hastayım,
bir eroin
tutuklusuyum ve sen de bilirsen ki, bunun dermanı,
ilacı nasıl
olursa da sende var. Kardeşim böyle durumda daha ne görüşmek
ne tartışmak ne muhabbet etmek. Bizler de bir söz var: dert
var dermanı da var...DERT BENDE DERMAN SENDE OLABİLİR.VARSA
SÖYLE YOKSA BU KONUYU SAKIZ GİBİ UZATMAYA NE LÜZUM
VAR,ARKADAŞ...NE GEREKSİNİM VAR....
Hayır kör tuttuğunu bırakmaz derler: hep söylüyor gel bir
oturalım bir konuşalım... Yıllardır böylece sürüp gidiyor bu
iş... günler değil,aylar değil yıllardır uzayıp gidiyor...
...Birisi de var: çok sevdiğim bir abidir. Teker-teker
görüşmüşüz konuşmuşuz ve sonunda yüzüme yüz bağlayıp,derdimi
anlattım : çok taasüf etti çok canıyanalık etti,çok acındı ve
telefonda son kez bir hayli görüştükten sonra bana dedi:vallah
bu İstanbul’u da biliyorsun,önceler yine bir az kolay idi bu
işler,şimdi bu kapılar tam açıldıktan sonra çok zorlaştı. Bir
bakıyım bir iki yerle görüşüm göreyim ne neler yapa
biliriz....
Hala de görüşüyor o abi...bu günlerde belki de bir yıl
olacak... sevgilisi askerlikte olan bir kız gibi
bekliyorum,ama askerlikten dönme var biliyorum. Bu işin ise
hiç sonu gözükmez....
...Yıllar öncesi tanıştığım ve hakkında röportaj
yazdığım,kendisiyle söyleşi yaptığım bir aktör arkadaş da var.
Yine de ya Allah diyip onu telefon açtım: sen bir az bekle
dedi. Ben bir iki kişiyle görüşüm seni ararım.” Seni ararım”
diyende ben artık bildim ki, aramayacak. Hala de arıyor
beni...
...Bir gün birisiyle tanıştım. Bir az konuştuktan sonra neler
vaad etmedi ki,aman Allahım. Senin için ben çalışma izni
alım,oturma izni alım. Yahu bunlar hepsi benim elimde. Bunlar
kolay bişeydir. Şimdi yıl ortasıdır. Yıl sonu gelsin bu iş
tamam...
Bu adam böylece “Tamam” diyende bir güldüm ve
dört-dörtlük bildim ki, bu iş tamam olmayacak. O açıdan
ki, böyle tamam‘ların tamam’ını ben hiç görmedim ve bu
tamam olayı benim içime öyle oturdu ki, beni öyle sardı
ki,hala bir yazı da yazdım ve yayınlattım. Adı da böyleydi:
TAMAM’IN TAMAM’I OLMUYOR .( bak: Ortadoğu gazetesi 15 nisan
1994)
... Çok sıcak,çok yakışıklı ve arkadaşımın tanıdığı ( yani
onun tanıdığı idi, benimle de o açıdan görüşüp
selamlaşıyordu) birisi yıllar öncesi o kadar dert anlayan
gibi gözüktü ki bana,bir ara evime davet ettim ve gelmese de
bir gün benden bir az para istedi borç. Çok değil bir az, ben
de ne yapıyım arkadaş Sovyet terbiyesi görmüş birisi adam
Allah borcu rica ediyor,ne yapıyım verdim: sonunda ne olsa
iyidir : git dedi istersin avukata ver ne para kardeşim...
Kendim son kerte, son derece kara bir gün içinde,yahu bu neden
böyle yaptı bilmem ki...
Bir arkadaş da vardı,bu sefer kendi işim değil de çocuğumla
ilgili bir işi ona anlattım ve bana dedi : bu iş çok kolay
bir işitir. Hallederiz. Ben işi çok uzatmam. Bir üç günde bu
iş tamam olacak.
Vah dedem vah.... yine de bu tamam sözü nereden çıktı
yahu. Kendimin aldatılmağım bir yana iyi ki, çocuğa birşeyler
söylemedim. İyi ki, söylemedim. Onu da ben az aldatmadım bu
konuda. Ben de dönüp olmuşum onun yanında başkalarının
yalancısı....Bizlerde böyle derler.
...Bir arkadaş da vardı. Çok sevdiğim çok saygı duyduğum
birisi. O da gazeteciydi. Sıkı görüşlerimiz oldu,bir vakitler
ve bir gün dedi ki, gel bir iş kurak. Bu iş de ne olsa iyidir.
Dedi ki, gel bir cizgi kitabı yayınlatayım. Belki bir kar
getirdi .And içiyorum ki, yani yemin ediyorum ki, birisinden
bir az para aldım ve kitabı yayınlattı. Kendisinin dediğine
göre kitap satılmadı ki, satılmadı ve bir yıl süreyle o paranı
bana zorla temin etti ki, sahibine verim...
Birisi de vardı...birisi de vardı... hatta bir çakmakçı da
vardı o da beni aldattı....
Bence bütün bunlar çok doğal. Çünkü ben bu İstanbul’a
aldatılarak gelmiştim...
Birisi de vardı.... birisi de vardı....
Ama,hayır...Birisi de vardı... Cana yakın, sıcak,son derece
kültürlü birisi. İstedadlı alim,açıkgözlü,alçakgönüllü, dünya
Türklerini seven,bütün Türklüğe sonsuz saygı duyan ve kendisi
zor şartlarda yaşasa da sevgisini esirgemez bir güzel Türk
aydını...
Hiç yalan konuşmadı...Hiç övgü dolu şeyler konuşmadı...Hiç
benem-benem demedi...Entelektual bir Türk aydını idi...
Evet idi...
Yukarı-aşağı iyi ki,onuysa tanıdım bu İstanbul’da...
ISTANBUL ACIBADEM
www.toabdin.by.ru
SAYFA
BAŞI
İstanbul’da
BENİ HEP ALDATTILAR...
Oğlum
Metin için
Gurbette
Bir Kırık
Ses
İstanbul’da
Rus abuhavası...Kişisel düşünceler (1)
BİR
YAZI ÜSTÜNE
İLGİNÇ
ARAŞTIRMA
SAYFA
BASI
|